Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
İmam-ı Şafii Hazretleri'nden de mervidir ki: «Bana istediğinizi sorun, Allah'ın kitabından ve Peygamber'inin Sünnetinden size haber vereyim, demişti. Bunun üzerine Abdullah Ibn Muhammed İbn Hârun: «İhramdaki bir adamın, Zünburu öldürmesi hakkında ne dersin?» dedi. İmarn-ı Şafiî de, cevabında: «Allah Teâlâ وما اتبكُمُ الرَّسُول فَخُذُوهُ وَمَا نَهِيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا )"Bir de peygamber size her ne emir verirse tutun, nehyettiğindende sakının." Haşr-59/7) buyurdu. Ve bize, Süfyan Ibn Uyeyne, Abdulmelik İbn Ömer'den, O, Rib'iyy İbn Hıraş'tan, O, Huzeyfe İbni'l- Yaman radıyallahü anh'ten tahdis eyledi ki, Resulullah Sallallahü Aleyhi vesellem : اقتدوا بالذى من بعدى أبي بكر وعمر "Benden sonrakilere Ebu Bekir'e, Ömer'e İktida edin. "(İbn Mâce: Mukaddime-11/97)buyurdu. Ve yine Süfyan İbn Uyeyne, Mis'ar İbn Keddam'dan O, Kays İbn Müslim'den, O, Tarık İbn Şıhab'dan, O, Ömer İbn Hattab radıyallâhü anh'ten bize tahdis eyledi ki, Hazret-i Ömer, Zünburu öldürmeği emretti.» [1] dedi. Yani Hazret-i Ömer'in emrine iktidayı, Peygamber emretti, Peygamber'in emrini tutmayı da, Allah Teâlâ, kitabında emretti. O halde Hazret-i Ömer'in emrini tutmak Allah'ın emri iktizasındandır. Bu istidlâl "Amirin emri, O amirin amirinin amirinin emridir"suretinde matviy bir mukaddimesi ecnebiyye ile yapılmış bir kıyasi müsavat değildir. Doğrudan doğru kübra olan وَمَا أَتِيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهِيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا "Birde Peygamber size her ne emir verirse tutun, nehyettiğinden de sakının. "(Haşr-59/7) nassından mefsulün netayic tarikiyle bir istintacdır.
Sayfa 457 - 7.cild·Kitabı okudu
Din İslam
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Miraç Buğra Tokaç

, bir kitap okudu
Puan vermedi·216 syf.·
42 günde okudu
·
2024 11. kitabı
Fatih Yahya Ayaz
9/10 · 30 okunma
Sonuç
Kendilerine özgü saltanat ve tek nesilli askerî aristokrasi anlayışlarıyla dikkati çeken Memlükler, İslâm tarihindeki en büyük müslüman-Türk devletlerinden birini kurmuştur. Bu devlet, kuruluşundan kısa bir süre sonra gerçekleşen Aynicâlût Savaşı'nda Moğollar'a tarihlerindeki ilk meydan muharebesi yenilgisini tattırmış ve böylece onların ilerleyişini durdurmuştur. Bunun yanı sıra daha sonra Moğollar'a karşı gerçekleştirdikleri ve önemli bir kısmından galibiyetle çıktıkları savaşlar, kendilerinin köle (memlük) olarak Orta Asya'dan bu coğrafyaya getirilmelerinin önemli müsebbiplerinden olan Moğollar'a verdikleri bir tepki olarak da dikkati çekmektedir. Diğer taraftan Memlükler yarım asırdan daha kısa bir sürede Suriye'deki Haçlı devletçiklerini de ortadan kaldırmayı başarmıştır. Daha sonra da Haçlılar'a karşı Akdeniz kıyılarında ve Kıbrıs'ta devam eden mücadelelerinden başarıyla çıkmayı bilen Memlükler, bu coğrafyadaki kadim hilâl-salîb (müslüman-haçlı) mücadelesinin en azından silâhlı dönemini müslümanlar lehine sonuçlandırmıştır. Bu mücadeleler, esasında, Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin tamamlayamadığı Haçlılar'ı bölgeden çıkarma misyonunu Memlükler'in üstlenmesi ve başarıyla neticelendirmesi olarak da görülebilir.
