“Ne diyebilirim ki sana, varlığın sırları saklı senden, benden; bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. Bizimki perde arkasında dedikodu; bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.”
Elbette, ele aldığım ufacık bir konudan bu büyük sonuçları çıkarmam aşırı gözüpeklik gibi görünecek; ama ben her şeyin azda olduğuna inananlardanım. Çocuk küçüktür, ama büyük adam onun içindedir; beyin daracıktır, ama düşünceyi içine alır; göz bir noktadan öte bir şey değildir, ama fersah fersah uzamları kucaklar.
O zaman Suat’a da hayatının şu devresi kendi ömrünün, kendi kadınlık hayatının eylülü gibi geldi. Eylül… Birkaç gün hava ne kadar güzel olsa, bu kadarcık fani güzelliğe bile minnettar olmak gereken bir ay; içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın artık nasıl geçmiş, sadece bir mazi olmuş olduğunu hissettiren bir üzüntü ve hasret ayı.