sanki içimde yıllardır kapalı duran bütün pencereler aynı anda açılıyor da vuruyor duvarlara, gece içeri giriyor. soğukla beraber yasemin kokan bir bahçe, eski ama hala kanlı bir yara, yarım kalmış bir dua, çocukken çok istediğim ama kimseye söylemediğim bir şey de içeri doluyor. aşkı buluyorum orada. ve bu aşk ki, önce ruhen tanınmak gibi. görüyor beni en çirkin halimle, en savunmasız, korkak, yalın, muhtaç, saygısız bazen, bazen çok tırsak ve aşıyor ulaşılmaz tarafımı, dokunuyor tenime. ben çözülüyorum, o korkmadan yanımda kalıyor, çözdüğüm her ilmeği izliyor ve elbette dokunmak çiğ bir şekilde, avucunun içinde hissetmek, belki de en kirli şeyleri yapmak istiyor bana, fakat asla kaçmıyor benden. bir el oluyor önce, temas ediyor incelen belime, içimdekiler birbirine bakıyor ve susuyor bir kaçış planına ortak gibi. silahlar köşede o an. uzansam tutarım, dolu bir silah belki de alnına yaslarım ama umursamıyor. etimin içine giriyor eli, ten olmaktan çıkıyor, bir is gibi sızıyor, bir kağıda yazılmış ve yakılarak dumana dönmüş bir tılsım gibi, açıyor beni, açılıyorum, yerleştikçe yerleşiyor, derinlerime saplanıyor, büsbütün oluyoruz, damarlarımda küçük bir gezi ve kalbimi buluyor. dokunuyor. asıl silah o ve o, bu silahı avucunun içinde tutuyor