Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Toplumsal cinsiyet rolü
Genetik bilimdeki yeni gelişmeler, cinsiyet kimliğinin oluşumunda insan biyolojisinin önemini ortaya koymaktadır. Akademik platformda gerçekleştirilen tartışmalar, "kişinin genetik algoritmasına uygun davranmasının menfaatine olduğu, genlere rağmen oluşturulan öğretilerin insana zarar verdiği" tezini güçlendirmiştir. Kadın ve erkeğin cinsel kimliğinin oluşması ve cinsiyet rolünün pekişmesinde genlerden gelen miras etkilidir. Genler kendisine yazılanın yapılmasını ister, hatta emreder. Bir insanın cinsiyet kimliği, biyolojik unsurların üstüne kültürel doktrinlerin eklenmesi sonucunda oluşur. İnsanlarda cinsiyet kimliği ilköğretime başlamadan önceki yıllarda oluşur. Bunu çocukların zevklerinden ve oyunlarındaki farklardan anlarız. Mesela transseksüeller, fiziki görünüş itibarıyla erkek olsalar da, kendilerini kadın gibi hissederler. Onlara "Dünyaya yeniden gelseydin, hangi cinsel kimlikle doğmak isterdin?" diye sorulsa, eğer erkek ise kadın, kadın ise erkek olarak doğmak istediklerini söylerler. Bazen küçük yaştaki erkek çocuklarına kız çocuğu kıyafetleri giydirilir, kızların oynayacağı oyuncaklar alınır. Anne bu hareketi sadece hoşuna gittiği için yapar ve çocuğunun geleceğini düşünmez. Ancak sonradan çocuğun zevkleri, kendini kadın gibi hissedeceği şekilde gelişir. Ne yazık ki bu durumu ilerleyen yaşlarda değiştirmek çok zordur. Çünkü eşcinselliğin veya transseksüelliğin genetik eğilimden çok, öğrenmeyle geçtiği bilinmektedir. Ve çocukken öğrenilenler kolay kolay unutulmaz. Bir çocuğun cinsiyet kimliğinin sağlıklı biçimde gelişmesi için sevme şekline çok dikkat etmek gerekmektedir. Bilhassa erkek çocukların poposu sevilmemeli, çocuğun o bölgesi bir zevk alanına dönüştürülmemelidir. Ana baba, çocuğa erkek kimliğinde olduğunu öğretirse, çocuk kadınlar arasında dahi
Sayfa 118·Kitabı okudu
Düşünce
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Peygamberin Neslinin Kız Evlat ile Devamının Hikmetleri
O'nun ruhanî kuvveti gibi, cismanî kuvvetinin de feyz-ü kemali tebeyyün ettirilmek üzere kendisine hem oğul, hem kız zürriyyetler de verilmiş, fakat şeref-i Nübüvvet kendisiyle hatm edildiği ve binaenaleyh, O'nun Dini, Kitabı Kıyamete kadar bâkî olup kendisinden sonra Peygamber ba's olunmayacağı cihetle oğullarının bekaları halinde Nübüvvet'e mazhar edilmeleri, bu hikmete muvafık olmayacağı gibi Nübüvvetsiz olarak bekaları da tam mânâsiyle hayrü'l- halef olmalarına mani' ve şânlarına nakîsa olacağından onların mâsum olarak vefatları, hem kendi haklarında, hem de şân-ı Risalet hakkında daha hayırlı, daha kudsi olmuştur. Bundan başka bi'setinin umumiyyeti, dininin intişarı ve Ümmetinin tekessürü nokta-i nazarından bunun ümmet hakkında dahi hayr olduğunda ve bu suretle de Resulullah'ın, ümmetine üsve olması, kendisinin ecr- ü feyzını daha yükseltmiş bulunduğunda da tereddüde mahal yoktur. Zira oğullarının kendisinden sonra bekaları takdirinde Nübüvvet'e mazhar edilmeyince hiç olmazsa Imamet velâyetine väris kılınmaları yakışırdı. Bu ise, Imamet velâyetini ehliyyetten ziyade neseb verasetine hasretmek olacağından bu inhisar da bi'set-i Muhammediyye'nin umumiyyetine ("Onu her dinin üstüne çıkarmak için." Saf-61/9) hikmetiyle gönderilen hüda ve Hak dininin gayesine , ("Haberiniz olsun ki Allah yanında ekreminiz en takvalınızdır." Hucurat-49/13), ("Emanetleri ehline veriniz." Nisa-4/58) gibi fadl-ü fazilet esaslariyle bütün âlemde zuhur ve intişarı hikmetlerine münafı bulunurdu. Bu inhisar maksud olmayınca da, bu yüzden ümmet için fitneye bir sebeb-i zâhiri olurdu. Kadınlar da ise, Nübüvvet ve İmamet kaziyyesi esasen varid olmadığı için kızları hakkında bu mahzurlar varid olmaz. Bu vech ile Resulullah'ın zürriyyetini kız evladından tefeyyuz ettirilip de, erkek evladının
Sayfa 362 - 9.cild 108/3 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
Îman Tarifi
