Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Fıkıh&Zanni Bilgi
Burada bu kişiden bahsetmekteki amacımız, aklî konularda anlattığımız detaylı ve hassas araştırma yönteminin, daha en baştan, fıkhî konularda terk edilmesi gereğini belirtmektir. Dolayısıyla kesin bilgiyi elde etmeye yönelik olan yol ve yöntemle, zanni bilgiyi elde etmeye yönelik yol ve yöntemin birbirine karıştırılması, her iki ilimden azar azar tahsil edip her ikisini de ayrı ayrı kuşatamayan kişinin yapacağı bir iştir. [214] Aksine, bilmen gerekir ki nazarî-aklî konulardaki yakin/kesin bilgi var olan en değerli şeydir. Zan ise ulaşılması ve kazanılması en kolay olanıdır. Buna göre fıkhî konularda muteber olan zan , iki şey arasında tereddüt edildiği sırada, ileri atılmayı ya da geri durmayı mümkün kılacak, tercih ettirici bir unsurdur. Zira insanların ticaret yollarında ileri atılması, ticaret mallarını elinde tutup bekleme veya bu malları fiyatlarının düşmesinden korkarak satması; hatta yolculuklarında insanların iki yoldan birini tercih etmeleri ve hatta insanların ikisi arasında tereddüt etmiş oldukları bütün fiiller zanla ilgilidir. Gerçek şu ki akıllı kişi iki şey arasında tereddüt ettiğinde ve amacı bakımından bu iki şey kendi nezdinde eşit olduğunda onun bir seçim yapması kolay olmaz. Bu seçimi ancak hayale dayalı olarak ya da akıl yürüterek, iki şeyden birini tercih ederek yapar. Öyle ise iki seçenekten birini tercih ettiren ölçü bu akıllı kişinin zannıdır. Fıkhî konuların bütünü, müçtehitlerin halkın maslahatlarına dair fikir yürütmelerinden ibarettir. Bu ve bunlar gibi olan zannlar en küçük bir muhayyile ve en basit bir karine ile isabetli olarak yakalanıp elde edilebilir. Dünyadaki risk taşıyan işlere girişme ya da onlardan geri durma konusunda bütün akıl sahipleri zanna dayanırlar. [215] Fıkhî konularda bu ölçüdeki bir zan yeterlidir. Bu konuyu
Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kur'an Kainattan Bilimin Bahsettiği Gibi Etmiyor?
S: Ne için Kur'an da hikmet ve felsefe gibi kâinattan bahsetmiyor? C: Felsefe hakikatten udûl etmiş, kâinata mana-yı ismiyle bakarak kâinatı, kâinat hesabına istihdam ediyor. Kur'an ise Hak'tan hak ile nâzil olmuş, hakikate gidiyor. Mevcudata mana-yı harfiyle bakarak Hâlık'ının hesabına istihdam ediyor. .. Ve sâlisen: Kur'an, mevcudatın ahvalinden ancak Hâlıkları için bahseder. Mevcudatın zatlarına ait değildir. Bu itibarla Kur'anca en mühim, kâinatın Hâlık'a nâzır olan ahvalidir. Fen ise Hâlık'ı işe katmıyor. Kâinatın ahvalinden bizatiha bahsediyor. Ve keza Kur'an bütün insanlara hitap eder. Ve ekseriyetin fehmini müraat eder ki tahkiki bir marifet sahibi olsunlar. Fen ise yalnız fenciler ile konuşur. Avamı nazara almıyor. Avam taklitte kalıyor. Bu itibarla fennin tafsilatını ihmal veya ibham, maslahat-ı âmme ve menfaat-i umumiyeye nazaran ayn-ı isabet ve ayn-ı hikmettir.
Sayfa 234·Kitabı okudu
Felsefe
Müminlerin Kusurlarını Araştırmayın!
‎‫وَلاَ تَجَسًسُوا‬‎ tecessüs de etmeyin, yâni mü'minlerin eksikliklerini bulacağız, açık delîl ve emâreler elde ederek zann veya yakîn husüle getireceğiz diye câsus gibi inceden inceye yoklayıp araştırmayın da zahir olanı tutun, Allah'ın örttüğünü örtün. TECESSÜS: Cessten tefe'uldür. Cess aslında hastalığı sağlığı anlamak için nabız yoklamaktır ki, el ile yoklamak ve haber araştırmak mânâlarına gelir. Te- cessüs de, bundan tekellüftür ki, dikkat ve gayretle araştırmak demektir. Nite- kim câsus da bu maddedendir. Bir hadis-i Şerifte şöyle vârid olmuştur : Müslimînin eksikliklerini, ayıblarını tetebbü' etmeyin. Zira her kim,müslimînin ayıblarını tetebbü' ederse Allah Teâlâ da, onun aybını ta'kib eder. Nihayet evinin içinde bile onu rezilü rüsva eyler.» (Tirmizi: Birr-83) Rivâyet olunuyor ki: Hazret-i Ömer radıyallahü ahn, Medine'de geceleyin karakol gezerdi. Bir gece bir evde tegannî eden bir adamın sesini işitti, duvardan aştı içeri girdi. Baktı ki, yanında bir kadın bir de şarab var: «Ey Allah'ın düşmanı dedi, sen ma'siyet yapacaksın da Allah seni muhakkak setredecek mi sandın?» Adam: «Sen de acele etme ya Emîre'l-mü'minîn, dedi, ben, bir ma'siyet yaptım ise, sen üç hususta Allah'a ma'siyet yaptın. Allah Teâla: ولا تَجَسًسُوا buyurdu, sen tecessüs ettin. Allah Teâlâ: وَاْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَا "... evlere kapılarından gelin..." Bakara-2/189) buyurdu, sen duvardan aştın. Allah celleşanühü: ‎لاَ تَدْخُلُوا ‫بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنَسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلَهَا )"Ey o bütün iman edenler! kendi odalarınızın gayrı odalara sahiblerine istinas edip selam vermeden girmeyiniz..." Nur-24/27) buyurdu, sen benim üzerime izinsiz girdin. Bunun üzerine Hazret-i Ömer: «Nasıl, şimdi afvedersem siz de bir hayır var mı? Yâni sen de, beni afveyler
