"Adınla çağır beni, ben de seni benimkiyle," dedi ki hayatım boyunca böyle bir şeyi hiç yapmamıştım ve kendi adımı sanki onun adıymış gibi söyler söylemez, hayatımda daha önce hiç paylaşmadığım ve sonrasında da paylaşmayacağım bir diyara götürdü beni bu.
kendimizin en aşağıda bulunduğu bir dizi varlığı sıraya sokuyor, dışımızdaki her şey daha güzel, bizden başka herkes daha mükemmelmiş gibi görünüyor. ve bu da çok doğal bir akış içinde gerçekleşiyor. bazı şeylerin bizde eksik olduğunu çok sık duyumsuyoruz, eksiklerini duyduğumuz şey de çoğunlukla bir başkasında varmış gibi geliyor bize, sahip olduklarımızın yanı sıra yüceltilen bir parça gönül huzurunu bile ona layık görüyoruz. böylece şanslı kişinin, yani bizim hayal ürünümüz olan kişinin hiçbir eksiği kalmıyor.
oysa bütün zafiyetlerimiz ve dertlerimizle yolumuzdan sapmadan çalışmaya devam etsek, başkalarının yelkenleri ve kürekleri ile ilerlediği yolda biz dolaşıp zikzaklar çizdiğimiz halde one geçtiğimizi sıklıkla göreceğiz ve elbette insan bunu ancak başkalarıyla aynı konuma gelince veya onların önüne geçince anlıyabiliyor.