Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Korkuluk Safsatası
İkinci örnek, Sovyet Rusya'dan. Atmosferin dışına çı­karak Dünya'nın etrafında dönen ikinci kozmonot olmayı başaran Sovyet Gherman Titov'a 1962'de düzenlenen Ulus­lararası Uzay Sempozyumu'nda, Uzay'a çıkmasının dinî inancını değiştirip değiştirmediği sorulur. Titov soruyu şöyle cevaplar: Hayır... Tersine şimdi Komünist pozisyonu destekleyen ka­nıta sahibiz. Uzay'a gittim ve Tanrı'yı görmedim. Bu Tanrı'nın var olmadığı anlamına gelir. .. İbrahimî geleneğe mensup monoteist dinlere göre Tanrı, insan gözüyle görülemez. Bu dinî gelenekte, Tanrı; Kepler ve Newton gibi birçok bilim insanı ve düşünürün de ifade ettiği gibi "eserleri" aracılığıyla bilinir. Aslında kusursuz bir Tanrı'dan beklenen de budur. Tanrı'nın görünmesi O'nun fiziksel bir bedene sahip olması anlamına gelir ki bu durumda Tanrı'nın fizik yasalarına tabi olması ve onlarla kısıtlanması gerekir. Bu durum ise kusursuz bir Tanrı anlayışı ile bağdaşmaz. Nitekim Dünya'nın etrafını dolaşan ilk Amerikalı kozmonot olan John Glenn de Titov'un beklentisini -yani gözle görülecek bir Tanrı fikrini gülünç bulmuş, inandığı Tanrı'nın atmosferin hemen dışında kendisini beklediğini düşünmediğini belirtmiştir. Kaldı ki Tanrı, Titov'un hayal ettiği gibi gözle görülür -Noel Baba gibi bir figür olsaydı da, Dünya'nın dışında onu görmemek bir şey ispatlamazdı. Dünya, Samanyolu Galaksisi'nde görmezden gelinebilecek kadar küçük bir gezegen; Samanyolu ise Evren'deki yüz milyarlarca galaksiden birisidir. Dolayısıyla Titov'un zihnindeki Tanrı, Andromeda'da veya başka bir galakside olabilirdi. Her ne kadar Titov'un bu beklentisi çocukça olsa da, Rus kozmonotun bilimi Tanrı'nın varlığına karşı kullanma şekli dikkate alınmaya değerdir. Titov da tıpkı Uras'ın verdiği örnekte olduğu gibi, din ve Tanrı'yı basit ve saçma kavramlar olarak
Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şengör ve Yeniateistlerin Bilime Zararları
Şengör'ün ve yeni-ateistlerin yazılarının bilim için tehlikeli olma nedeni, sadece bilimin dinle çatışır bir şekilde resmedilmesi değildir. Şengör ve yeni-ateistler, bilime, bilimin talip olmadığı rolleri biçerek bilimin itibarını zedelemektedirler. Örneğin, onların yazılarından etkilenerek bilimin her konuda rehber edinilmesi gerektiğine inanan bir kişiyi ele alalım. Bu kişi, bilimin ahlaki konularda sessiz kaldığını görerek bilime duyduğu güveni yitirebilir. Oysa bilimin her konuda rehber olmak gibi bir iddiası yoktur. Bu konuda verilebilecek iyi bir örnek Avusturyalı edebiyatçı Stefan Zweig'ın uğradığı hayal kırıklığıdır. Zweig, otobiyografisinde 20. yüzyılın başında Avrupa toplumlarının hemen her gün yeni bir icatla, yeni bir keşifle baş döndürücü bir değişimin içine girdiğinden ancak buna rağmen Birinci Dünya Savaşı'na sürüklenmekten kendilerini alıkoyamadıklarından bahseder. Sosyolojinin kurucularından Saint-Simon da bilimin ona yüklenen öncülük vazifesini yerine getiremeyip ordunun ihtiyaçlarına uygun bilgi üreterek yıkıcı bir araca dönüştüğünden yakınır. Sonuç olarak Şengör gibi bilimden bir hayat rehberi yaratmak isteyen düşünürler, bilime yüklenen rehberlik misyonunun bilimin yetkinlik alanını aştığını görmemekte, bilimin normatif değil, deskriptif olduğunu unutmaktadırlar. Oysa bilim tarif eder, açıklar, öngörür; onun hayatlara yön verme gibi normatif bir yönü yoktur. Özetle, bilimin ne işe yaradığının, nerelerde söz sahibi olduğunun doğru tespit edilmesi ve bilimin sessiz kaldığı konularda bilim insanlarının ideolojilerini bilimsel kılıf içerisinde sunmaya çalıştıklarının gösterilmesi; bilim düşmanlığının bir yansıması değil, bilime saygının bir gereğidir. Yine de bu kitap nedeniyle, Şengör'ün akademik başarılarına atıfla "tereciye tere satmak" ile
Düşünce
Meselâ âlem güzeldir. Demek sānii, hakimdir. Abes yaratmaz, israf etmez, isti'dâdâtı mühmel bırakmaz. Demek intizamı daima tekmîl edecek. Ciğerşikâf ve tahammülsüz ve emel öldürücü bütün kemālātı zîr û zeber eden hicrân-ı ebedi olan ademi, insana musallat etmez. Demek saâdet-i ebediye olacaktır.
