"İstersen onları toplayabilirsin, ama sakın sulama, şu küçük kaltakları, ölürler... Pek hassastırlar, bizlerin, Rambouillet'de asker çocuğu okullarında yetiştirdiğimiz 'günebakanlara' benzemezler! Onların üstüne işesen de olurdu!... Her şeyi emip yutarlardı!"
İnsanlar, günler ve nesneler, bu yeşillikte, bu iklimde, sıcakta ve sivrisinekli ortamda, o kadar çabuk yok oluyordu ki, bunu fark edecek zamanı ancak bulabiliyordunuz. Kaçışı yoktu, iğrençti bu, parçalara, tümcelere, uzuvlara, pişmanlıklara, hücrelere ayrışarak, güneşte kayboluyorlardı, ışık ve renk çağlayanında eriyorlardı ve hem tadı hem de zamanı yanlarına katıyorlardı, kaçışı yoktu. Geride sadece göz alan bir endişe kalıyordu.