Sayfa 143·Kitabı okudu
Tarih
Musibet Mukadderdir
‎‫ما أصَابَ من مصيبة في الأرض ولا فِي انْفُسِكُمْ إِلا فِي كِتاب Ne arzda, ne de nefislerinizde hiç bir musibet isabet etmez ki her halde bir kitabda yazılı olmasın.‬‎ MUSİBET: Hedefine isabet eden mermi gibi insana şiddetle dokunan hadise ve felakettir. Arzda musībet, arzda herhangi bir zarar ve harabîye sebeb olan âfetler, ziyanlardır. Kuraklık, kıtlık hasılât veya hayvanata ârız olan afetler, ev veya şehir yıkımı, arazi ziyaı, zelzele vesair her türlü zararlara şamil olur. Ne-fislerdeki musibet de ölüm, hastalık, yara, bere, kırık, habis, işkence, açlık, susuzluk, züğürtlük gibi canlara teallük eden acılardır. Tatlı muvaffakiyyetler, Allah'ın fadlı olduğu gibi bütün musibetler de Allah'ın ilm-i ezelîsinde veya Levh- i mahfuzda yazılmış bir takdiridir. Öyle ki, من قبل أن نبراها o arz veya o nefsiler veya o musibeti yaratmamızdan, vücuda getirmemizden evvel yazmışızdır. O, nasıl mümkün olur denilmesin أن ذلك على الله يسير Zira o, Allah'a göre kolaydır. Çünkü Allah teâlâ, madde ve müddetten müstağnîdir. O halde mukadder olan musîbetten ise, kaçınmakla kurtulunmaz. O yazılmış ise, yalnız müsabakaya girişenlere değil, kaçanlara veya oturup zevk ve rahatına bakanlara dahi gelir çatar. Bu hususta böyle i'tikad etmeli ve o yolda hareket eylemelidir. Mesaibe karşı böyle kadere i'tikadın kalbe kuvvet ve metanet vermek gerek acı ve gerek tatlı hadisat karşısında sarsılmamak faidesi vardır. Bu şöyle beyan buyuruluyor: لِكَيْلَا تأسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ yazı şu hikmet içindir ki, gayib ettiğiniz dünya ni'metlerine gam yemiyesiniz, yerinmiyesiniz. Allah'ın takdiri böyle imiş diye mütesellî olup, metanetinizi muhafaza edesiniz. ولا تَفْرَحُوا بما اتبكُمْ Ve size verdiği ile de güvenmeyesiniz. Mağrurlanmayıp هذا من فضل ربى ليبلوني ءاشكر ام "("Bu Rabb'ımın fazlından dedi: Beni
Sayfa 397 - 7.cild 57/22 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
Filozoflara göre illetin tanımı ise şudur: Başka bir zâtın bilfiil varlığı yalnızca bilfiil kendisine bağlı olan her zattır ki aynı zamanda bu ilkinin (illetin) bilfiil varlığı diğerinin bilfiil varlığından kaynaklanır olmamalıdır. İllete bağlı olan (ma‘lûl) ise bilfiil varlığı başkasının varlığından kaynaklanan her zattır ve bu başkasının varlığı da onun (ma‘lûlün) varlığından kaynaklanmış değildir. “(Başkasının) varlığından kaynaklanan”, sözümüzün manası; “(başkasının) varlığı ile birlikte” sözünden farklıdır. Zira “(başkasının) varlığından kaynaklanan”, o şeyin kendisi itibariyle varlığının mümkün (mümkinü’l-vücûd) olması ve varlığının bilfiil zorunlu hale gelmesinin kendi zâtından değil de,başka bir zâttan kaynaklanmasıdır. Bu zât da bilfiil mevcut olan ve zorunlu olarak söz konusu varlığı ortaya çıkaran bir zâttır ki onun (ma‘lûlün) kendi başına varlığı salt mümkün; illetin varlığı şartıyla varlığı zorunlu; illetin yokluğu durumunda da varlığı imkan dışıdır.
Felsefe-Düşünce