Müminiz gelin hep beraber gardaş olalım Ey Resulüm insanları Rabbinin yoluna islama hikmet ve güzel öğütle çağır onlarla en güzel şekilde mücadele et Nahl Suresi 125 Rabbi Kerimin yolu hikmet ve öğüttür İnsanı Rabbim iyilikleri ile öğütür Hikmet ve öğüt alan eder tefekkür Yeryünü gezip dolaşan en güzeli düşünür Rabbim çağırır hikmet ve öğüt yoluna Davet eder davetçi hazineler kapısına Kuşkusuz mükâfat var Rahmet kapısında Yapılanlar elbet tartılır mizan tartısında Peygamberler demezki bana kul olun Onlar derki hayırlı amellere çalışıp yorulun Allah yolunda gidersen nasihat bulursun Nasihate uyarsan istikamete kavuşursun Ayetlerin muhatabı tüm canlılardır Gökyüzündeki kuşun bile zikri vardır Tebliğ ve davet doğruluk kapısıdır Haktan ayrılmayana mükâfat vardır Kul Nefsani derki Rabbimize lâyık olalım Cahillerle en güzel şekilde konuşalım Öğüttür hikmettir yolumuz buna çalışalım Müminiz gelin hep beraber gardaş olalım
Din
TÜRKLER ve ALEVÎLİK-KIZILBAŞLIK...
Allah Rasûlü'nün Türklerle savaşmaktan sakındıran ölçüsü mucibince İslâm yayılması, Türkistan sınırlarında durdu. Bununla beraber Emevîler devrinde olsun, Abbasîler devrinde olsun, İslâm'a karşı savaşan Türkler olduğu gibi, İslâm için savaşan Türkler de az değildir. Buna bakarak veya sadece bir tarafa bakıp diğer tarafı gargaraya getirerek Türkler hakkında genelleme yapılamaz. Türkler'in kitleler hâlinde Müslüman olmalarında üç belirleyici vardır: Hakanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han, Oğuz şeflerinden Selçuk Bey, Pir-i Türk Şeyh Ahmed Yesevî... Başka belirleyiciler de sayabiliriz: Gazneli Mahmud, Halife Harun Reşid gibi... Ama bu üçü, büyük yığınları gönüllü olarak peşlerinden sürüklemişlerdir. Ve üçü de Ehl-i Sünnet vel Cemaat yolundandır. Şöyle derler: Biz Türkler bid'ât nedir bilmez saf Müslümanlarız! Kılıçlarımız dünyalık içindi, bundan böyle Allah içindir. Anadolu Türklerinin ataları olan Oğuzlar, Sünnet ve Cemaat Ehli'ndendi. Aralarında, eski geleneklerini sürdüren itaatsiz Türkmenler de vardı. Ak Budun, Kara Budun; Göktürklere de illallah ettirdi, Osmanlılara da, Cumhuriyet döneminde ise krallığını ilân etti. Oğuzlar Anadolu'ya girdiğinde Sünnî idi. Alparslan, Süleyman Şah, Kılıç Arslan, Alaattin Keykubat, Ertuğrul Gazi, Danişmende Gazi, tümü sünnî idi. Anadolu'ya giren mânevî önderlerin hepsi de sünnî idi: Seyyid Mahmud Hayranî, Hacı Bektaş-ı Velî, Tapduk Emre, Yunus Emre, Sarı Saltuk, Barak Baba, Şeyh Edebali, Geyikli Baba, Ahi Evran, alayı... __Anadolu'ya Oğuzlar'la beraber Sasani batıniliği de girmiş midir? Buna hayır demek zor. Zira ilk asır sonunda Babai ayaklanması gibi devasa bir ayaklanma var. Bu ayaklanmaya katılan kitlelerin batınî olduğuna veya Alevîliğine dâir hiçbir işaret yok. (Bu konuda söylenenler spekülasyondur.) Bu bir
Türklerin tarihi
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çanakkalenin Alperen dedeleri Ne yazık ki ölmesini bilmeyen milletlerin vatanı yoktur! Çanakkale Mahşeri (Ciltli) Mehmed Niyazi Çanakkalede savaşıyordu aslan nefer Dediki ey torun bu vatan sana emanet Vatanı olurmu ölmesini bilmeyenin Yeri gelince önce vatan diyip Cenabı Hakka niyaz edeceksin Geçsede yıllar seneler Dua bekleriz bizede bir fatiha gönder İşte böyleydi çanakkalenin neferi İnsan o mahşeri okuyup öğrenmeliydi Ülkemiz ve bu doğduğumuz topraklar İçin yazıldı nice kitaplar destanlar Ve imanlı askeri çanakkalenin Dedilerki Cenabı Hakka iman edin Secdede başınızı o Yüce Rabbe eğin Yeryüzünün en güzel yeridir İbadet gözü ile baktığımız topraklar İbadet gözü ile bakan ibret alır İbadet ve iman eden insan Abdestli basar toprağa ve incitmez Elimizde tüfek iman vardı göğsümüzde Dedikki o dur Allah azze ve celle İşte bu iman ile harb ettik Çanakkalede Türk tarihine bir destan yaşattık
Şiir
