Toplumda gördüğü sorunlara, hastalıklı yanlara nasıl da dokunmuş. Dışlanmışlığı, sevgisizliği, yalnızlığı, insanların derinlerinde yatan acı ve kederi nasıl da görmüş. Görmüş de anlatmamış, sanki birebir resmetmiş. Toplumsal travmalarımızı, travmaların yarattığı sorunlu toplumu ne güzel özetlemiş.
Gerçeklerden kaçıp da tüm bu sorunları cinlere perilere bağlamayı adet haline getirişlerimizi nasıl da bir hikayeye dönüştürmüş.
Kitabın ana karakteri olan Dr. Samimi akıl hastanesinden kaçırdığı beş hastasını kiraladığı binanın beş katına yerleştiriyor ve sonrasında o kişilerin hikayelerini tek tek okuyoruz. Hepsinin o büyük hezeyanlara ulaşmasının temelinde ne büyük travmalar yattığını görüyoruz.
Herkes birbirini olduğu gibi görüp kabul edebilse, önyargılarından arınarak sevebilse tüm sorunlarımız hallolacak sanki. Hep bir yalnızlık, hep bir yanlışlık, hep bir arayış, her yerde bir sevgisizlik, sevgiyi hep koşul karşılığı sunma... Tüm sorunların temeli.
Şimdiye kadar nasıl okumadım diye hayıflanarak bir solukta bitirdiğim bir kitap oldu. Mine Söğüt'ün okuduğum ilk romanıydı. Diğerleri için de sabırsızlanıyorum. Elinizden bırakamayacağınız akıcılıkta bir kitap Beş Sevim Apartmanı.