“Peki,” dedim ben de, “Sizler neyi kutlarsınız?”
“Daha mükemmel olmayı. Bizler eğer geçen yıla oranla daha iyi, daha bilge olmuşsak, bunu kutlarız. Bunu da ancak sen kendin bilebilirsin ve kutlama partisinin ne zaman yapılabileceğini sen söylersin.” İşte, diye düşündüm, anımsamam gereken bir şey daha!
Çünkü bir olaya nasıl bakarsak bize öyle görünür. Bu nedenle, yaşanan olaylara ilişkin gerçek duyguları seçerek gerekli tepkileri vermek yerine, olayları yorumlama ve bazen de yargılama yolu yeğlenir.
Oysa bir şeyi denemeden beceremeyeceğimizi nasıl bilebiliriz. Yenilgiyle yüzleşme korkusuna tutsak olmak ise daha büyük bir yenilgidir. Üstelik “Yapamam ki!” gerekçesiyle gerçekleştirmekten kaçındığımız davranışların çoğu aslında yapmak istediklerimizdir. Yapmak istemediklerimiz zaten aklımıza gelmez.
“ Bir şeyi atlıyorsun,” diye karşılık vermişti Riviere ve devam etmişti. “ İnsan hayatından değerli bir şey olmasa bile bizler her zaman bu değeri aşan bir şeyler varmış gibi davranıyoruz… Ama ne? Ne aşabilir insan hayatının değerini?”
Kızgın bir sesle konuşan Vahşi “ Eğer Tanrı’yı biliyorsanız niye onlara anlatmıyorsunuz?” diye sordu. “ Tanrı hakkındaki bu kitapları neden vermiyorsunuz insanlara?”
“ Onlara Othello’yu neden vermiyorsak, bunları da aynı nedenle vermiyoruz, eskiler de ondan. Yüzlerce yıl öncesinin Tanrısını anlatıyorlar. Şimdinin Tanrısını değil.”
“ Ama Tanrı değişmez ki.”
“ İnsanlar değişir ama. “