Merhabalar,kitabı iki kısımda inceleyeceğim ilk yarı ve ikinci yarı şeklinde. !!!!!DİKKAT SPOİLER İÇERİR!!!!! lütfen ona göre okuyun. içerik hakkında baya bilgi içeriyor!!!
Martı
1.yarı
kitapla ilgili dikkatimi en çok çeken şey sıkışmışlık içerisinde olmasıydı. Herkesin kendince sorunları ve bunalımları vardı. Bu açıdan asıl sinirlendiğim nokta hiç kimsenin birbiriyle gerçekten iletişim kurmaya çalışmaması, çözmeye de çalışmaması. bana ciddi bir iletişimsizlik söz konusu olduğunu düşündürdü. Kitabın en başındaki Medvedenko ve Maşa'nın konuşmasından örnek verecek olursam: Medvedenko geçimden, yaşam şartlarından, daha çok maddiyat ağırlıklı şeylerden bahsediyorken Maşa ise "hayatımın yasını tutuyorum, mutsuzum" diyor. Aslında iki taraf da haklı ama iki taraf da bambaşka tellerden çalıyordu. Ayrıca konuşmak için konuşan, konuşmalarda sadece kendi kısmını bekleyen kişiler gibi geldiler. Yüzeysel karakterlere sahipmişler duygusunu hissettim.
Treplev karakterini başta sevmiş gibiydim fakat ilerledikçe düşünce olarak uyuşmadığım bir karakter olduğuna karar verdim gibi. Başta eski olanı bırakıp yeniye yönelmesini oldukça atılgan ve cesur bir hareket olarak görürken son kısımlarda (Nina'yla Martı konuşmasında) bunu aslında kendisini, annesine ispat etme -sevgi- için bir araç gibi kullandığını düşünmeye başladım. Kendi çıkarları için yapıyor gibi bir his baskın hale geldi. Bu noktada onun samimi olup olmadığına karar veremedim. Arkadina'ya ise başta oldukça gıcık kaptım. Kendi bildiğini yapan ve okuyan baskın bir karakter vibe'ını verdi. Kendine güvenmesi ve daima mükemmele oynaması bir seviyeye kadar güzel gelirken o seviyeden sonrasında da kendi egosunun esiri haline düşmüş gibiydi. Onun da arka planda bir şeylerin bunalımında olduğu hissedilmekteydi. Son olarak 40-46.
Dört perdelik bir tiyatro eseri Martı. Kitabın sonuna kadar yazarın martı metoforu ile neyi anlatmak istediğini düşündüm ama galiba ucunu açık bırakarak herkesin çeşit çeşit anlamlar çıkarmasını istemiş yazar. Ama ben tatmin edici bir anlam bulamayıp kısa bir araştırma yaptım ve martının bazı yerlerde ''yaşamda özgürlük ve kaygısız davranışı'' simgelediğini öğrendim. Eserdeki bir martıyı öldüren Treplev, bu martıyı öldürmekle kendi özgürlüğünü ve yaşamını tehlikeye mi atmıştı acaba? Bu martı kaderini mi etkilemişti acaba onun? Hoş, bunun tam olarak cevabını öğrenemeyeceğimize göre martıyı bir kenara bırakıp kitaba ve karakterlere dönelim.
Benim Anton Çehov'dan okuduğum ilk eserdi ama yazardan tek bir eser okuyacak olsam sanırım bunu seçmezdim. Tiyatro okumak beni kitaba tam bağlayamıyor ve sürekli bir kopukluk hissediyorum. Bunu Martı'da da hissettim ve kısacık bir tiyatro olmasına rağmen çok fazla karakter olması da okumamı zorlaştırdı diyebilirim. Ama karakterler çok zengindi. Çeşit çeşit kişilikte, meslekte, duygudaki karakterler okuyucuya da farklı bakış açıları açıyor. En beğendim nokta ise eserdeki iki farklı dünyası olan yazarların, Treplev ve Trigorin'in yazarlığa, şöhrete, aşka dair yorumlarıydı. Özellikle şöhret içindeki Trigorin'in sanıldığı kadar mutlu olmaması benim için can alıcı noktaydı. ''Başka bir yerde olma özlemi'' demiş buna yayın arka kapağında. O özlem ne zaman tükendi ki? ''Nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir'' der Charles Baudelaire de. Martı'yı okuyunca bu durumu daha iyi anlayacağınıza eminim. Keyifli okumalar!
Martı, her karakterin içinde ayrı bir kırılganlık taşıdığı, insanın iç dünyasını sahneye çıkaran güçlü bir tiyatro eseridir.
Okurken ilginç bir çağrışım yaşadım. Nina Zareçnaya bana Neriman’ı, Trigorin Macit’i, Treplev ise Şinasi’yi hatırlattı. Bu yüzden eseri yer yer Fatih-Harbiye ile düşünmeden edemedim.
