"Bütün hikâyeler hem derin bir denizdir hem de küçük bir gölet." (s: 141)
Latin Amerika edebiyatı beni hiç pişman etmiyor. Fakat bu kitabı okurken ortalarına gelene kadar kitabı içselleştirenemiştim aslında; yani evet, iyi bir edebiyat ama bende karşılık bulamayacak mı acaba, diye düşündüm zaman zaman çünkü kitapta İlyada ve Odysseia'ya, hatta genel olarak Yunan mitolojisine epeyce atıf var, sonra Fernando Pessoa ve Marcel Proust gibi benim henüz okumaya cesaret edemediğim yazarlarla çok içli dışlı bir metin; ama bunlar kitabı anlamaya engel olacak gibi değil. Örneğin John Fowles'ın Büyücü'sünü okumadan önce Shakespeare'in Fırtına ve birkaç tregedyasını okuma gerekliliği gibi bir durum yok; zaten kitapta bahsi geçen yazarları okumuş olmak da yetmiyor bence, keza okuduğum yazarlardan da bahsediliyor kitapta, Oscar Wilde ve Samuel Beckett gibi. Okumuş olmak değil de okuyup aynı derecede içselleştirmiş olmak gerekiyor bence bu kitabı çok sevmek için. Mesela markette Oscar Wilde'ı meyve seçerken görmek, Proust'un bir soruya nasıl yanıt verebileceğini tahmin etmek, her şeye Pessoa'nın gözüyle bakabilmek, kendini bir Shakespeare diziesiyle ifade edebilmek gerek. Ben sanırım okuduklarımı dahi Brenda Hanım kadar içselleştirmemiş olacağım ki ilk yarısında sevsem de kalbimin orta yerine oturmamıştı kitap fakat sonrasında durum değişti, kitapla bağım giderek arttı ve nihayetinde sevdim.
Metinler arası gidip gelişinin yanında kitap müzikle de çok iç içe, özellikle David Bowie'nin Wild is the Wind şarkısını ezbere biliyor ve seviyor olmak kitpatan alınacak zevki bayağı bayağı artırır. Ben birkaç gündür sürekli dinliyorum, kitapla birlikte âdeta yeniden keşfettim şarkıyı. Müzikle kurulan bağ o kadar hoştu ki.
"Bu arada bulaşıkları yıkarken Wild is the Wind'in farklı bir
İdeal DefterBrenda Lozano · Notos Kitap · 2021606 okunma
Bir zamanlar bir deniz varmış, gündüzleri korkunç, geceleri çok güzel olurmuş. Rüzgâr şaşkın bir halde yaşıyormuş. O daima aynı yönde eserken nasıl olup da denizin aynı gün içinde hem korkunç hem de güzel olabildiğini anlamıyormuş. Belki de korkunç olan aynı zamanda güzeldir, diye düşünmüş rüzgâr.
Belki de korkunç olan aynı zamanda güzeldir Jonás.
Öyleyse acı neye dönüşebilir?
Belki de inen merdiven aynı zamanda çıkıyordur.