Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Ye's ve sû-i zandan neş'et eden zaaf-ı kalb, mazlumun -zálim'in darbelerinden, mütevali alâmından in'ikas eden- teellümatını kendi vicdanından izâle için; mazlûmun istihkakını arzu edip bahaneler bulur, "müstehaktır" der. Sefil, güneş vermezse; gölge edip manen zulme de yardım etmesin.
Sayfa 672·Kitabı okudu
Din İslam
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Vergileri Ölçüsüzce Artırmak Umranı Çökertir
Daha sonra vergiler tekrar yükselir ve hakkaniyet sınırlarını aşar, Vatandaşlar artık ekonomik faaliyetlerde bulunmaya ilgi duymaz. Harcamalarını vergilerinin miktarını faaliyetlerinden elde ettikleri ürün ve kârlarla karşılaştırdıklarında, gelirlerinin önemsizliğini görüp bütün umutlarını kaybederler. Birçoğu hiçbir şey yapmama, hiçbir girişimde bulunmama yolunu seçer. Sonuçta, vergi mükelleflerinin sayısındaki azalmaya bağlı olarak mâlî gelirde bir azalma olur. Çoğu zaman, bu düşüş karşısında yöneticiler, eksikliği ancak bu şekilde telafi edeceklerine inanarak vergi oranını artırırlar. Vergiler ve harçlar, artık ötesinde hiçbir fayda veya kârın mümkün olmadığı bir eşiğe ulaşır: Faaliyetlerin mâliyeti çok yüksek, vergilerse çok fazladır ve beklenen kârlar artık gerçekleştirilemez. Böylece, mâlî gelir düşmeye, vergilerse artmaya devam eder -çünkü çarenin hålä bu artışta olduğuna inanılır-, nihayetinde girişimlerde bulunarak gelir elde etme konusunda hiçbir umut kalmadığı için umran çöker. Bu girişimlerden ilk etapta asıl fayda sağlayan devlet olduğu için gerçek sıkıntıya düşen de devletin kendisi olur. Buraya kadar anlatıla gelenler dikkate alındığında, girişimleri teşvik etmenin en iyi yolu, o girişimleri gerçekleştirenlere uygulanan vergi oranının olabildiğince düşük tutulmasıdır. Bu şekilde, insanlar kâr ve kazanç elde edeceklerinden emin olarak aşkla şevkle faaliyete geçip girişimlerde bulunurlar.
Sayfa 414·Kitabı okudu
Düşünce
Bu zamanda İ'la-i Kelimetullahın en büyük sebebi maddeten ve månen terakki etmektir. Çünkü ecnebîler terakki ile bize galebe çaldılar. Biz de muhalefet-i Şeriat ve su-i ahlâkımızla onlara yardım ettik.
Sayfa 527·Kitabı okudu
Din İslam
Rabbin Gelmesi(89/28)
‎وَجَاءَ رَبًُكَ وَالْمَلَكُ صَفًا صَفًا ve Rabbin saf saf Melekle geldiği vakit. Hakk Teâlâ'nın böyle gelmesi mekândan mekâna intikal mânâsına olmayacağı mâlûmdur. Onun için bu gelişin mânâsında müfessirîn bir kaç vecih söylemişlerdir. Münzir ibn Saîd demiştir ki: «Bu mecîin mânâsı, nukle mecii değil, Hakk Teâlâ'nın halka zuhurudur. Nitekim Tâmmenin, Sahhanın gelmesi de böyledir.» Bir kısım Müfessirîn, mânâ, hazfi muzafile وَجَاءَ أَمْرُ رَبَّكَ Rabbin'in emri, hükm-ü kazası veya kahrı geldiği vakit demektir demişler. Bir çokları da Allah Teâlâ'nın kudret ve saltanatı âyâtının zuhur ve tebeyyününü temsil olduğuna kail olmuşlardır. Şan-ı İlâhî bir hükümdarın bizzat hâzır olarak icra-yi siyaset ettiği haliyle temsil olunmuştur. Zira onun bizzat huzuruyla zahir olan heybet yalnız vüzera ve vükelâsının ve bütün asâkir ve havassının huzuruyla‬‎ zahir olan heybet ve saltanattan yüksek olur.
Sayfa 58 - 9.cild·Kitabı okudu
Din İslam
Devletin Gelişme, Duraklama,Çöküş Safhaları
Devletin Aşamaları ve Durumunun Değişmesi, Aşamaların Değişmesiyle Halkın Ahlakının Değişmesi: Her devlet farklı safhalardan geçer ve yeni yeni şartlarla karşılaşır. Bu evrelerin her birinde, o devletin vatandaşları her bir aşamanın şartlarına uygun düşen ve başka safhalarda görülmeyen farklı karakter özellikleri kazanır. Gerçekten de karakter, tabiatı gereği, içinde geliştiği duruma bağlıdır. Bir devletin merhaleleri ve safhaları genellikle beş sayısını aşmaz. İlk safha; zafer, rakibini yenme ve önceki devletten iktidarın devralınması safhasıdır.Hükümdar, bu aşamada şan ve ihtişamın kazanılması, vergilerin toplanması, mülkün korunması ve milli savunma konusunda bir modeldir. Fethetmeyi mümkün kılan ve bütün canlılığını hâlâ koruyan asabiyetin gerektirdiği üzere, hiçbir konuda kendini toplumdan ayırmaz. İkinci safha, devletin başındaki kişinin, grubun diğer üyelerini dışlayarak, bütün yetkiyi kendi eline aldığı, otoriteye ortak olma konusundaki her türlü girişimi bastırdığı aşamadır. Bu evrede hükümdar, kendisiyle aynı soydan olan ve iktidar konusunda kendisi kadar iddiası bulunan kabilesinin ve ailesinin üyelerine boyun eğdirmek için kendi adamlarını edinmeye, çevresini azatlılar ve yardımcılarla kuşatmaya, sayılarını sürekli olarak artırmaya çalışır. Ötekileri iktidardan ve imkânlarından uzak tutar ve onların buna ulaşmak için bütün teşebbüslerini akamete uğratır. Bütün yetkiyi yakın sülalesinin elinde toplar ve elde etmekte olduğu tüm ihtişamı da kendi ailesine saklar. Kendi insanlarıyla mücadele etmek ve onları dizginlemek için harcadığı enerji, devletin kurucu atalarının iktidara gelmek için harcadıkları enerjiden çok daha fazla olur. Çünkü yabancılara karşı savaşmak zorunda olan o kurucular, asabiyete katılan herkesin desteğini alıyorlardı. Fakat bu ikinci
Sayfa 264·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce