Pusula

Pusula
@theoverthinker
İflah Olmaz Bir ASOSYALİM : Yaşamak zorunda bırakıldığım bu son derce garip gerçek dışı dünya sanki hasta bir beynin ürünü kötü bir fantezi.
LİSE
İSTANBUL
İSTANBUL, 3 Aralık
1068 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Kanserle ilgili yaygın efsanelerden biri (onu Susan Sontag da hatırlatır) hastalığın duyguların aşırı bastırılmasından tetiklendiğidir. Bununla herhangi bir bağlantısı olmaksızın, babamın ilk defa, kendi babasına hiç sarılmamış olmasının ne kadar aptalca olduğunu söylediğini duydum, onlara öğretilen buymuş, duygularını göstermemek, bize karşı da katı olmuş, bunu en sonunda hafifçe geveleyerek söyledi... Bu küçük bir pişmanlık beyanı gibi bir şeydi. Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. Bunu deftere muska gibi yedi kere yazdım, bu sayının faydası olmalı. Artık başka bir şey istemiyorum, sadece çok acı çekmesin.
Sayfa 37 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
İnsan ebeveynini hayalinde defalarca defneder. Onların bir gün öleceği korkusu, en erken korkularımızdan biri olmalı. Çocukken gece yarısı kalkıp annemin nefes alıp almadığını kontrol ederdim, diyor bir arkadaşım. Bir çocuğun, tek başına kaldığında, onlarsız yaşayamayacağı kişiler için duyduğu doğal endişe. Onlar için midir, yoksa çocuğun daha çok kendisi için duyduğu bir korku mudur bu? O anda böyle bir ayrımın olup olmadığından bile emin değilim. Korku tek ve aynıdır.
Sayfa 22 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
"80’lerin başında bir öğle sonrası karşı evdeki komşumuzun banyoda hıçkıra hıçkıra ağladığını asla unutmayacağım. Ağlaması küçük açık pencereden yayılıyor, sessiz sokağın üzerinde süzülüyordu. Muhtemelen kimsenin duymaması için oraya kapanmıştı, oysa herkes dinliyordu. On yaşındaydım ve geri dönüşü olmayan bir şeyin olduğunu biliyordum, ölümden daha geri dönüşsüz ne olabilir ki? Komşumuz torununun öldüğünü yeni öğrenmişti, benim yaşlarımda bir kızdı. O öğle sonrası iki şey öğrendim: sadece yaşlıların ölmediğini ve yetişkin biri bile böyle çaresizce ağladığına göre, insanın bir yakınının ölmesinin çok korkunç olması gerektiğini. Evde yalnızdım ve yerimde mıhlanıp kalmıştım. Acaba komşumuza gitmeli miyim diye düşündüm. Kendisine zarar vermesinden korkuyordum, o küçük pencereden atlamak imkânsızdı ama belki başka bir şey yapardı, kim bilir? Öğleden sonra saat üçte, banyonun penceresinden minareden yükselen ezan sesi gibi yayılan o çaresiz feryadı asla unutmayacağım."
Sayfa 21 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Hep küçük evlerde yaşadım. Bir dairenin balkonuna baktığınız gibi kaç odalı olduğunu anlarsınız ya. İnsanların bunu bilmesinden çok utanıyordum. İnsanların bunu bilmesinden çok utanıyordu. Fakat sonra utandığım için kendimden utanıyordum; o yüzden yetişkin olduğumda sevgililerime ya da arkadaşlarıma karşı dürüst olur, umursamaz davranırdım. Fakat kız kardeşlerimin evimiz hakkında devamlı yalan söylediğini gördüm. Onlarla yüzleştiğimde ''Kendiniz hakkında niye yalan söylüyorsunuz'' dedim. Onlarda ''Ne fark eder ki? Etrafta dolaşıp ne kadar fakir olduğumuzu söylemek zorunda da değilsin sonuçta'' diye cevapladı. Ben yalan söylemek kokusunda bu kadar vicdan azabı duyarken onlar hiç umurlarında değilmiş gibiydi.
Sayfa 59 - Nova Kitap
Psikoloji
➤Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe. ➤Babam öldü. Ne yapacağımı bilmiyorum. ➤Ölümden daha stabil bir durum yok. ➤Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. Lütfen babam çok acı çekmesin. ➤Ölmekte olan babanızı izlerken en ağır şeylerden biri, o an elinizden gelenin en iyisini yapıp yapmadığınıza dair suçluluk duygusudur. ➤Babamın numarasını telefonumdan silmedim. Henüz değil. Bunu hiç yapar mıyım? Bilmiyorum. ➤Çiçekler aslında ölülerin gizli periskopları değil midir? Acaba ölüler dünyayı toprağın altındaki çiçeklerin saplarından mı izlerler? ➤Yaşayanlar ölülerin gözlerini kapatır. Ölüler yaşayanların gözlerini açarlar. ➤Ölümden korkmanıza gereke yok. O varsa biz yokuz. Biz varsak o yoktur. ➤Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz. Aramızdan ayrılan kişiden mi? Yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi?** ➤Neden hiç kimse başkalarının ölümüyle ne yapmamız gerektiğini öğretmez? Neden kimse bize nasıl ölündüğünü, nasıl ölmemiz gerektiğini öğretmez? ➤Ölüm bir dil meselesidir aynı zamanda. ''Öldü'' kelimesi kısa ve vurucudur. ➤Aslında babalarımız bizi severdi. Babam konusunda eminim, sadece bunu nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı. Onlara da hiç kimse bunu nasıl yapacağını göstermemişti. O garip zırhı ancak torunları aşabiliyordu. ➤Bir ölümü anlatmak onu yaşamaktan daha kolay değil. ➤Şimdiye kadar Latincenin ölü bir dil olduğunu bilirdim. Şimdi onun ölümün dili olduğunu biliyorum. Ölüm Latince konuşur.
Metis Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat-Düşünce
Reklam