Uzun zamandır okumak istediğim bir klasikti. Kardeşi Emily Bronte’nin yazdığı Uğultulu Tepeler i hayranlıkla okumuştum. Jane Eyre’dan da beklentim o dönemde güçlü ve bağımsız biri olma çabası veren bir kadının hikayesini okumaktı. Aradığımı bulamadım, fazlasını buldum mu? Pek değil maalesef.
Öncelikle kitabın ilk yarısı çok heycanlı, çok duygusal. Küçük Jane’in başından geçenleri okurken yüreğim parçalandı. Sürekli merak içerisinde Jane’i nasıl bir hayatın bekleyeceğini merak ederek okudum.
Lowood’dan ayrılıp Rocherster ile tanıştığı bölümler de güzeldi. O bölümlerde de sık sık Jane’e duygusaşlık ettim ve bir sonraki adımda ne olacak diye bekledim.
*Burdan sonrası spoiler*
Fakat ne zamanki Jane ile Rochester birbirine açıldı evlilik kararı verdiler vesaire oradan sonra benim için kitap sıkıcı bir hal almaya başladı. Jane’in evden kaçışı ve daha sonrasında akrabaları olduğunu anlayacağı insanlarla tanışması heyecanlıydı. Taşrada kendine kurduğu hayatı okumak keyifliydi. St. John ile Hindistan’a göçme fikri de bir o kadar yaratıcıydı. Fakat bütün bunların sonunda Rochester’a dönmesi?
İngiliz klasiklerinin temelinde romantizm akımının yattığını biliyorum ama bazı klasikleri okurken içimden “bu dönem için çok yabancı olduğundan tatmin olamıyorum” duygusunu atamıyorum. Jane Eyre’ı daha başıma buyruk daha bağımsız bir kadın beklerken aşkına yenik düşen bir yeni yetme görmek beni hayal kırıklığına uğrattı. Nedense kafamda ata binen, cesurca direnen bir genç kız beklemiştim. Çocukluğundaki asiliği sürdürmesini başına buyruk olmasını beklemiştim. Evet, bir oranda öyleydi de ama maalesef beni tatmin etmedi.
Anna Karenina , Gurur ve Önyargı veyahutta Uğultulu Tepeler benim çok daha iyi romantik klasik örneklerindendir. Jane Eyre’dan aynı hazzı alamadım maalesef.
Klasik olduğu için okuyup
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,2bin okunma
İntihar diye bir şey
Yok bu dünyada.
Ölümle biten bir intihar yok.
Asıl intihar
Gün gün yaşamakta.
Öldürmeyeceğim kendimi
Ama, keşke öldürseydi
Diyeceksin bana.