Sayfa 187 - 7.cild 49/12 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
Aynicalut Savaşı
Moğol Hükümdarı Hülâgû'nun (1256-1265) teslim olma teklifini reddeden Kutuz, büyük bir orduyla Filistin'deki Nablus ve Beysân şehirleri arasında bulunan Aynicâlût'a geldi. Burada yaşanan ve tarihin akışını değiştirecek ölçüde önemli sonuçlara yol açan, Moğollar'ın tarihte kaybettikleri ilk meydan muharebesi olması bakımından da önem taşıyan Aynicâlût Savaşı'nda (25 Ramazan 658/3 Eylül 1260) büyük bir zafer elde etti. Bu dönemi bizzat müşahede ettiği anlaşılan devlet adamı ve tarihçi Baybars el-Mansûrî'nin (ö. 725/1325) Moğol istilâsı ve Aynicâlût Savaşı'nın mahiyetiyle ilgili sözleri burada zikredilmelidir. Tarihçi, Suriye bölgesindeki anlı şanlı meliklerin Moğollar karşısında diz çöktüklerini, Türk Memlükleri'nin millî ve dinî duygularının etkisiyle Moğollara karşı durduklarını, Allah'ın İslâm ve müslümanları muhafaza için Türkler'i görevlendirdiğini ve onlarında bu ilk büyük imtihandan yüz akıyla çıktıklarını ifade etmektedir. Sultan Kutuz, Bahrî Memlükleri'nin lideri Baybars el-Bundukdârî ve Türk Memlüklerin büyük kahramanlıklar gösterdikleri Aynicâlût Savaşı'nın önemli neticeleri olmuştur. Bu savaştan sonra Moğollar'ın ilerleyişi durdurulmuş, İslâm dünyasının batısı büyük bir istila ve yıkımdan kurtulmuş, Moğollar'ın yenilmez olduğu inancı sona ermiştir. Yeni kurulmuş olan Memlük Devleti rüşdünü ispatlamış, Memlükler kendilerinden farklı kökene sahip Mısır halkı ve müslümanlar nezdinde siyasî meşruiyetlerini kazanmış ve Suriye'nin önemli bir kısmını da topraklarına katmıştır. Memlük Devleti bölgede, Osmanlılar'ın yükselme devrine kadarki dönemin en güçlü devleti haline gelmiştir. Ayrıca, önceleri Hıristiyanlığa yakınlık duyan Moğollar'ın İslâmiyet'e ilgi duymalarına ve bir süre sonra da bu dine girmelerine vesile olmuştur.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Tarih
A. Kelime ve Kavram Olarak Memlük
Memlükler'in kölelikten gelme askerler olarak kendile ne özgü bir devlet kurmalarının arka planında uzunca bir tarihî süreç bulunmaktadır. Dolayısıyla Memlük Devleti tarihini ele almadan önce, bu köle-askerlerin bir devlet kuracak ölçüde siyasî ve askerî nüfuz kazanmalarını sağlayan tarihî süreçteki memlük sistemini bütün yönleriyle incelemek, memlük tabirini kelime ve kavram olarak tahlil etmek gerekir. Memlük (çoğulu: memâlik) kelimesi "bir şeye sahip olmak" mânasındaki Arapça "meleke" fiilinden türe tilmiş ism-i mef'uldür. Sözlük anlamı "sahibinin mülkiyet ve tasarrufundaki şeyler" olan memlük kelimesi, özellikle "bir kimsenin mülkiyetindeki kadın veya erkek esir" karşılığı olarak kullanılmıştır. Hür bir anne babadan dünyaya gelen esirler için kullanılan memlük kelimesi, esir bir anne babadan dünyaya gelmiş diğer köleleri ifade eden abdü kinn ve rakik gibi tabirlerden ayrılmaktadır.¹ Memlük tabiri, İslâm tarihinde zamanla daha özel bir mâna kazanarak "herhangi bir şekilde esaret, satın alınma veya toplanma yoluyla elde edilen beyaz köle"yi ifade eden bir anlamda kullanya başlanmış, daha sonra da "halife, hükümdar veya emîrlerin köle olarak alıp özel bir eğitimle yetiştirerek kendi muhafız birliklerini oluşturdukları, özel bir hukukî ve toplumsal statüye sahip olan ücretli askerler" için kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Memlüklerin sahip oldukları kendilerine has hukukî ve toplumsal statü, onları diğer kölelerden belirgin bir şekilde ayırmaktadır. Zira bu kişiler köle olarak satın alınmalarına rağmen askerî eğitimlerini tamamladıktan sonra özgürlüklerini kazanmaktaydılar. Toplumsal statü bakımından diğer kölelerle mukayese bile edilmeyecek şekilde üst seviyede kabul edilen Memlükler, hor ve hakir görülmemiş, ağır ve kötü işler de çalıştırılmamıştır. Hukukî
Sayfa 20·Kitabı okudu
Tarih