Günümüzde, umranın (medeniyetin) zayıflaması ve çökmesi sebebiyle tıp, müslüman şehirlerinde düşüşe geçmiş gibi görünüyor. Zaten tıp, daha önce de belirttiğimiz gibi (bkz. beşinci bölüm, 28. başlık), sadece şehir umranının ve refahının gerektirdiği sanatlardan biridir.
Kırsal umrana mensup insanlarınsa, genellikle birkaç kişinin sınırlı tecrübesine dayanan tedavi yöntemleri vardır. Bu yöntem kabilenin yaşlı erkek ve kadınları tarafından yeni kuşaklara aktarılır. Bunların bir kısmı bazen doğru olabilir. Fakat (bu tür bir tedavi) herhangi bir tabiî temele veya insan mizacının yapısına uygun bir esasa dayanmaz. Eski Araplar bu tür tıbbı çok uygularlardı ve Hâris ibn Kelede ve diğerleri gibi ünlü hekimleri vardı.
Peygamberimiz aleyhisselâmdan nakledilen tıpla ilgili (tıbb-ı nebevî) hadisler de bu kabildendir. Vahiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu
tedavi yöntemleri, Araplar arasında alışılmış bir şeydi ve şeriatın emrettiği bir uygulama olarak değil de, o dönemin gelenek ve göreneklerinin bir parçası olarak Hz. Peygamber'in yapıp ettikleri arasında sayılıp anıldı. Hem zaten Peygamberimiz bize tıp veya diğer pratik bilgileri değil de, şeriatın kanunlarını öğretmek için gönderilmiştir. Nitekim hurmaların aşılanması konusunda yaptığı tavsiyenin sonunda kendisi şu itirafta bulunmuştur: "Sizler dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz. 190" (Müslim).[190 Peygamberimiz aleyhisselâm, Medine'ye hicretinin ilk yıllarında bir gün birilerinin hurmaları aşıladığını görmüş ve onlara "Siz bunu yapmasanız daha iyi olur!" demiş, onlar da aşılamayı bırakmışlar. Aşılamayı bıraktıkları haberi gelince şöyle buyurmuş: "Bu, onlara bir fayda temin ediyorsa, bunu yapsınlar. Ben sadece bir zannımı (kanaatimi) ifade ettim, beni zannımdan dolayı tenkit etmeyin! Ancak size Allah adına konuştuğumda onu