GAYB: His ve ilimde veya vücudda hazır olmayan demektir. Birçok şeyler nefse'l-emirde, vücudda âlemi şehadette hazır olduğu halde birbirlerine nazaran gaib olurlar. Bir defa birine nazaran mevcud, mahsus veya malúm, hazır, diğerine nazaran mechul ve gaib olur. Mesele, bir kişinin kalbindeki kendisine nazaran hazır olduğu halde, başkasına nazaran gayb olur. Ve o kalb onun, başkasına nazaran gaybıdır. Nitekim يُؤْمِنُون بالغيب "Onlar ki gaybe iman edip" Bakara-2/3) bir mânaca بالقلب diye tefsir olunmuştur. Lakin gayb-ı mutlak değil, gayb-ı izafidir. Haddi zatında mevcud ve hazır olduğu için doğrudan doğru veya delâil ve emaratından bilinmek şanıdır. Henüz vücuda gelmeyen ve deläil-ü emaratı da bulunmayan bâzılarına nisbetle gayb olanları bildiği gibi henüz vücuda gelmemiş olanları da bilir. Ona nazaran gayb yoktur. فلا يُظهر على غيبه أحداً Fakat o kendi gaybına, yâni bütün kâinata nazaran gayb-ı mutlak olan ve bâtın isminin mazharı bulunan kendi ilmine kimseyi zâhir kılmaz. Açık ve kat'i surette izhar edecek yakînî bir keşf ile muttali' kılmaz. Onun için ins, ne cinn, ne Melek, ne bir şey gayb-ı mutlakı yakînen bilemez, böyle olması gayb-ı nisbiye dair bâzı ma'lūmat edinilebilmesine münafi olmayacağı gibi rüya, ilham, keramet veya hafi bazı esbab ile gayb-ı mutlaka dair bazı şeyler sezilebilmesine de münafi olmaz ise de, bunların hiç birisi zann ve vehimden ârî tam bir keşf ve izhar mânâsına yakînî bir ilim olamaz. Bundan dolayıdır ki, vakı'at üzerinde cereyan eden fennî istikraların, mantıkî istidlâllerin bile yarın için hükmü bir kıyastan ileri geçemez. Riyazî bir kat'iyyet ifade edemez. Zâhire nazaran mülahaza yürütmek başka, zahir olmak yine başkadır. Allah Teâlâ, henüz vücuda çıkarmamış olduğu gaybini kimseye zâhir kılmaz, izhar etmez. ٍاِلاَّ مَنِ ارْتَضَى مِنْ