Sayfa 340·Kitabı okudu
Türkçe Kur'ân mı var behey şaşkın?
Şimdi insaf ile düşünelim: Bu şerait altında Kur'ân'ı terceme ettim veya ederim diyenler yalan söylemiş olmaz da ne olur? Doğrusu Kur'ân'ı cidden anlamak, tetkik etmek istiyenlerin onu usuliyle Arabî yolundan ve tefasir-i merviyyesinden anlamağa çalışmaları zaruridir. Kur'ân'ın falan tercemesinde şöyle demiş diyerek ahkâm istinbatına, mes'ele münakaşasına kalkışmamalıdır. Bunu, imanı olanlar yapmaz. Kendini bilen ehl-i insaf da yapmaz. Kur'ân'dan bahsetmek istiyenler onu hiç olmazsa harekesiz olarak yüzünden okuyabilmelidir. Maamafih öyle kimseler görüyoruz ki, Kur'ân'ı, harekesiz olarak şöyle dursun harekesiyle bile dürüst okuyamadığı halde onun ahkâm ve maanisinden ictihada kalkışıyor. Öylelerini görüyoruz ki, Kur'ân'ı anlamıyor ve tefsirlere müfessirlerin te'villeri karışmıştır diye onları da kale almak istemiyor da, eline geçirdiği tercemeleri okumakla, Kur'ân'ı tetkik etmiş olacağını iddia ediyor. Düşünmüyor ki, okuduğu tercemeye âlim müfessirlerin te'vili değilse,cahil mütercimim re'yi ve te'vili, hatası, noksanı karışmıştır. Bazılarını da duyuyoruz ki, Kur'ân tercemesi demekle iktifa etmiyor da, "Türkçe Kur'ân" demeğe kadar gidiyor. Türkçe Kur'ân mı var behey şaşkın? Kur'ân Arabîdir. Zira ًانّا انْزَلْنَاهُ قُرْانًا عربِيّا )"Biz onu bir Kur'an olmak üzere Arabi olarak indirdik, gerek ki akıl erdiresiniz." Yūsuf 12/2) mansustur. Düşünmeli ki, Kur'ân'ı tefsir etmek üzere Peygamber'in irad buyurduğu hadise bile Kur'ân denemez. Denirse küfrolur. Hasılı terceme Kur'ân'dan mütercimin anlıyabildiği kadar bazı şeyleri anlatabilirse de hakkiyle anlatamaz. Anlattığı şeylerde de Kur'ân hükm-ü kıymetini haiz olamaz.
Sayfa 9 - 1.cild·Kitabı okudu
Düşünce
Nahiv
Çekim kuralları bilgisi, bunların nasıl kullanılacağıyla ilgilidir, ancak bu kuralların gerçek uygulaması değildir. Bütün bu kurallara âşinâ olan birçok seçkin gramerci ve yetenekli filolog, bir meslektaşına veya arkadaşına iki satır yazmaları, bir adaletsizlik hakkında şikâyette bulunmaları gerektiğinde veya herhangi bir düşünceyi ifade etmeleri istendiğinde hatalar vapabilir ve bozuk cümleler kurabilir. Arap dilinin kalıplarına göre cümle kuramaz ve doğru ifadeyi bulamazlar. Buna karşılık, iyi bir Arapça melekesi olan, düzyazı ve şiirle kendilerini mükemmel bir şekilde ifade edebilen, fakat özne ile nesne vb. ile ilgili dilbigisi kurallarını bilmeyen, Arap filolojisinin kuralları hakkında da hiçbir bilgisi bulunmayan pek çok kimse vardır. Bu da, dil melekesinin/ pratiğinin Arap filolojisinden çok farklı olduğunu ve onsuz da çok iyi yapılabileceğini gösterir.
Sayfa 889·Kitabı okudu