9/10
·376 syf.··
2026 12. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:00
Cerrah, temposunu büyük ölçüde koruyan bir gerilim romanı. Romanın en güçlü yanı gerçekçilik hissi.Tess Gerritsen'ın tıp geçmişi etkisiyle adli ve tıbbi detaylar inandırıcı duruyor ve ayrıntılar hikayeyi gereksiz yere yavaşlatmayacak biçimde kullanılmış. Özellikle en zevkli kısımlardan biri olan katilin yöntemleri sıradan polisiye romanlarından daha düşünülmüş görünüyor. Cerrah, yalnızca katilin kim olduğunu buldurmaya çalışan bir polisiyeden öte insan zihninin karanlık bölgelerine bakmaya zorlayan bir roman olmuş. Ayrıca şiddet, okuyucuyu etkilemek için kullanılan yüzeysel bir araç olmak yerine karakterlerin psikolojisini ve güç ilişkilerini anlamamızı sağlamak için kullanılmış. Bu nedenle roman sadece bir seri katil hikayesi olmaktan çok korku, travma ve kontrol arzusu üzerine yazılmış bir inceleme gibi hissettirdi. Katilin yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da kurbanlarının hayatına sızması, gerilimi sıradan bir katili bulma hikayesinin ötesine taşıyor. Benim için Cerrah, bitirdikten sonra olay örgüsünden çok karakterlerin zihinsel mücadelelerini düşündüren nadir polisiyelerden biri oldu. Polisiye-gerilim sevenler için zaman kaybı sayılmayacaktır.
Düşünce
CerrahTess Gerritsen · Doğan Kitap · 201817,2bin okunma
Puan vermedi·225 syf.·
2026 415. kitabı
Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere eser savaş temalı. Yazarımız 1. Dünya savaşına katılmış bir Alman askeri. Savaşta yaşadıkları ve düşünceleri üzerinden bu romanı kaleme almış. Yazar savaşın ne kadar acımasız olduğunu, toplumlara ne kadar ağır acılar yaşatıp, bedeller ödettiğini çok çarpıcı bir şekilde kaleme almış. Bir çoğumuz bu tür kitaplar okumuşuzdur fakat savaşa katılmış birinin kaleminden okumak insanı çok daha derinden etkiliyor. Arka kapakta kitapla ilgili Yaşar Kemal'in de sözleri var. Tamamını yazamayacağım fakat kısacık bahsetmek istiyorum; "Bu kitap 20. yüzyıl dünyasının el kitabı sayılabilir" demiş Yaşar Kemal. Bu sözler de kitabın önemini anlatıyor sanırım. Okumayı düşünen her okur arkadaşıma şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
İnceleme
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli)Erich Maria Remarque · Everest Yayınları · 20204,059 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·272 syf.··
2026 12. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:09
Shems Friedlander'ın Kış Hasadı kitabını okurken, tasavvufun yalnızca geçmişte yaşamış sûfîlerin tecrübesi olmadığını, modern insanın da ruhuna dokunabilecek bir hakikat arayışı olduğunu hissettim. Yazar, Mevlânâ'nın düşüncesini kuru bilgilerle değil, hayatın içinden örneklerle anlatırken okuyucuyu da kendi iç dünyasına yönelmeye davet ediyor. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken nokta, insanın dış dünyayı tanımaya gösterdiği çabanın çok azını kendisini tanımaya göstermesi oldu. Friedlander'a göre hakikate ulaşmanın yolu bilgi biriktirmekten değil, kalbi arındırmaktan geçiyor. Bu yönüyle eser, günümüzün hız ve tüketim odaklı yaşamına karşı sessiz ama güçlü bir itiraz niteliğinde. Kış Hasadı, bana insanın gerçek yolculuğunun dışarıya değil, kendi içine doğru olduğunu yeniden hatırlattı. Kitabı bitirdiğimde elimde kesin cevaplardan çok, üzerinde düşünmeye değer sorular vardı. Bence kitabın en kıymetli tarafı da burada yatıyor; okuru sadece bilgilendirmiyor, aynı zamanda kendisiyle yüzleşmeye davet ediyor.