İman, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur. Sual: Avam-ı nâstan hakaik-i diniyeyi tabir eden ancak yüzde birdir? Cevap: Tabir etmemesi, bilmemesine delil olamaz. Evet çok defa lisan, insanın tasavvuratından incelerini tabirden âciz olduğu gibi kalbindeki ve vicdanındaki inceler de akla görünmez. Hattâ belâgat dâhîlerinden Sekkakî gibi bir zat; İmruu'l-Kays veya başka bir bedevînin ibraz ettiği belâgat incelerini kavramamıştır. Maahâzâ imanın var olup olmadığı sorgu ile anlaşılır. Mesela âmî bir adama, bu âlem bütün cihetleri ile, eczasıyla kudretinde, tasarrufunda bulunan Sâni'in, yarattığı bu âlemin bir cihetinde olup olmadığı gibi bir sorgu yapıldığı zaman "Hiçbir cihette değildir!" dese kâfidir. Çünkü nefiy cihetinin onun vicdanında sabit olduğuna delâlet eder. İman, Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsirine göre: "Cenab-ı Hakk'ın istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur." denilmiştir. Öyle ise iman, Şems-i Ezelî'den vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuâdır ki vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede bütün kâinat ile bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur. Ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki insan o kuvvet ile her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir. Ve keza iman, Şems-i Ezelî'den ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltı ile vicdanında bulunan bütün emel ve istidatlarının tohumları, bir şecere-i tûba gibi neşv ü nemaya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Din İslam
Değiştireceğim
İnsan ilişkilerinde her zaman doğru olanı ve üzerimize düşeni yapmalı, ama karşı tarafı değiştirmek gibi bir görevimiz de olmamalıdır. Değişmek, muhatabımızın sorumluluğudur. "Değiştireceğim" diye düşünülürse, karşı taraf savunmaya geçer ve kişilik çatışması daha fazla yaşanır. Doğru olan yapıldıktan sonra kenara çekilip yola devam edilmelidir. Bu zor kişilik tipleri genel olarak baskın haldedir.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Psikoloji
Sürekli Savaş Halindeki Kişilik
İnciten insanların üçüncü grubu ise, sürekli savaş halindeki kişilerdir. Kendilerini de, karşılarındaki insanı da kontrollü gerilim halinde tutarlar. Bu insanlar genellikle çatışmaya eğilimli, öfke ve nefret duygularını fazla yaşayan, kronik muhalif tiplerdir. Rekabetçi özellikleri fazla olduğundan yarışmacı olurlar. "Bu tabak neden böyle değil de şöyle duruyor?" konusunu bile çatışmaya dönüştürürler. Her sorunda üstün taraf olma kaygıları vardır. Böyle insanlar karşısında kişi, kendini hatalı, eksik ve aşağılanmış hisseder; çünkü onların tarzları budur. Bu davranışla hedefledikleri, karşı tarafın kontrolünü ellerinde tutmaktır. Bu kişiler, "Güç bende!" savaşı verirler ve kaybetmeye dayanamazlar. Her istediklerini almaya yemin etmiş gibidirler. Her zaman bu ön kabulle hareket eder ve alçak gönüllülüğü kişiliklerinden taviz vermek gibi algılarlar. Tuttuklarını koparan cinsten oldukları için çok iyi avukat olabilirler, ama asla iyi bir eş olamazlar. Bu kişilik yapısındaki kimseler, aile hayatı için çok tehlikelidir. Böyle biriyle evli olan kişi, eşine nasıl davranacağını mutlaka bilmelidir. Aslında karşılarındaki kimseyi inciten bu insanlar, kırılmaktan korktukları için bu derece hassastırlar. Saldırganlığı, incitilmeye karşı kalkan olarak kullanırlar. Fakat bu kişilerin etrafındakiler, incitilmekten korkar hale gelir. Zihinlerini sürekli, "Şimdi nasıl davranacak, ne diyecek?" soruları meşgul eder. İnciten insanlarla yaşayanlar, kendilerini karşı tarafın isteklerini yerine getirmeye ve fedakârlıkta bulunmaya mecbur hisseder, yaka silkerek de olsa kurallara uyarlar. Inciten insanlar, geçinilmesi zor kişilerdir, kolaylıkla kin tutabilir, gerektiğinde misillemeye başvururlar, kötülük yapmaya yatkındırlar. Çünkü öçlerini almazlarsa kendilerini kötü hissederler. Bu
Sayfa 58·Kitabı okudu
Psikoloji