"O istiyordu ki her şey tam bir sessizlik içine gömülüp kalsın, hiç kımıldamasın; ben de her şey bir bayram coşkunluğu içinde pırıl pırıl olsun, oynasın, zıplasın istiyordum. Ben onun cennetinin yarı ölü bir şey olacağını söyledim; o da benimkinin bir sarhoştan farksız olacağını ileri sürdü."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bunu anlatamam ki! Ama kesinlikle sen de bilirsin, başka herkes de bilir ki, kendinizin dışında, yine siz olan başka bir varlık vardır ya da olmalıdır. Eğer ben yalnızca bu beden içinde var olsaydım, yaratılmamda ne yarar olurdu; benim bu dünyada çektiğim büyük acılar Heathcliff'in de acıları oldu. Onların her birini daha başından beri gözledim, duydum. Benim yaşamım onda odaklaşır. Yeryüzünde her şey yok olsa da yalnız o kalsa, ben var olmakta devam ederim; başka her şey yerinde dursa da yalnız o yok olsa, evren bana tümüyle yabancılaşır. Ben artık bu evrenin bir parçası değilmişim gibi olur.
Okuduğum ilk Mahir Ünsal Eriş kitabıydı; bazı öyküleri sevdim, bazılarıyla hiç bağ kuramadım, okurken devamlı fikrim değişti kitaba dair. Fakat nihai olarak sevdiğimi söyleyebilirim. Kimi zaman bir boşanma gününe eşlik ederken kimi zaman bir insanın 10-15 yıllık zaman dilimini okuyoruz. Öykülerin 'küçük' olmasını sevdim, yazar bence bütün öykülerde aynı tarz anlatı kullanmış; nahif mi denir acaba? Bazı öykülere bu tat çok güzel uymuşken bazılarındaki bu üslûbu, edebiyatı bana geçmedi. Mesela çocukların gözünden anlatılan öyküler bana 'çocuk' gibi hissettirmedi. Sanki bizim çocukları gördüğümüz gibi aktarılmıştı. Yetişkin gözünden çocuk okuduğumu hissettim yani. Fakat sevdiğim öyküleri sevme sebeplerim yazara devam isteği uyandırdı bende.