Kış HasadıShems Friedlander · Sufi Kitap · 2014149 okunma
Sesin Tenimde Değil, Ruhumda Yankılandı
9/10
·288 syf.·
2026 149. kitabı
Bazı kitaplar okunmak için değil, sanki yaşanmak için yazılır. Sidney Rosen’ın Sesim Seninle Her Yerde adlı bu derlemesi, işte tam da böyle bir deneyim. Kapağını her açışımda, bir psikiyatristin soğuk muayenehanesinde değil, bilge bir dedenin dizinin dibinde, çıtırdayan soba başında hissettim kendimi. Erickson’un sesi, mekânı ve zamanı aşarak gerçekten de her yerde benimleydi. Kitap, terapötik öykülerden oluşuyor; ama buna basitçe “vaka derlemesi” demek, bir şiire sadece “kelime yığını” demek kadar haksızlık olur. Erickson’un anlattığı her hikâye, aslında zihnin kilitli kapılarını çalmadan açan sihirli bir anahtar. Bana en çok dokunan şey, anlatımındaki o şefkatli kurnazlıktı. Yazar, okuyucusuna asla “Şunu yap, bunu düşün” diye emretmiyor; tıpkı bir tohum eker gibi, kelimeleri bilinçaltınızın derinlerine usulca bırakıveriyor. O tohum, sayfayı çevirip unuttuğunuzu sandığınız bir anda çatlayıp yeşeriyor. Bu kitabı okurken, aslında kendime dair hiç bilmediğim koridorlarda yürüdüm. Erickson’un “Sesim seninle her yerde” derken kastettiği şeyin, salt bir hipnoz telkini olmadığını anladım. Bu, insanın özüne işleyen bir anlayışın, bir kabullenişin sesiydi. Kitap bittiğinde fark ettim ki, o ses gerçekten de benimle kalmış. Zihnimin duvarlarına çarpan kendi endişelerim arasında değil, ruhumun en sakin köşesinde yankılanıyor artık. Eğer hayatınızda bir şeyleri kaba kuvvetle değil de, bir nehrin taşları aşındırması gibi sabırla ve derinden değiştirmek istiyorsanız, bu kitap size uzatılmış sıcak bir el. Erickson’un fısıltısı, satır aralarından taşıp ruhunuzun en kuytu yerlerine sızacak ve belki de siz de benim gibi, bu sesin gerçekten her yerde sizinle olduğunu hissedeceksiniz.Keyifli Okumalar:)
Sesim Seninle Her YerdeSidney Rosen · Dharma Yayınları · 2008153 okunma
Bittiğinde bitmeyen kitap
Puan vermedi·309 syf.··
2026 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 02:24
Kitabı bitirdiğimde elimdeki kitap kapandı ama hikâye kapanmadı. Son sayfalarda uzun süre , Ben mi bir şeyi kaçırdım? diye düşündüm. Çünkü okuduğum her şeyi yeniden değerlendirmek zorunda kaldım. Bu kitap benim için sadece bir cinayet romanı değil ,insanların sevildiğine inanmakla gerçekten sevilmek arasındaki farkı anlatan psikolojik bir hikâyeydi. Alicia’nın sessizliği ilk başta bir suçun sonucu gibi görünse de, ilerledikçe bunun yalnızca yaşanan olaylarla açıklanamayacak kadar derin bir şey olduğunu anlıyoruz. Bazen insanı susturan şey, yaşadığı olaydan çok, o olayın içinde gördüğü gerçektir. Kitabın en sevdiğim yanı okurla kurduğu oyun oldu. Uzun süre her şeyi anladığınızı, karakterleri tanıdığınızı ve parçaları birleştirdiğinizi düşünüyorsunuz. Sonra yazar küçük bir hamleyle bütün resmi yeniden değiştiriyor. Ve bir anda kitabı değil, kendi bakışınızı sorgulamaya başlıyorsunuz. Ters köşesi benim için sadece şaşırtıcı olmakla kalmadı , geriye dönüp baktığınızda parçaların aslında en başından beri orada olduğunu fark ettiren türdendi. Belki de kitabın adının Sessiz Hasta olması boşuna değil. Alicia’nın sessizliği yalnızca tek bir olayın sonucu gibi gelmedi bana. Daha çok, insanın yıllarca içinde taşıdığı yaraların, bastırdığı korkuların ve kaçtığını sandığı duyguların sessizliği gibiydi. İnsan bazen geçmişini geride bıraktığına inanıyor. Yeni bir hayat kuruyor, bazı acıların artık geride kaldığını düşünüyor. Ama bazı yaralar kaybolmuyor; sadece sessizleşiyor. Bu kitap bana şunu düşündürdü: En çok kaçtığımız şeyler, bazen hiç beklemediğimiz bir anda yeniden karşımıza çıkabiliyor. Ve belki de bazı sessizlikler, söylenemeyen sözlerden değil; insanın kendisiyle yüzleşmek zorunda kaldığı anlardan doğuyordur.
1000Kitap
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
8/10
·424 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:01
Bazı kitaplar yalnızca bir hikâye anlatmaz; insanın kalbine dokunur, onu kendi geçmişiyle ve duygularıyla yüzleştirir. Gülseren Budayıcıoğlu'nun Kırmızı Pelerin adlı romanı da tam olarak böyle bir eser. Kitabı okurken yalnızca Ayşa'nın hikâyesini değil, aslında birçok insanın görünmeyen yaralarını da okuyorsunuz. Romanın merkezinde yer alan Ayşa, çocukluğundan itibaren sevgi eksikliği, ihmal ve travmalarla mücadele etmiş bir kadın. Onun yaşadıkları zaman zaman insanın içini acıtıyor, zaman zaman da hayranlık uyandırıyor. Çünkü ne kadar yara almış olursa olsun, hayata tutunmaya ve kendi benliğini bulmaya çalışıyor. Kırmızı pelerin ise bu mücadelenin güçlü bir sembolü olarak karşımıza çıkıyor; hem bir sığınak hem de geçmişin karanlığına karşı bir meydan okuma gibi. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, insanların davranışlarının altında yatan sebeplerin ne kadar derin olabileceğiydi. Dışarıdan bakıldığında anlaşılması zor görünen birçok duygu ve davranışın aslında yıllar öncesine uzanan acılardan beslendiğini görmek oldukça etkileyiciydi. Gülseren Budayıcıoğlu, psikiyatrist kimliğinin verdiği deneyimle karakterleri öyle gerçekçi anlatıyor ki onların acılarını, korkularını ve umutlarını hissedebiliyorsunuz. Kırmızı Pelerin, sadece bir travma hikâyesi değil; aynı zamanda iyileşmenin, yeniden ayağa kalkmanın ve insanın kendini keşfetmesinin hikâyesi. Kitap zaman zaman hüzünlendirse de umudu tamamen kaybetmiyor. Bu yönüyle okuyucuya, en karanlık geçmişlerin bile geleceği belirlemek zorunda olmadığını hatırlatıyor. Kitabı bitirdiğimde geriye yalnızca Ayşa'nın hikâyesi değil, insan ruhunun ne kadar kırılgan ama bir o kadar da güçlü olduğu düşüncesi kaldı. Duygusal derinliği yüksek, psikolojik çözümlemeleri başarılı ve etkileyici karakterlere sahip bir roman okumak
Duygu ve Düşünce
Kırmızı PelerinGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 20223,442 okunma