Daha önce Akhilleus'un Şarkısı'nı okuyanlar aslında bu hikayeyi bilerek başlıyor kitaba. Nitekim Troya savaşını bu sefer de susturulan kadınların, Briseis'in gözünden okuyoruz. Akhilleus Briseis'in dört kardeşini de katlettikten sonra Briseis'i kendine ganimet olarak alır. Daha doğrusu halkı öyle istemiştir. Rüzgarın yönünü öğrenmek için kendi kızını kurban eden Agamemnon lanetten kurtulmak için cariyesini iade etmeyince savaşın gidişatı değişir. Ne olduysa Briseis Agamemnon'un malı olmuştur. Salgın tanrısı Apollon duy sesimi...
Yunanlılar savaşı kaybedecektir çünkü Akhilleus savaşmayı bırakmıştır. Yine çok aşina olduğumuz bir isim Patroklos O'nun zırhını giyerek Hektor'la çarpışır. Bir yanda Helen ve Paris bir yanda Hektor ve Andromahi ve de babasını görmeyen Pyrrhos. Akhilleus'un öfkesi ve savaş çığlıkları kulağımda yankılanırken Kadının; öfkesi, çaresizliği, gücü, güçsüzlüğü.. gerçekten içler acısı bi perde arkası okuyoruz. Kitabı beğendim ama sonuçta kurgu olduğu için kadınların sesini, Briseis'in sesini daha çok çıkartmasını beklerdim yani daha çok kadın karakterlerin başkaldırısını kahkahasını... Yunan tarihe damgasını vuran yegane kadın Helen sanırım. Kitap gerçekten güzeldi herkese iyi okumalar...