Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi uzun zamandır okuduğum en etkileyici kitaplardan biri oldu. Okurken sık sık “hiç bitmesin” dediğim nadir eserlerden biri olarak hafızamda yer etti. Bir yandan kitabın sonunu büyük bir merakla
beklerken, diğer yandan Nora’nın hangi hayatı seçeceğini düşünmekten kendimi alamadım.
Özellikle Nora’nın evli olduğu, eşiyle mutlu bir yaşam sürdüğü ve Mori adında bir kızının bulunduğu hayata gerçekten tutunacağına inanmıştım. Bu noktada yaşadığı hayal kırıklığı beni derinden şaşırttı. Yazarın, okurun beklentisini bilinçli şekilde kırması hikâyeye gerçekçilik ve derinlik katmış.
Kitabın ödüller almasının boşuna olmadığı çok net hissediliyor. Her detayın özenle işlenmiş olması, olay örgüsünde mantık hatalarının bulunmaması ve felsefi alt metnin sade ama etkileyici bir dille verilmesi eseri güçlü kılıyor.
En etkileyici yönlerinden biri ise insana kendi hayatına sahip çıkmayı öğretmesi. “Başka bir seçim yapsaydım daha mutlu olurdum” düşüncesini sorgulatırken, yaşadığımız hayatın değerini fark ettiriyor. Zor bir dönemden geçtiğim bu süreçte bu kitabı okumak bana iyi geldi; umut verdi ve bakış açımı yumuşattı.
Kısacası Gece Yarısı Kütüphanesi, yalnızca okunup geçilecek bir roman değil; insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayan, iz bırakan bir eser. Uzun süre etkisinden çıkamayacağım kitaplar arasında yerini aldı.