Önce kıyam sonra tevekkül gelir Her şeyin değişebileceğini sananlardanız Bekleyenlerden, Umanlardan.” Yürümek Sevgi Soysal Hiç bir şeyi değistiremeyiz Mücadele etmeden gayret göstermeden İnsanın üstünü değildir gayretsiz insan Kıyam ile cihadı emrediyor Yaradan Siz kendinizi değiştirmeden Beklemeyin insanların değişmesini Büyük cihaddan küçük cihada döndük İşte böyle diyordu o gül peygamber Bekleme kalk ve mücadeleni göster Selahattin Eyyubi filistin fatihi O Yüce söyle kudüsü nasıl fethetti Önce kıyam ve cihat sonra zafer Yerinde otur şükür ve tevekkül et Bumudur hey gafil islamiyet Büyük bir devlet kurdu atalarımız Eyyubiler Timurlular ve gökte kartallar Açılsın yeniden kurt başlı sancaklar Selahaddin Eyyubi adadı hayatını İslam sancağını göğe kaldırdı Eyyubi devletinin kurucusu Allah dostu Oturan insanın duası kabul olurmu
Şah İsmail Hurufîler
Safevi Devleti'nin hükümdarı Şah İsmail'in Hurufilikle alakası var mıydı? Hurufiler oradan çıkma değil mi? 🤔 ● Safevi Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in, Hurufilik ile yakın bir ilgisi ve bu akımdan güçlü bir şekilde etkilenmişliği vardır. Şah İsmail (Hatai) aynı zamanda bir şairdir ve şiirlerinde (özellikle de "Hatai" mahlasıyla yazdıklarında) Hurufi inancının izlerini taşıyan temaları, özellikle de insanın yüzündeki harflerle ilgili sembolizmi kullanmıştır. ●​Safevi Hanedanı'nın dayandığı Kızılbaşlık inancının kökenlerinde ve gelişiminde Hurufiliğin ve onun takipçisi olan şairlerin (Nesîmî, Habîbî gibi) büyük etkisi olduğu kabul edilir. Hurufi düşünceler, bu coğrafyadaki mistik ve batıni (ezoterik) akımlarla birleşerek Şah İsmail'in siyasi ve dini hareketinin manevi zeminini oluşturmuştur. ​Hurufiliğin Ortaya Çıkışı Hakkında: ​Hurufilik, XIV. yüzyılın ikinci yarısında (yaklaşık 1370'lerde) İran coğrafyasında (Esterâbâdî/Gîlân/Tebriz bölgeleri) ortaya çıkmıştır. Kurucusu, Fazlullah-ı Hurûfî'dir (Fazlullah Esterâbâdî, ö. 1394). Fazlullah'ın idam edilmesi ve Timurlular tarafından takibata uğraması sonrasında, Hurufiliğin takipçileri Suriye ve özellikle Anadolu ile Rumeli'ye yayılmış, burada Bektaşilik ve Kızılbaşlık gibi akımlar üzerinde etkili olmuştur. Yani, Hurufilik İran'da ortaya çıkmış, ancak Anadolu ve Safevi topraklarında güçlü bir etki yaratmıştır.
Alıntı
TIMURLULAR
Emir Timur yıldızların uygun düştüğü bir anda, 27 Kasım 1404 Perşembe günü Semerkand'dan Aksulat'a doğru hareket etti ancak; havanın çok soğuk olmasından dolayı Aksulat'ta kışlanmasını buyurdu. Burada bir süre kalınıp, etrafa mektuplar yazıldıktan sonra, Moğollar üzerine yürümek maksadı ile Halil Sultan, Ömer Şeyh'in oğlu Ahmed, Emîr Hudaydâd Hüseynî, Şemseddin-i Abbas, Arlat Yadigar Şah, Sulduz Pir Ali, Burunduk, Nuşiveran ve daha bazı beyleri sağ kol olarak Taşkent, Şahruhiye; Emîrzade Sultan Hüseyin'in de sol kol askerlerinin bir kısmı ile Sayram taraflarına gidip oralarda kışlamaları kararlaştırıldı ve kendisi ise Otrar'a doğru hareket etti. Timur, Aksulat'tan hareket ettiği zaman yanında bulunan hanım ve şehzadelere ziyaretin uğur getireceği düşüncesi ile Şeyh Ahmed Yesevi'nin türbesine kadar kendisi ile birlikte gelmelerini buyurarak, 25 Aralık 1404 Otrar'a doğru hareket ve Sir Derya'yı buzlar üzerinden geçtikten sonra, 14 Ocak 1405'te Otrar'a vararak, Berdi Beg'in evinde kondular. Otrar'a varıldıktan sonra Musa Rekmal'i Pil ve bir başkasını da Sayram ile Kulan geçidi taraflarına, yolların durumu hakkında bilgi getirmesi için göndermiş, fakat her ikisi de yolların geçmek için uygun olmadığı cevabını getirmişlerdi. Otrar'a varıldıktan sonra Musa Rekmal'i Pir ve bir başkasını da Sayram ile kulan geçidi taraflarına, yolların durumu hakkında bilgi getirmesi için göndermiş, fakat her ikisi de yolların geçmek için uygun olmadığı cevabını getirmişlerdi. Muhakkak ki yaşlılığı ve güç şartlar içinde yapılan son yolculuk Timur'u iyice yormuştu. 11 Şubat Çarşamba günü ileri kuvvetlere hareket emri verildiğinde, Timur birdenbire hastalandı. Tabib Mevlânâ Abdullah-ı Tebrizi'nin bütün gayretlerine rağmen durumu günden güne kötüye gitmekte idi. Rahatsızlığı iyice artınca
Kitap Alıntısı