Şeyma Öztürk

Şeyma Öztürk
@tuhafbirkiz
“Beni hor görme kardeşim Sen altınsın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz Sen gümüşsün ben sac mıyım?” {Âşık Veysel}
10/10
·1696 syf.··
Beğendi
·
2021 83. kitabı
Etkileyici ve uzun soluklu bir Şolohov yolculuğunun ardından bu esere inceleme eklememek olmazdı benim için. Her satırda birbirinden farklı merhalelerden geçtikten sonra hislerimi, fikirlerimi ifade etmeye nereden başlasam inanın bilemiyorum. Sanki savaştan çıkan, bütün o dramları yaşayan benmişim gibi hissediyorum ki bu da bana kalırsa kitabın en büyük başarısı. Şolohov'un bu eseri yazmasının temel sebebi olarak 1.Dünya Savaşı sırasında General Kornilov ile tanışması gösterilir. Kornilov'un 1917 yılında yaptığı başarısız bir darbe girişimi vardır. Buna kitapta da rastlayacaksınız. İşin ilginç yanı Şolohov bu eseri 23 yaşında yazmaya başlamış ve esere tamı tamına 14 yılını vermiş. Böylesine kıymetli bir ürünü bu yaşta verecek kapasitede olması dikkate değer ki kendisi zaten edebiyat camiasında Tolstoy'un yeni asır varisi olarak görülüyor. Hatta kitap içerisinde de Tolstoy'un Savaş ve Barış isimli eserine atıf yapmaktadır. Eser toplamda dört ciltten oluşuyor fakat eski baskılarında fazladan bir ya da iki cilt daha olduğunu duydum. Bunlar dört cilde ek olarak bir devam kitabı mı yoksa eserin daha geniş hali mi onu henüz bilmiyorum ama öğreneceğim. İlk ciltte Don bölgesindeki Kazakların yaşam tarzı, gelenekleri, inançları, karakterlerin tahlilleri ağırlıklı olarak yer almaktadır. Çok sakin ve doğayla iç içe bir yaşam tarzıyla yapılan girişin ardından devrim düşüncesinin filizlenmeye başladığı görülür. İkinci cilde geçildiğinde ise artık savaş yüzünü göstermiştir. I.Dünya Savaşı, Ekim Devrimi gibi pek çok olay sahnededir artık. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde ise artık savaşa isyan eden Don Kazaklarının ayaklanmaları, karışıklıklar, Avrupa ülkelerinin boy göstermesi gibi unsurlar yer alır. Son eseri de bitirdiğinizde Kazaklara ait bir destan okuduğunuzu görürsünüz. Benim
Durgun DonMihail Şolohov · Yordam Kitap · 2018255 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·408 syf.··
2021 44. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2021 21:45
Adını hep duyduğum ama ilk kez okuduğum bir yazardı kendisi. Onu tanımak adına doğru bir kitap seçtiğimi fark ettim. O kadar sayfa sıkılmadan nasıl aktı gitti inanın hiç anlamadım. Kitabı okurken kendimi yer yer Yeşilçam geçidinde, yer yer de birbirinden kıymetli yazarlar, sanatçılar, yönetmenlerle bir arada hissettim. Birbirinden renkli pek çok penceresi olan kocaman bir evdi bu kitap benim için. Bir pencereden Yaşar Kemal, birinden Abdi İpekçi, diğerinden Zülfü Livaneli, ötekilerden Adile Naşit, Atilla İlhan, Cem Karaca, Agop Arad ve daha nicesi başını uzatıyordu her satırda. Herkesin nemelazımcılık oynadığı bu hayatta birbirinden farklı pek çok kimsenin kalbine dokunabilen böylesi bir yazara hayran kalmamak elde değil. Bu kadar üretken, birbirinden farklı alanlarda bu kadar birikime sahip, bu denli insan olmayı başarabilmiş bir insan tanıdım satırlarda. Yazarın Abdi İpekçi'ye ithafen; “Bazı insanlar vardır, tanıdığınıza sevinirsiniz. Onları tanımak onur verir size, değerlerinize değerler katar. Bazı insanları tanımak ise bunların ötesinde, bunların üstünde duygular yaratır. ‘Onu tanıdım ya, dünyaya geldiğime değdi’ diyebileceğim birkaç kişiden biriydi Abdi Bey.'' dediği gibi, benim için de Ülkü Tamer'i tanımak bambaşka bir tecrübeydi. Seni tanımak güzeldi be Antepli! Okuyun, tanıyın, tanıtın ve özümseyebildiğiniz kadar özümseyin. Keyifli okumalar :)
Yaşamak HatırlamaktırÜlkü Tamer · Ketebe Yayınları · 2020150 okunma
Aaah savaş seni icat eden görmesin cennet!
