Hamnet veya Hamlet
5/10
·293 syf.··
2026 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 21:01
Hamnet Kişiler: Agnes: Shakespeare’in karısı, Doğan yetiştiricisi Susanna: Shakespeare ilk kız çocuğu Hamnet: Shakespeare’in oğlu ikiz Judith: Shakespeare’in kızı ikiz Mary: Shakespeare’in annesi John: Shakespeare’in babası Joan: Agnes’in üvey annesi Bartholomew: Agnes’in kardeşi Rowan: Agnes’in öz annesi Eliza: Shakespeare’in kız kardeşi Anne: Shakespeare’in ölen kız kardeşi Gilbert: Shakespeare’in kardeşi Edmond: Shakespeare’in kardeşi Caterina: Joanın kızı Joanie: Joanın kızı Margaret :Joanın kızı William: Joanın kızı James: Joanın oğlu Thomas: James: Joanın oğlu ******** Konusu; William Shakespeare'in 1596 yılında 11 yaşındayken veba veya benzeri bir nedenle ölen oğlu Hamnet'in hikayesini anlatıy-diyeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü kitabın konusu tamamiyle Hamnet’in annesi Agnes, hayatı ve evlat kaybının kimliği üzerinde yarattığı üzücü bir süreci konu olarak ele alır. Roman, Shakespear’in eşi Agnes'in çocukluktan gençliğine, üvey anne elinden evliliğe olan yaşamını, aşkını, sıra dışı özelliklerine, kahinliğine, çocuklarına olan düşkünlüğüne -özellikle ikizlerin doğumuyla daha da perçinlenen- ve oğlu Hamnet’in ölümüyle yaşadığı acıyı anlatır. Shakespeare ise bu kederi sanatına dönüştürme sürecine odaklanır. Ki bunu zaten bizler biliyoruz. Bu kitap bize bilmediğimiz ailenin diğer fertlerini başka bir kurgusallıkla da olsa bize sunuyor. Gariptir ki kitapta Shakespear ismi hiç geçmez ve Hamnet’in annesinin gerçek ismi olan “Anne” de geçmez. Yazarımız böyle uygun görmüş olsa gerek. Yazarımız 2020 yılında 2020 Women's Prize for Fiction (Kadın Kurgu Ödülü) alıyor. Ve sanki bu ödülü almak için yankı oluşturmak adına zorla yazmış gibi hissettim.
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,7bin okunma
Hissetmeyi ve bilmeyi birleştirebilmiş bir kişilik
7/10
·283 syf.··
2025 17. kitabı
Tekrardan merhabaalar:) Bugün 17. kitabımı da okudum. Oğuz Atay'dan okuduğum ilk eserdi. Açıkçası daha önce uzun uzun biyografi okumuş değildim, daha doğrusu biyografi kitabı okumuş değildim. O yüzden benim için iyi bir deneyim oldu. Neyse, incelemeye geçelim. Arkadaşlar bu kitap Mustafa İnan adındaki bir mühendisin hayat yolculuğunu anlatıyor. Kitap, kıyıda köşede kalmış bir eser değil, o yüzden eğer mâlumat elde etmek isterseniz kitap hakkında okuyabileceğiniz birçok yazı bulabilirsiniz. Fakat beni kitapta etkileyen bir yöne değinmek istiyorum. Mustafa İnan, pozitivist biri değil. Özellikle edebiyata olan düşkünlüğü çok kıymetli. Ayrıca kelime tahliline dair her şeyi çok seviyor. Maddede kaybolmamayı ve hayatı her yönüyle yaşamayı tavsiye ediyor bizlere. Anlamaktan ve hissetmekten bahsediyor. Sanki o günden bu günleri görmüşte eksik yanlarımızı tamamlaya çalışır gibi. Mutlaka okunmanızı öneririm. Özellikle storytel'deki beyefendi harika seslendirmiş kitabı. Güncel listem Türk Edebiyatı Okunanlar: 1. Çocukluğumun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü (65 sayfa) 2. Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi Gürpınar (84 sayfa) 3. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa (112 sayfa) 4. Yılkı Atı - Abbas Sayar (112 sayfa) 5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (160 sayfa) 6. İntibah – Namık Kemal (164 sayfa) 7. Aylak Adam - Yusuf Atılgan (192 sayfa) 8. Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali (250 sayfa) 9. Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem (264 sayfa) 10. Karartma Geceleri - Rıfat Ilgaz (264 sayfa) 11. İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali (267 sayfa) 12. Eylül - Mehmet Rauf (268 sayfa) 13. Yılanların Öcü - Fakir Baykurt (280 sayfa) 14. Bir Bilim Adamının Romanı - Oğuz Atay (283 sayfa) 15. Mücella - Nazan Bekiroğlu (344 sayfa) 16. Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov (417 sayfa) 17. Aşk -
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202020,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Dikkatsiz bir gencin faydasız eyvahı: İntibah!
