Ama bu fizikçi üzüldü...
"Fizik ve tıptaki gelişmelerden kaynaklanan tehlikelerden korunmak için toplumsal ruhbilimde gelişme gereklidir."
Onun elindeki tıraşlı kafaydı, kafatası kılıçla kesilip doğranmıştı, ancak tam olarak parçalanmamıştı, kafatası gözler kısmında çokça çıkıntılıydı, kesilmiş siyah sakalı ve kesilmiş bıyıkları vardı, bir gözü açık, diğeri yarı kapalıydı, burun kısmında pıhtılaşmış siyah kan vardı. Boyun kısmı kanlı havluyla sarılıydı. Kafadaki yara ve kesiklere rağmen morarmış dudaklarının kıvrımında çocukça hoş bir ifade vardı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Zaman! Geçmiş! Ansızın herhangi bir şey - bir şarkı, tesadüfen burnuma gelen bir koku ruhumda anıların tıpasını çekiveriyor... Bir vakitler olduğum, bir daha asla olmayacağım her şey! Benim olmuş, gelecekte asla olmayacak şeyler! Ve ölüler! Çocukluğumda beni onca sevmiş olan o ölüler! Adlarını andıkça ruhum buz kesiyor; insan yüreklerinden sürüldüğümü, kendi gecemde yapayalnız kaldığımı, kapalı kapılarının dilsizliğinin karşısında, dilenci gibi ağladığımı hissediyorum.
Sayfa 258·Kitabı okuyor
Alıntı
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu
ve bebek nicholas da büyüyüp intihar etti
Bir oğlum olmuştu. Bir sevgi seli falan hissetmedim. Onu sevdiğimden bile emin değildim. Kafası canımı sıkmıştı, o asık suratı. Doktor Webb daha sonra bebeğin alnının pelvik kemiğime takılmış olabileceğini ve bunun bebeğin gelmesini zorlaştırdığını söyledi. Bebek 4 kilo 400 gram doğmuştu. (...) Bebek yıkanmış ve giydirilmişti, öyle sessizdi ki Ted'i yerinden kaldırıp bebeğin nefes alıp almadığını kontrol ettirdim. (...) Nicholas'la gurur duyuyordum ve ondan memnundum. Onu sevdiğimden emin olmam bir gecemi almıştı...kafası güzel bir şekil almıştı...kafatası kemikleri şişip onun kemikli kapıdan geçmesine engel olmuştu, arkası bombeli yakışıklı bir erkek kafasıydı. Koyu, mavi-siyah gözleri, asker tıraşlı çalı gibi saçları vardı.
‘birilerinin bana ihtiyaç duyuyor olması ne kadar zor ve ağır bir yük benim için. artık ben olmadan da işlerin yürüyebilmesini, günlerin geçmesini, trenlerin kaçmasını istiyorum ama dünya buna müsaade etmiyor. her daim dikkatli, çalışkan, düzgün tıraşlı ve nazik olmamı bekliyor.’
Sayfa 49·Kitabı okuyor