"Kayaya fısıldadım,
Yanaklarım kızarırken:
'Ben güçlüyüm biliyorsun!'
Kaya cevap vermedi."
Karamsarlığın yoğun olduğu ve ölüm temasının sürekli tekrarlandığı bir kitap. İçinde çoğunlukla fantastik hikayeler var ve hikayelerdeki fantastik öğeler bir şekilde dini konulara bağlanıyor.
Kurguları, hikayelerin akışını beğendim. Karamsarlık da beni rahatsız etmedi. Okurken bazı noktaları garipsedim ancak onlara da yazarın hayat hikayesini okuyunca anlam verdim.
Karakterlerin ölüme yatkınlığı ve intihara meyilli olmaları bana Stefan Zweig'in karakterlerini anımsattı. Onlar da sık sık ölüme yakın bir noktada dururdu. Yazarın karısı ile intihar ederek hayata veda etmesi, iki yazarın kaderinde garip bir ortaklık yaratmış. Zweig da Dazai'den birkaç sene önce 1942'de, İkinci Dünya Savaşı sırasında karısı ile birlikte intihar ederek hayata gözlerini yummuştu.
Yazarın defalarca intihar etmeyi deneyip sonuncuya kadar her seferinde bir şekilde kurtarılması, öykülerindeki dini öğeleri bana göre açıkladı. Her seferinde hayatının kurtulmasını Tanrıya bağlamasından ötürü olacak ki hikayelerindeki fantastik öğelerin her biri de Tanrının emriyle gerçekleşen durumlardı. En çok ilk hikaye olan Yeşil Bambu'yu sevdim.
Beni tek rahatsız eden konu, hikayelerdeki kadınların erkek karşısındaki konumuydu. Kendi istekleriyle ve arzularıyla var olamazlarmış gibi, tek amaçları erkeklerin hayatını kolaylaştırmak ve onları mutlu etmekmiş gibi bir tutumda gösterilmelerini itici buldum. Aslında şimdiye kadar Japon edebiyatından okuduğum üç kitapta da bu durum dikkatimi çekti. Kitabın 1900'lerin ilk yarısında yazılmış olduğunu her ne kadar göz önünde bulundursam da bu durum kültürlerinin temel bir parçası gibi geldi.