Bir de isminin İncil’deki hikâyesini annenin çok sevdiğini söylemiştin. Ama büyük bir balığın içinde kalmak çok korkunç, demiştin.
Matem büyük bir balığın içinde esir olmak gibi midir?
Taksicinin kurallara aykırı dönüş yapmak için ettiği küfürler bu ülkeye dair daha büyük bir şeyin göstergesi mi? Denizin derinliklerinde dev bir balina yüzerken yüzeyde yalnızca birkaç baloncuk oluşması gibiydi sokakta gördüğüm o sahne.
Bu ülkenin sorunu. Nedir buranın sorunu? Onu özetleyecek bir yüklem yok. O kadar çok ki. O yüklemlerin birçoğu günbegün basında karşımıza çıkıyor. Yüklemler, üstlerine vazife olmasa da, ısrarla manşeti başlatan taraf olmak istiyor. Hatta gevşek bir ipin üstünde kıvrılıp bükülerek gazetedeki manşetin başkahramanı olmaya çalışıyorlar.
Aslında belki de yaşamda başını beladan kurtarmak için en sık gereksinim duyduğumuz şey korkudur. Bana gelince, o gün bu gün bir daha asla başka bir silaha sarılmak istemedim, ne de başka bir fazilete.
Kısa bir süre sonra onlardan geriye ne kalacaktı ki zaten? Bir parça beyin... Ne işlerine yarayacaksa? Öyle değil mi ama?... Hele bu gittikleri yerde? İntihar etmeye mi? O gittikleri yerde bir parça beyin sadece o işe yarayabilirdi... Ne dersek diyelim, eğlence olmayan ülkelerde yaşlanmak pek de keyifli bir iş sayılamaz... İnsan, rengi iyice yeşile çalmaya başlayan aynalarda kendi yüzüne bakmak, gittikçe çökkün, gittikçe çirkin bir hâle gelişini seyretmek zorunda kalıyor... Yeşillikler içindeyken, çok kısa sürede çürüyüp gidersiniz, hele hava feci şekilde sıcakken.