10/10
·381 syf.··
Beğendi
·
2021 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2021 11:12
'Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum..' Şehit düşen bir baba, yoksulluk, savaş ve açlığın korkunç yüzü... Ne söylesek, ne yazsak hiçbir kelime eserde hissettirilen duyguları ifadeye yetmeyecek. Şu 381 sayfa geldi yüreğimin tam ortasına külçe gibi oturdu. Kitabın son sayfası kapandı ama okuduklarımın yüreğimde oluşturduğu o koca boşluğun kapanacağını sanmıyorum. Hele ki bir kurgu gibi okuduğum satırların yazarın gerçek hayat öyküsü olduğunu öğrenmem beni fazlasıyla üzdü. Yaşar Kemal'in 'Aaah seni icat eden görmesin cennet' dediği, Nazım'ın 'Bir jet uçağını bir kayık tabağın içine yatırsak kırk bin aç doyar' diyerek lanetlediği savaşın hunharca tükettiği bir ailenin dramı var her bir satırda. Her insan hayatta kalabilme, varoluş çabasını devam ettirebilme içgüdüsü duyar. Bu içgüdüyle birlikte başını sokacak bir çatıya, içini ısıtacak sıcacık bir yuvaya, karnını doyuracak bir parça ekmeğe gereksinim hisseder. Temel Çavuş ve ailesinin de istediği bundan daha fazlası değildi. Bir düşünün yıllarca Yemen ellerinde savaş kıskacında ezilmiş ve artık memleketinize dönüp rahat yüzü görecekken bir savaş kıskacına daha yakalanan ve şehit olan bir babasınız. Ya da yıllarca eşinin savaştan dönmesini bekleyen ve eşi şehit olup altı çocukla gencecik yaşında bir başına kalan bir annesiniz. Yuvayı dişi kuş yapar deriz ya hani hep, hatta çoğu zaman kadınların omzuna fazlaca yük yüklenmesinden şikayet ederiz, işte romanda yer alan anne karakterimiz Şakire'ye hayran kaldım. İki kayıp vermesine, altı çocukla bir başına kalmasına ve en önemlisi savaş döneminde açlığın en korkunç yüzüyle her saniye boğuşmasına rağmen ayakta dimdik duran Şakire sen ne muazzamsın. En namuslu insanlar bile yeri gelir olumsuz
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Heyamola Yayınları · 20052,211 okunma
İnsan insan derler idi, insan nedir şimdi bildim...