8/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
Merhabaalarr Bugün listemden 15. kitabı okudum. Listede 15. kitap değil, 15. adet kitabı diyorum. :) Türk edebiyatının ilk edebi romanı olan İntibah'ı hızlıca bitirdim. Kısa, çok kaliteli bir yazardan çıkmış tatlı bir eser. Edebi dili gayet iyi. Konu sapmıyor ve okurken yazarın olayları çok uzatmadan ama kaliteden de taviz vermeden yazdığını hissediyorsunuz. Kısaca konusu şöyle: Ali isminde 21-22 yaşlarında bir genç var. Mahpeyker adında bir kıza aşık oluyor ve birtakım olaylar yaşanıyor. Ardından bu kızdan ayrılıp Dilâşûb adındaki diğer kıza aşık oluyor. Fakat işler yine kötü gidiyor ve olaylar birbirini takip ederek en nihayetinde hazin bir son yaşanıyor. Çok zamanım yok, hele hele kalitesiz bir esere hiç zamanın yok diyorsan İntibah tam senlik. --- Bu arada listemi buraya paylaşıyorum. Belki benimle beraber ilerlersiniz ve 5-6 yıl sonra bir edebiyat kurdu oluruz. :) Benimle beraber okuyacak arkadaş varsa bana da çok iyi gelir. Bundan sonraki okuyacağım iki eser Bir Bilim Adamının Romanı ile Cevdet Bey ve Oğulları. Daha sonra zaten tatilim başlayacak ve İnce Memed'i okuyacağım. 25 gün falan ayırdım ona. Dünya edebiyatına ise hiç girmedim daha. Bir süre de girmem diye düşünüyorum en azından yaza kadar. Ha bir iki eser aldım ama devamı zor gelir. Bu arada 5-6 yılda bitirmem için (şu an 21 yaşındayım ve hedefim 26-27, en geç 29'a kadar) yılda yine 4 veyahut 5 kitap bitirmem gerekiyor. Kendimize yapabileceğimiz çok iyi bir yatırım diye düşünüyorum. Umarım faydalı olur. *** Türk Edebiyatı Okunanlar: 1. Çocukluğumun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü (65 sayfa) 2. Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi Gürpınar (84 sayfa) 3. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa (112 sayfa) 4. Yılkı Atı - Abbas Sayar (112 sayfa) 5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (160 sayfa) 6. İntibah –
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
8/10
·423 syf.·
2025 107. kitabı
Öncelikle söylemeliyim ki kolay bir okuma olmadı. Ağır ilerleyen, zor açılan bir kitaptı. İki cilt olması ve 1000 sayfayı geçik olması dolayısıyla ilk giriş kısmının ağır ilerlemesini aslında olağan buldum ama yine de zorladı beni. Olaylar açıldıkça daha ilgi çekici bir hâl almaya başladı. Diyalogları daha keyifle takip etmeye başladım. Kitabın içine tam anlamıyla 150'den sonra girebildim diyebilirim. Peki kitabın konusu ne? Hans genç bir gemi mühendisi. Üç haftalık bir zaman diliminde sanatoryumda kalan kuzenini ziyarete gidiyor. Kuzeni hasta ve diğerleri gibi o da orada tedavi görüyor. Hem karakter hem görünüş hem de köken bakımından birbirinden oldukça farklı olan bu insanların ortak noktası hasta olmaları. Hepsi bir hastalıkla uğraşıyor, bazıları yenik düşerken bazıları da savaşıyor. Bazıları için hastalık günlük hayatın normal bir aktivitesi haline gelmişken bazıları içinse alışık olmadıkları bir durumla mücadele içinde olmayı gerektiriyor. Hans ilk başlarda sanatoryuma alışmakta zorlanıyor, orada gerçekleşen aktiviteler onu şaşırtıyor, bir yerde bu kadar kısıtlı kalma düşüncesi ile günleri geçiyor. Zaman kavramı da yazarın romanın tamamına yaydığı bir kavram. Olaylar ilerlerken bir yandan da zaman kavramı irdeleniyor. Başta akmak bilmeyen zaman, bir noktada su gibi akmaya başlıyor. Peki bunu ne sağlıyor? Alışkanlık mı? Aidiyet duygusu mu? Yoksa çok da başka bir şey mi? Hans üç hafta sonunda oradan ayrılmayı planlarken bir şeyler oluyor ve bu plan suya düşüyor. Orada kalmasını gerektiren bu olay ne? Uzun lafın kısası ağır ilerleyen ama ikinci cildi de merak ettiren bir kitaptı. Hans daha neler yaşayacak, sanatoryumdaki macerası nasıl sonuçlanacak, kuzeninin hastalığı nasıl ilerleyecek merak ediyorum. Aslında çok fazla detay var çünkü kitabın özü aslında
