Kübra

Oblomov önünde diz çökerek sordu: -Gözyaşlarınızı durdurmak için ne yapayım, söyleyin; emredin, her şeyi yapmaya hazırım… -Beni ağlatmak elinizdeydi, ama gözyaşlarımı durdurmak artık elinizde değil. O kadar güçlü değilsiniz. Bırakın beni!
Reklam
Aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki, daha şimdiden ne haldeyim. Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, sizinle ölçüyorum: ‘onu görmedim, göreceğim, görmeyeceğim, gelecek, gelmeyecek…’
Aciz insanoğlu dehşet ve hayret içinde çevresine bakar, hayalinde tabiatın ve kendi varlığının sırlarını açacak anahtarı ararmış. Belki uykulu ve uyuşuk bir hayatın sonsuz sessizliği, hareketsizliği, maceraların, tehlikelerin, korkuların yokluğu, insanı gerçek hayatın ortasında bir hayal dünyası yaratmaya götürüyor ve aylak düşüncesi bu hayal dünyasında istediği gibi at oynatıyor ya da olanın bitenin nedenini onun dışında arayarak en tabii olayları, onlarla hiç ilgisi olmayan nedenlere bağlıyor.
Zaten yaşlanmak geçmişten artık korkmamak demektir.
Belli bir hedefi olmayan her hayat bir hatadır.