KALBİM
Bir misafir odası benim küçük kalbim,
Lâkin her misafiri hemen kabul eylemez.
Biraz hırçın ve mağrur, bu esrarlı mâbedin
Kapalı kapıları, her gelen pek giremez.
Öyle bir oda ki bu, hiçbir eşya yok, bomboş.
Yalnız bir köşesinde vuran küçük bir saat,
Kapıları kapalı, üstelik bir hayli loş.
Bu kasvetli odaya verir bir parça hayat.
Bu misafir odası, bir misafir bekliyor.
Köşede duran saat vuruyor tik tak tik tak.
Gelecek diye her an günlere gün ekliyor,
Öyle bir misafir ki, bir daha çıkmayacak!
Anılar öylesine ürkünç ve solgundu. Yüzlerini bir türlü çıkaramıyordum eskiden sevdiğim insanların. Hangisinin gözleri ışıkta elâ, loşlukta zehir yeşiliydi; hangisiydi daima manolya kokan; yoo, o değildi, ötekiydi saatlerin tik takını gülümseyerek kendinden geçmiş dinleyen...
Bazı günler,'' dedi kadın boğuk bir sesle, "holdeki saatin tik taklarını dinliyorum. Ve beni bekleyen bütün o saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri, haftaları, ayları, yılları düşünüyorum.
Onlarsız geçecek olan onca zamanı. O zaman, nefes alamıyorum; sanki biri kalbimin üzerinde tepiniyor…”
Kendi değerinin arayışı icine girmek, birimi olmayan bir maddeyi ölçmeye çalışmak gibiydi. İbrenin tik diye sabit bir noktada durması asla mümkün olmuyordu