“İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları ‘kişiyi’ anlatırlar. İzmirli’nin sevilmemiş, hor görülmüş bir adam olduğunu sanmıyorum.”
Yazar John Steinbeck’in okuduktan sonra bile doyamadığım eseri. 1929 yılında çıkan dünya ekonomik krizine bir çağrı bu romanı. Amerika’daki ekonomik krizin işçi sınıfına sebep olduğu etkilerini çok güzel anlatmış yazar. Yani hazır olun tam bir çekilen ‘gazabın üzümlerini’ tadacaksınız bu romanda.
Yazarın diğer kitaplarından da aşina olduğumuz üzere kitabın olayları Kaliforniya taraflarında gerçekleşiyor. Joad ailesinin bir üyesi olan Tom’un hapishaneden çıkarak yaşadığı bölgeye geri dönmesiyle başlıyor hikâyemiz. Tom’un döndüğü anda gördükleri; yaşadığı bölgede tarım yerine binalaşmaya giden, toprakların öneminin kalmadığını gören Joad ailesi’nin evlerini terk etmek zorunda kalması onu büsbütün şaşırtır. Ancak bu durum hayatta kalmak için verecekleri mücadelenin bir başlangıcıdır. Missisipi Nehri boyunca tarımda işçi arayışının olduğu bölgelere iş bulmak için yoğun bir göç başlar. Joad ailesi de bu göçe katılanlar arasındadır. Bu göç sırasında yaşadıkları acılar, hayal kırıklıkları, yaşam mücadeleleri içinizde derin izler bırakacak. Gittikleri yerde mevsimlik işçi olarak çalışan bu insanların ellerine geçen üç kuruş paranın bile onlar için ne kadar kıymetli olduğunu, memleketlerinden ayrı gurbette kalmanın zorluklarını, hiç tanımadıkları insanlarla bile aile olabilmeyi, paylaşmayı ve daha fazlasını öğreneceksiniz bu kitapta. Tarımın değerini, toprağın kıymetini anlayacaksınız. Tarihte anlatılan ekonomik krizin, kapitalizmi daha iyi kavrayacaksınız.
Yazarın yoğun tasvirleri hala gözümün önünde, olaylar yavaş ilerlese de betimlemeleriyle adeta içinizde yaşatmayı başarıyor. Okudukça sizde Joad ailesinin bir üyesi oluyorsunuz. Göç etmek zorunda kalan insanların kötü muamelelerle, aldatmacalarla, insanlık kalmamış dedirtecek realist yönünü bu kitapla çok daha iyi anladım.
“Her toplulukta toksik insanlar ve psikolojik istismar olabilir ancak bunlar çoğunlukla gizlidir.”
Yazar Shannon Thomas’ın bu kitabı ile sizde psikolojik istismar kavramını tanıyabilir ve yaşamınızda size yapılan psikolojik istismardan kurtulma ve iyileşme süreçlerini öğrenebilirsiniz. Psikolojik istismar gizlidir ve birçok insan bunun farkına varamıyor. Karşınıza çıkabilecek Narsist ve Psikopatların, üzerimizde uygulayabileceği bu istismar gözle görülür bir şiddet olmadığı için aslında fark edemiyoruz. Şiddetin bu biçimi istismara uğrayanlarda derin hasarlar bırakır ve bu hasarların en önemlisi de insanın öz saygısını zedelemesidir. Yazar, partnerinizle olan ilişkilerinizde, aile ve iş hayatındaki istismarlara örnekler vererek bu durumu çok iyi anlatmış.
Hepimiz zaman zaman psikolojik şiddete maruz kalıyoruz. Özellikle yazarın deyimiyle psikolojik istismara maruz kalan insanlar; saf, kırılgan ve ayrıntılı düşünen insanlar. Böyle insanlar; yani ben, yani siz, hatayı hep kendinde arayan, sorunları çözmek için çabalayan, konuşarak her şeyin yoluna girebileceğine inanan, anlamak için çabalayan bizlerin yapılan bu istismarı üzerimizde oluşturduğu bu gizli baskıyı görmemiz çok kolay değil. İşte yazar Shannon Thomas bu psikolojik istismarı örneklendirerek bizlere aktarmış. Üstelik danışanlarına olan hassaslığıyla onlardan örnekler sunmak yerine rastgele örnekler varsayım yaparak yapmış bunu. Yazar, çok samimi ve akıcı bir dille anlattığı için kitabın her sayfası su gibi akıp gidiyor. Bu nedenle bu kitabı çok keyifle okudum.
“Plajda uzanmış konuşuyorduk. Ona en sevdiği ressamı sordum.
-Van Gogh, dedi.
-Neden?
-Kulağını kesebilmiş; sol kulağını. Bunu yapan ilk adam o. Sustu. Az sonra değişik bir sesle,
-Ama o bile eksik adamdı. Tımarhanedeyken yaptığı kendi portresinde insanlara yüzünün kulaksız yönünü gösteremedi. Tam adam yok!”