O halde neden kibirli ve gafil durursun? Gurura kapılıp kendini salıverirsin? Azrail, bir gün ölüm orağıyla seni biçip gider. Seni, o desteleri götürdükleri çukura bırakırlar. Öylece amelinle kalırsın.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ey aziz! Ölüm gelmeden hazırlanmak gerekir. İbn-i Abbas(ra) şöyle buyuruyor:
“Yarın kıyamet gününde Hak Teâlâ dünyayı bir kadın şeklinde getirmelerini emreder. Gayet çirkin bir kadın; saçları ağarmış ve karışık, gözleri mavi, dişleri sarı, boğazı hor hor eden, ağzından irinler akan, pis kokan… Yüzüne kim baksa, bu kadından korkar ve iğrenir.” İlginçtir, dünya ehli, dünyanın bu gerçeğiyle ancak bu zaman karşılaşırlar. Yaşarken bunu bilmediklerinden peşinden sürüklenip ölürler. Evliya, dünyanın gerçeğini gördüğü için ondan kaçar. Gözünü ona kaydırmaz ve kendisine itibar etmez. Dünyadan pis kokular duyar, onunla sohbet etmez. Bu, dünyadan kaçmak değil midir?
“Allah dostlarına dünyalık verildiğinde neden alırlar?” dersen, cevap şudur: Sevdikleri için almaz, muhtaçlara dağıtmak için alırlar. Bu hem veren hem de kendileri için sevap hükmüne geçer. “Hem dünyayı kötülersiniz hem de dünyalık verildiğinde yok demeyip alırsınız.” şeklindeki bir itirazla karşılaşan kimi şeyhler şunu demiştir: “Cehennemden alır, cennete harcarız. Almaz isek cimri oluruz.”
Ey Aziz! Aklın varsa, dünyada şu 3 şeyle meşgul ol.
Meşgul olacağın 3 şeyden birincisi dünya seni terk etmeden senin onu terke etmen.
İkincisi, kabre girmeden kabrini imar etmen.
Üçüncüsü, Rabbinin huzuruna varmadan O'nu razı etmen.
Ey aziz! Kim dünyaya gönül verir ve dünyalık biriktirmekle uğraşırsa, varacağı yer burasıdır. Son pişmanlık fayda getirmez. Elinde fırsat varken, ömrün senin yârin iken; çalış, mücadele et, murdar ve kötülenmiş dünyadan kop, gönlünü dünya sevgisinden kurtar. Dünyanın kötülüklerini toplayan ve bu uğurda ömür çürütenleri gör, bak sonları nereye varıyor. Çalışıp biriktirdikleri tarumar olup mirasçılarına kalıyor. Kendi payına ise sadece bunların azabı düşüyor.
Ey aziz! Şu sultanlara bak. Gör, dünyaya geliyor ama ona hiç itibar etmiyorlar. Dünyanın ardına düşüp dünyalık toplamadılar. Hep ahiret amelleriyle meşgul oldular. Dünyanın; ahiret yurdunu kazanmak yolunda bir durak, bir konaklama yeri olduğunu bildiler. Dünyaya aldanmadılar, yolculukta kendilerine lazım olanı tamamlayıp kafileden ayrılmadılar. Dünyaya gönüllerini kaptırmadılar.
Dünya, kâfir ve fasıkların da düşmanıdır; onları aldatarak ve hileyle tuzağına düşürmüş, derece derece kendine inandırmıştır. Kâfir ve fasıklar, dünya hayatının aldatıcı nimetlerini gerçek sanar, arzu ve isteklerine ulaştıklarını düşünüp ferahlarlar. Halbuki hakkı bâtıldan seçemiyor, küfür ve tuğyanı fark etmiyorlar. Dünyaya aldanmakla âsi ve kâfir olduklarını bilemiyorlar. Dünyanın ticaretine, yeme-içmesine, mal-mülküne, çoluk-çocuğuna, ev-barkına, türlü zevklerine aldanıyorlar.
Bütün bunlarla gurura kapılıyor, halbuki mahrum ve iflas etmiş halde cehenneme gidiyorlar. Helal-haram demeden topladıkları mal-mülk, davar-koyun, hanım ve çocuklarına veya hiç sevmedikleri insanlara kalıyor. İnsanlar miraslarını güle oynaya yerken onlar toprakta yatıyorlar. Gördükleri azabın tesiriyle de şöyle çağrışırlar: “Rabbim, beni geri gönder. Tâ ki ben terk ettiğim imanı yerine getirip salih amelde bulunayım.” (Mü’minun, 99-100) Onlara şöyle cevap gelir: “Bu kadar ömrü dünyada geçirdiniz.
Dünya muhabbetiyle ömrünüzü yele verdiniz. Size verilen öğütleri tutmadınız. Şimdi artık böyle sözler söylemeyiniz.” Nihayet, başlarına gelen bu halin dünya sevgisinden kaynaklandığını anlar, dünyaya düşman olurlar. Ama bu fayda vermez.