9/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2020 84. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2020 12:21
Hayat telaşı içerisinde uzun zamandır inceleme yazamamış olmanın susuzluğunu gidermem konusunda beni kamçılayan, hemen bitmesin diye sindire sindire okuduğum bir kitabın son sayfasını kapattım az evvel. Doğrusunu isterseniz biraz hüzünlüyüm biraz da umutlu. Klişe belki ama sokakta ya da yan dairenizde bir insan şiddete uğrarken onun acısına kayıtsız kalamayan, bir kediye araba çarpınca onun küçücük canının yaşam telaşını yok sayamayan, dünyanın bir yerinde çocuklar yok pahasına ölürken sıcacık yatağında uyumaktan utanan, gören, hisseden, anlayan, idrak edebilen insan olmak zor içinde bulunduğumuz dünyada. Nihayetinde hassas kalpler için kurulduğu günden bu yana bir cehennem dünya. Hissedilen şeyler erdemli fakat yükü de bir o kadar ağır. İşte sevgili yazar elimizden geldiğince taşımaya çalıştığımız bu yükün üzerine, birlikte çıktığımız 384 sayfalık yolculuk boyunca ruhumuzu tam da olması gereken yerden tutup sarsarak daha da fazlasını ekliyor. Yeri geliyor yerlere atılmış merhamet yükünü, çok da gerekli değil dercesine derin bir kuyunun en dibine atılmış adalet çuvalını, çoğu zaman da ruhumuzu karartan bütün lekeleri görebilmek adına koca bir insanlık aynasını yüklüyor sırtımıza. Yükünüz artıyor ama mızmızlanmıyorsunuz; çünkü siz bir masa, sandalye ya da lamba değilsiniz; misyonunuz var, idrakiniz var, en önemlisi bir kalbiniz var, insan olduğunuzu iliklerinize kadar hissetmek boynunuzun borcu ve bu eser sizin bu anlamda elinizden tutuyor. Ha ama eğer diyorsanız ki cehalet mutluluktur, o halde eseri yavaşça bir kenara bırakıp uzaklaşabilirsiniz. Ömer Faruk Dönmez'in bütün eserlerini severek ve derin düşüncelere dalarak okudum. Keşke hep yazsa da bıkmadan usanmadan okusak dediğim bir yazar benim için. Paradigma Sonsuzluk'a ilk başladığım sırada yazarın muzip tavrını,
Edebiyat
Paradigma SonsuzlukÖmer Faruk Dönmez · İz Yayıncılık · 202046 okunma
Bu Kitabı Ç\alalım :)
9/10
·189 syf.··
Beğendi
·
2018 43. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2018 18:46
Bir okuyucunun yaşamı boyunca dahil olduğu okuma serüveninde yaşayabileceği en büyük şans kaliteli yazarlar ve kaliteli eserlerle karşılaşabilmektir. Zirâ şu kısacık yaşamda okuyabileceğimiz kadar kaliteli eser okuyup, bu eserleri özümsemek yanımıza kâr kalacaktır. İşte tam da bu noktada kendimi şanslı okuyucular kategorisine dahil etmek istiyorum; çünkü okunmayı hak eden, değerli bir eser bana göz kırptı ve ben de hemen bu kitabı ç\aldım. :) Murat Gülsoy, 37. Sait Faik Hikâye Armağanı'na lâyık görülmüş kıymetli bir yazar. Bilirsiniz, çeşitli edebiyat matinelerine katılan Sait Faik, Darüşşafaka Lisesi'nde yapılan bir matineye de katılmış ve okulu gezip orada sahipsiz çocukları görmesinin ardından annesi Makbule Hanım'ı mal varlığını Darüşşafaka'ya bağışlaması konusunda ikna etmiştir. Makbule Hanım da oğlunun vefâtı sonrasında hazırladığı vasiyetnâmede hem servetinin büyük kısmını hem de Sait Faik'in eserlerinin telif hakkını bu kuruma bağışlamıştır. Fakat Makbule Hanım tarafından hazırlanan vasiyetnâmede bir madde daha vardır: Her yıl dönemin önde gelen edebiyatçılarından oluşacak bir kurul, o sene içinde yazılmış en iyi öyküyü seçerek ona 'Sait Faik Hikâye Armağanı' verecektir. 1955 yılından beri sahiplerini bulan bu ödüllerin 2001 yılındaki sahibi de Murat Gülsoy olmuştur. Yazar 2010 yılından itibaren de jüri içerisinde yer almaktadır. Eserinin daha başında, 'Bu Kitabı Çalın' isimli ilk öyküsünde, okuyucusuna kurmaca içinde kurmaca yaşayacağının sinyallerini vermek adına hikâyesini yazarken Abbie Hoffman'ın 'Steal This Book' isimli kitabından ilham aldığını söyler Murat Gülsoy. Kitaba ismini veren bu güzel öykünün arkasından ilginç konular üzerine yazılmış farklı kurmacalar içinde bulur okuyucu kendisini. Öykülerin çoğunda kimi zaman iki arada bir derede kaldım,
Bu Kitabı ÇalınMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2021915 okunma