“EN” çok alıntı paylaşılan, “EN” çok atıf yapılan: ki ben bile kaç incelemede yapmışımdır, “EN” iyiler listesinde, “EN” popüler listelerinde, “EN” çok satanlar listesinde tabiki, “EN” çok okunanlar, “EN” çok okunacaklarda; Sevenlerin dilinden düşüremediği, kulaktan kulağa yayılması, kadınların Oğuz Atay hayranlığı (çapkınlar ümit edip okuması), güzel tümcelerin hep Oğuz abimizden çıkması, ona ait olmayan güzel sözler bile Oğuz Atay etiketleyip paylaşılması, merak seviyesinin hep zirvede olması, “EN” çok yarım bırakılanlarda; Eser Bilinç akışı tekniği ile yazılması, anlatım yönü olay betimlemeleri çokluğu, uzun paragraflar ile olaydan kopma, diğer romanlar gibi akıcı ve sürükleyici olmaması, eski türkçe kerimelerin fazlalığı. Türk dilinde yazılmış “EN” iyi eser.
Yarım bırakanlar ve okuyacaklar listesi olanlara konusundan çok mantalite olarak anlatmak gerekli diye düşünüyorum. Karakterler ve konu geçişleri üzerine çok inceleme var. Hatta kitabı anlamak için üzerine kitap yazıldı inanılır gibi değil; Tutunamayanlar Kitabı yazarlardan yazılar var. Bende daha önce yarım bırakanlardanım daha sonra ise tüm kitaplarını okuyan hayran ötesi biri oldum. Okumak için içinizde bişeylerin kabarması gerekli sığmaması artık patlayacak noktaya gelmeli, elbette duygulardan bahsediyoruz, aklına başka şeyler gelen varsa mesela siz kitabı okumayın yarım bırakırsınız.( sadece espiri)
Zayıf olan, sahipsiz kalan, sevgiye muhtaç bırakılan, insanlara kolay güvenen, çıkar gözetmeyen, kolay aldatılan ve aldanan,. Çıkarını koruyamayan, isteklerini gerçekleştiremeyen,toplumca uyumsuz ,içsel dünyasında da yarım kalan birey olamamış bireyleri anlayabilecek anlamlandırabilecek olgunluktaki kişiler Tutunamayanlar ‘ları anlayabilirler. Belki de onlarda bir tutunmaya çalışan tutunamayandır.
Bir roman gibi okuyup geçmek değil
Sabahattin Ali'nin bende etkisini kalıcı olarak bıraktığı eser diyebilirim.
"İçimizde şeytan yok.. İçimizde aciz var.. Tembellik var.
İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var.."
(Sayfa 250)
Kitabın ana konusu 1940'larda yaşayan 20'li yaşlarında iki gencin hiçbir maddi destek almadan evlenmesi ve o yılların getirdiği maddi,sosyolojik toplumsal sorunları..
Eser de olay çok az. Ama Sabahattin Ali tam odak noktaya döndürüyor insanı..
Eser de geçen Nihat karakteri Hüseyin Nihâl Atsız'ı temsil ediyor. O dönemlerde Sabahattin Ali ile aralarında bir atışma söz konusu.
Hatta eserin " içimizdeki şeytan " başlığının Hüseyin Nihâl Atsız'a ithafen konduğunu anlayabiliriz. Bir mesaj niteliğindedir.
Hüseyin Nihâl Atsız geri kalır mı bundan..:))
Kendisi de bu esere karşın kitaplar yazmıştır.
Eserde aşk ve dram faktörleri iç içe işlenmiş. Her bir karakterin kendi içinde bir şeytanı vardır.
Aldıkları kararlar, duruşları, düşünceleri ve psikolojileri hepsi kusurludur..
Başkalarının hayatlarını etkileyebilecek durumda kusurludur.
İç monologlar oldukça fazlaydı ve sonlara doğru arttı. Okurken o kısımları direk geçmek istiyordum.
Aşırı bunaltıcı bir hesaplaşma yapıyor karakterler..
Yazarın düşünce anlayışına da değinmek istiyorum. (Çünkü bana aşırı saçma geliyor. Bu tür güzel eserleri edebiyata kazandıran bir kişinin düşünce sistematiği.. (Komünist olması))
Sabahattin Ali yaşamınin ilk yıllarında Türkçü bir isim.
Lakin Almanya Serüveni onu komünizmle buluşturmuştur..
Buna belki hayatım boyunca anlam veremeyeceğim.
Eser de taciz vakası bence de gereksizdi.
Ve sonlara doğru Ömerin karısını sanki bir emanetmiş gibi başkasına seviyorsun al demesi bana anlamsız geldi..
Seven insan sevdiği için gerekirse değişmeyi bile göze almalı..
Buna cesareti olmalı diye düşünüyorum..