Köylü ve esnaf ne kadar kulluklaşrılmış olursa olsun yalnızca kendilerine söyleneni yerine getirmekle yükümlüdür.Fakat tiran, kendine yakın olan diğer kişilerin alçaklaştıklarını ve kendinden lütuf dilendiklerini görür.Bu kişilerin tiranın söylediklerini yapmaları yeterli değildir; onun ne istediğini düşünmeleri ve hatta onu memnun edebilmeleri için düşüncelerini öngörmeleri gerekir. Tirana yalnız itaat etmekle kalmayacaklar, onu hoşnut da edecekler, işlerini yapmak için ugraşacaklar, didinecekler, onun keyifli olmasından haz duyacaklar ve kendi kişisel beğenileri yerine onunkileri benimseyerek mizaçalrını, doğal yapılarını değişmeye zorlayacaklardır.Tiranın sesine, söylediklerine, işaretlerine, gözlerine dikkat etmeleri gerekecek ve de arzularını bilebilmek ve düşüncelerini seçebilmek için sürekli olarak tetikte bulunacaklardır.Bu mutlu bir biçimde yaşamak mıdır? Buna yaşamak denenir mi? Bunları iyi doğmuş bir insana değil, fakat yalnızca sağduyuya sahip bir kişiye ya da hiç olmazsa bir insan çehresi olan kişiye söylüyorum.Kendine ait hiçbir şeye sahip olmayarak ve rahatını, özgürlüğünü, bedenini ve yaşamını başkasının ellerine vererek yaşamaktan daha sefil bir durum olabir mi?
Sık karşılaşılan başka bir işkence korkusu kurbanı da , insanlara her zaman iyilik eden, onlardan hiçbir minnettarlık görmeyince de şaşırıp dehşete düşen hayırseverdir.