Treplev yeni biçimler arayan genç bir yazardır. Annesi Arkadina tarafından sürekli küçümsenir, sevdiği kadın Nina ise Trigorin’e hayranlık duyar. Böylece Treplev hem sanatta hem aşkta yalnız kalır.
Trigorin’in anlattığı “martı hikâyesi” aslında eserin sembolüdür. Göl kıyısında özgürce yaşayan bir martı, sırf can sıkıntısı yüzünden vurulur. Bu martı bazen Nina’yı, bazen hayalleri ama en çok da Treplev’i simgeler.
Bana kalırsa Martı’nın asıl gücü olaylardan değil karakterlerin iç dünyasından gelir. Her biri kendi hayallerinin ve kırılmalarının içinde kaybolur.
Bu yüzden oyun bittiğinde insanın aklında şu soru kalıyor:
Gerçekten kim martıdır?
Nina mı?
Hayaller mi?
Yoksa yenilik peşinde koşarken yalnız kalan Treplev mi?
Dört perdelik bir tiyatro eseri.
Yazar olmaya çabalayan ana karakterimiz Treplev.
Annesi ise aktrist Arkadina.
Ve annesinin sevgilisi yazar Trigorin.
Zaten asıl problem yazar Trigorin’den kaynaklanıyor. Çünkü Treplev onun hem yazarlığını hem annesinin ona olan sevgisini hem de sevdiği kız Nina’nın da yine yazara olan hayranlığını kıskanıyor.
Kıskançlık ve aşkın barizce hissedildiği bir tiyatro eseri anlayacağınız.
Son perdede ise düğüm kopuyor. Aradan iki yıl geçiyor ve Treplev artık bilinen bir yazar olmuştur. Aynı zamanda iki yıl önce orayı terk eden Nina’nın da geri dönüşüyle bir yüzleşme yaşanıyor.
Kitabı okurken Martin Eden’ın hayatına benzettim. Treplev’in hayatını. O da yazar olmak için çabalıyor ve nihayet oluyor da. Aynı zamanda sevdiği biri de vardı. Sonu ise intiharla bitiyordu.
Tıpkı bu kitabın sonunda duyulan o silah sesi gibi…
Keyifli okumalar…
Kitap 93 sayfa, 4 perdeden oluşan bir tiyatro eseridir. Treplev'in saf aşkı ve idealleri uğruna hiç pes etmemesini büyük yazar olmasını konu ederken diğer yardımcı karakterlerle de aşk teması işlenmiştir. Kitapta Treplev'in annesi Trigorin'e aşıktır. Trigorin ünlü bir yazardır hem Treplev'in annesine aşık hem de Nina'ya aşıktır. Treplev, Nina'ya aşıktır. Nina, ilk perdede Treplev'e aşıktır. Daha sonra ünlü bir yazar olan Trigorin'in ona umut vermesi sonucu Trigorin'e aşık olur. Ama Trigorin ayrangönüllü bir yazar olduğundan şehre gidince Nina ile 1-2 sene geçirdikten sonra başka aşklar yaşamaya devam eder. Kitabın sonunda Nina ile Treplev son kez yüz yüze görüşürler. Fakat son görüşmelerinden sonra Treplev intihar eder ve kitap biter. 2.perdede Treplev'in martı vurup onu Nina'nın önüne koyması ve martıyı aslında Nina üzerinden alegorik bir biçimde betimlemesi Çehov'un ustalığını göstermiştir. Sonuçta martının da bu hayatta kalması bir tane avcının tüfeğinden çıkan kurşuna bağlıdır. Nina da Trigorin'in peşinden giderek kendi hayatına bir nevi son vermiştir. Çok beğendiğim bir kitaptı.
Martı, sanatla hayat arasındaki çatışmayı farklı karakterler üzerinden ele alan derin bir tiyatro eseridir. Oyunda Nina, gençliğin umutlarını ve sanat hayallerini temsil ederken, diğer karakterler bu hayallerin neden ve nasıl yıkıldığını gösterir. Nina’nın sahneye ve üne duyduğu tutku, sanatın idealize edilen yüzünü ortaya koyar. Trigorin ve Arkadina ise sanatın bencillik, güç ve ego tarafını yansıtır. Treplev’in içsel çatışmaları, anlaşılma arzusunun insanı nasıl yalnızlaştırdığını gösterir. Karakterler arasındaki ilişkiler, karşılıksız sevgi ve hayal kırıklıklarıyla şekillenir. Martı, Nina’nın umutlarıyla başlayan ama herkesin payına düşen bir hayal kırıklığıyla derinleşen, insanın hayalleriyle gerçekleri arasındaki uçurumu etkileyici biçimde anlatan bir eserdir.