Sevgi Soysal'ı bir figür olarak çok güçlü, ilham verici buluyorum. 40 yıllık hayatına iyi bir külliyat sığdırmış, çağının ötesinde bir kadın. Eserleriyle tanışmayı uzun zamandır bekliyordum, sonunda bir kitabını okuyabildiğim için de çok memnunum.
Yenişehir'de Bir Öğle Vakti 70'li yıllarda geçen bir kitap; bir günü, hatta bir öğle vaktini anlatıyor bize. Ankara Kızılay'da devrilmek üzere olan bir kavağın etrafına toplanmış bir sürü farklı insan, farklı hikâye... Kavak sembolü ile her biri âdeta bir Türkiye yansıması olan çeşitli insanları içeren kurgusu gerçekten çok iyi, ilgi çekici bir fikir. Akıcı ve yalın üslubu ile kolayca okunan, bazı karakterleriyle sinir uçlarımıza dokunan, bazı karakterleriyle ise kalbimize dokunan iyi bir roman. Yalnızca birkaç naçizane eleştirim olacak.
Öncelikle kitabın ilk yarısında çok derinine inmediğimiz, neredeyse tipleme denilebilecek, her biri birbirine başarılı şekilde bağlanan karakterlerle "memleketimden insan manzaraları" misali hayatlara şöyle bir değiyorduk. "Kitabın konsepti bu sanırım" diye düşünürken bir anda Ali, Doğan ve Olcay'ın hayatına daha uzun konuk oluyoruz. Ali'nin romanın ana karakteri olduğu hissediliyor ki bence ilk yarısında bize bir Türkiye panoraması vadedildiğinden hiçbir karakterin derinleştirilmediğini düşündüğüm ve okuyucu olarak hiçbirinin hayatına uzun uzun dahil olmadığımız romanda bir anda bir karakterin ana karakter olarak dayatılması ve bu denli idealize edilmesi bence kurgunun ilk yarısının ruhuyla uyuşmayan bir seçim. Son olarak; kitaptaki burjuva nefreti ve işçi sınıfına olan aşırı sempati beni biraz rahatsız etti. Tabii yazıldığı dönemi ve o dönem aydınlarının sosyalizm sempatisi düşünülünce normal ama benim kişisel okuma zevkimi az da olsa sekteye uğrattı bazı "aşırılıklar".
Sonuç olarak;