Bir şair yüreğinden dökülen o güzel mısralar..
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden Bebekler hayta hayta yürümeden Geleceğim diyorum, geleceğim sana Ne olur kesin bir takvim sorma bana Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Beklesen de olur, beklemesen de Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde Hangi ses yürekten çağırır beni sana Geleceğim diyorum, takvim sorma bana Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi? Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden Gemileri yaksalar da geleceğim sana On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana Ihlamur çiçek açtığı zaman.
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir Elif kadar sade, bir Elif gibi derin ömür yolculuğu
Elif; gerçek bir sevgili,varoluşun başlangıç ve sebebi,kıyamete kadar yaşanılacak hayatın tüm yönleriyle gösteren bir ruh. Elif'i gördükten sonrası artık geriye kalan yolculukta tercihlerimiz yaşam haritamızı çiziyordu. Elif seni görmeseydim hayat hem daha güzeldi hem de daha zordu. Tılsım bozulmaz bugünü göremeden geçmişe bağlı kalırsak özlem duyduğumuz kişi kaybolmayacak mı? Duygular da boyut değiştirmeye başlıyor gibi ama tasa yok "ben her şeyi biliyordum." ________ Şiir Yıllığı 2006
Hayata Dair
sanki içimde yıllardır kapalı duran bütün pencereler aynı anda açılıyor da vuruyor duvarlara, gece içeri giriyor. soğukla beraber yasemin kokan bir bahçe, eski ama hala kanlı bir yara, yarım kalmış bir dua, çocukken çok istediğim ama kimseye söylemediğim bir şey de içeri doluyor. aşkı buluyorum orada. ve bu aşk ki, önce ruhen tanınmak gibi. görüyor beni en çirkin halimle, en savunmasız, korkak, yalın, muhtaç, saygısız bazen, bazen çok tırsak ve aşıyor ulaşılmaz tarafımı, dokunuyor tenime. ben çözülüyorum, o korkmadan yanımda kalıyor, çözdüğüm her ilmeği izliyor ve elbette dokunmak çiğ bir şekilde, avucunun içinde hissetmek, belki de en kirli şeyleri yapmak istiyor bana, fakat asla kaçmıyor benden. bir el oluyor önce, temas ediyor incelen belime, içimdekiler birbirine bakıyor ve susuyor bir kaçış planına ortak gibi. silahlar köşede o an. uzansam tutarım, dolu bir silah belki de alnına yaslarım ama umursamıyor. etimin içine giriyor eli, ten olmaktan çıkıyor, bir is gibi sızıyor, bir kağıda yazılmış ve yakılarak dumana dönmüş bir tılsım gibi, açıyor beni, açılıyorum, yerleştikçe yerleşiyor, derinlerime saplanıyor, büsbütün oluyoruz, damarlarımda küçük bir gezi ve kalbimi buluyor. dokunuyor. asıl silah o ve o, bu silahı avucunun içinde tutuyor
Roma’yı çökmekten asırlarca koruyan ve onu sığ bir şehir devletinden gerçek bir "cihan imparatorluğu"na dönüştüren en büyük tılsım; etnik bir kimliği, hukuki ve siyasi bir üst kimliğe dönüştürebilme kabiliyetiydi. M.S. 2. yüzyıl bu entegrasyonun zirvesidir ve arkasından gelen süreç dünya siyaset tarihini kökten değiştirmiştir. Roma, mülkiyet ve yönetim hakkını sadece İtalya yarımadasındaki elitlere saklamadı. M.S. 2. yüzyılda, Roma İmparatorluğu'nun en parlak dönemini yaşatan "Beş İyi İmparator"un önemli bir kısmı İtalya dışındandı. Trajan ve Hadrianus: Bugünün İspanya (Hispania) topraklarından çıkıp geldiler. Antoninus Pius: Kökeni Galya’ya (Fransa) dayanıyordu. M.S. 193'te tahta çıkan Septimius Severus ise Kuzey Afrikalıydı (Libya) ve aksanlı Latincesiyle Roma'yı yönetti. Yani Roma, daha 2. yüzyılda en tepedeki yönetim mekanizmasını bile etnik kökene bakmaksızın "Romalılaşmış" taşralılara açmıştı. Bu tarihsel eğilim, M.S. 3. yüzyılın hemen başında (212 yılında) İmparator Caracalla’nın çıkardığı Constitutio Antoniniana (Caracalla Fermanı) ile hukuki nihayetine erdi. ​Bu fermanla, imparatorluk sınırları içinde yaşayan (köleler hariç) tüm özgür erkeklere tam Roma Vatandaşlığı (Civitas) verildi. O günden sonra Britanya'daki bir köylü, Mısır'daki bir tüccar ve Suriye'deki bir memur hukuken aynı haklara sahip birer "Romalı" haline geldi. Roma’nın başardığı ama Gaznelilerin, Emevilerin veya Osmanlıların tam anlamıyla hayata geçiremediği fark şuydu: Roma, aidiyeti "hukuk" üzerinden tanımladı; Doğu imparatorlukları ise "askeri sadakat ve vergi" ilişkisi üzerinden. Doğu imparatorluklarında Roma'daki gibi evrensel bir "vatandaşlık" kavramı gelişmedi. Onun yerine Reaya (güdülen, vergi veren kitle) ve Askeri (yöneten, vergi toplayan elit) ayrımı vardı. Emevilerde Müslüman
Tarih
"Bir insanın ruhu kırıldığında, sesi içeriye doğru akar. Dışarıdan sakin görünmesi, içinin sakinliğinden değil, göçüğün altında kalmasındandır."