Edebiyat
Büyülü Dağ - Cilt 1Thomas Mann · Can Yayınları · 2019731 okunma
Yalnızlığın Anatomisi
9/10
·104 syf.··
2025 46. kitabı
Hepimiz hayatımızın bir noktasında içimizde tanımlayamadığımız bir eksiklik hissederiz. Sanki bizi tamamlayacak o “bir şeyi” arar dururuz. Psikanalist Jacques Lacan’a göre insanın arzusu tam da bu eksiklikten doğar; arzu nesnesi sandığımız şey aslında çoğu zaman bir yanılsamadan ibarettir. Yani, arzuladığımız kişi veya objeye tüm anlamı biz yükleriz, onu sanki yaşamamızın nedeni yaparız. Thomas Mann’ın Venedik’te Ölüm kitabındaki Gustav von Aschenbach karakteri de ileri yaşlarında tam böyle bir arayışın içine düşer. Yıllarca disiplinli, ölçülü bir hayat süren, yalnızlığı neredeyse erdem bellemiş bu yazar, Venedik’te karşılaştığı genç Tadzio’nun büyüleyici güzelliğinde adeta kendini tamamlayacak bir parça görür. Aschenbach, hayata tutunmak için ihtiyaç duyduğu nedeni bu masum çocuğun simgesel varlığında bulur – Lacan’ın bahsettiği o ulaşılmaz arzu nesnesi, Aschenbach için Tadzio oluverir. Aschenbach başlangıçta Tadzio’ya duyduğu ilgiyi kendi kendine masum bir estetik hayranlık olarak açıklar. Ne de olsa 14 yaşındaki bu Polonyalı çocuk, onun gözünde bir sanat eserinin canlı tezahürüdür; “sadece güzelliğe bakıyorum, bunda yanlış bir şey yok” diyerek kendini inandırmaya çalışır. Ancak içimizdeki boşluğu doldurmak için sarıldığımız bu tür bahaneler nasıl ki çoğunlukla kendimizi kandırmaktan öteye gitmezse, Aschenbach’ınki de bir kendini avutmadan ibarettir. Kısa süre içinde hayranlık, takıntılı bir tutkuya dönüşür. Aschenbach günlerini otelde ve kumsalda Tadzio’yu gözetleyerek geçirmeye başlar, hatta gizlice çocuğun ailesini Venedik sokaklarında adım adım takip etmeye kadar vardırır işi. Onun için Tadzio artık sıradan bir çocuk olmanın ötesine geçmiştir; Aschenbach’ın gözünde Tadzio, antik bir heykel kadar kusursuz, neredeyse mitolojik bir güzelliğin sembolüdür. Bu
Venedik'te ÖlümThomas Mann · Can Yayınları · 20074,675 okunma
8/10
·296 syf.··
2024 66. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2024 22:51
‘’Hain Koyunlar’’ ve ‘’Kairos’’ sonrası Berlin temalı eserlere devam… Kitap, evliliği yıkılmakta olan yazarın ruhsal durumu ile Berlin’in mikro ve makro tarihine yolculuğa çıkarıyor bizleri. Aslen İngiliz olan sanat tarihçisi ve yazar Kristy Bell eşi nedeniyle Berlin’e taşınır. Evliliğinde problemler yaşamaktadır. Bir gün evdeki su sızıntısı ile yolunda gitmeyen evliliği arasında bağlantı kurar, daha doğrusu bu kırılma anıdır. Oturduğu evi inşa eden Zimmermann ve sonra onu alan Salas ailesinin kişisel tarihlerinin peşine düşerken, Berlin’in milattan sonraki kuruluş döneminden 2000’li yıllara kadarki tarihini de anlatıyor. Bunların yanında Joseph Roth, Rosa Luxenburg, Bertolt Brecht, Thomas Mann, Hannah Arendt, Rebeca Solnit, Walter Benjamin, Christa Wolf, Theodor Fontane, İngeborg Bachmann, Margaret Atwood, Win Wenders, Fassbinder, Kathe Kollwitz.. gibi Berlin ile ilişkileri olmuş yazar, yönetmen, aydın ve ressamları da kitabına dahil ediyor. Bu sayede okuma zevki daha da artıyor. Sadece feng sui, aile dizimi kısımları bana çok hitap etmedi. Kendisinin de ifade ettiği şekilde bir tarihçi değil yazar. Kitap da şehir rehberi veya tarih kitabı değil. Belki bunların toplamı diyebiliriz.
Dip AkıntılarıKirsty Bell · Siren Yayınları · 2024150 okunma