"AKP ardı ardına çıkardıkları yasaları TBMM'den geçirerek küresel dayatmaya boyun eğdi. Hemen ardından...
Tohumumuzu koruyan tüm kurumlar tasfiye edildi. Tarımsal Araştırma Genel Müdürlüğü'ne (TAGEM) bağlı enstitülerde, Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğün'e (TİGEM) ait çiftliklerde, tohum üretip, ucuz fiyatlarla ve zamanında üreticiye ulaştırma şeklinde işleyen kamusal sistem pasifize edildi. Araştırma enstitüleri kapatılmaya başlandı"
Fransız edebiyat tarihçisi Van Tıgem, Hamsun'u Dostoyevski'ye benzetiyor. Bu benzetiş onun Açlık romanından başka bir şey okumadığını ispat eder. Çünkü Hamsun'un bir sefalet ve ıstırap abidesi olan bu ilk eserinde o büyük sefalet dâhisi Dostoyevski'nin bulunduğu yerler ihtimal gösterilebilir, fakat ikisi arasında kâinatı görüş ve kavrayış itibarıyla öyle büyük farklar vardır ki, her ikisini de okuyan bir adama yukarıdaki iddianın cahilce gelmemesi mümkün değildir.
Çiftliğin bir uçtan bir uca uzunluğu 75 kilometre. Genişliği 35 kilometre ile 40 kilometre arasında değişiyor. Çiftlik, dünyanın en büyük çiftliği dünyanın en modern araçlarıyla da çalışıyor.
AKP ardı ardına çıkardıkları yasaları TBMM'den geçirerek küresel dayatmaya boyun eğdi. Hemen ardından...
Tohumumuzu koruyan tüm kurumlar tasfiye edildi. Tarımsal Araştırma Genel Müdürlüğü'ne (TAGEM) bağlı enstitülerde, Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğü'ne (TİGEM) ait çiftliklerde, tohum üretip, ucuz fiyatlarla ve zamanında üreticiye ulaştırma
şeklinde işleyen kamusal sistem pasifize edildi. Araştırma Enstitüleri kapatılmaya başlandı.
Evet...
Anadolu'nun "genetik mirasının" birkaç küresel şirketin
mülkiyetine geçme sürecinin Turgut Özal ile başlayıp Erdoğan ile sürmesi böyle devam etti. Anadolu'yu kısır tohuma mahkum ettiler. Oysa Anadolu kadını buğdayla, pirinçle yemek yaparken "iyi-güzel" anlamında "artağan" derdi; yani çoğalan, bereketli...