Savaş ve Açlar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1513
Gösterim
Adı:
Savaş ve Açlar
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
381
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756121047
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Heyamola Yayınları
Baskılar:
Savaş ve Açlar
Savaş ve Açlar
"O bir ermiş, bir kahraman, bir çocuk saflığında, 
dudaklarında hüzünlü bir gülümseme, yaşadı ve öldü. 
Hasan İzzettin Dinamo, su katılmamış, devrimci bir 
kahramandı ve edebiyatımızın da büyük ustalarından 
biriydi."
- Yaşar Kemal
381 syf.
Bazı romanlar oluyor, okurken de bitirdikten sonra da uzun süre etkisinden kurtulamıyorsunuz. Günlük hayatınıza devam ederken aklınıza bir anda o romandan birileri ya da bir sahne gelebiliyor. Bu tür romanlar ya genelde gerçek olaylardan alınmış ya da otobiyografik çizgiler taşıyan şeyler oluyor. İşte o romanlardan birisini yeni bitirdim ben; Hasan İzzettin Dinamo’nun Savaş ve Açlar’ı…

Son zamanlarda konusu Samsun’da geçen romanları okuyordum. Savaş ve Açlar’ı ise birkaç ay öncesine kadar hiç duymamıştım. Bu benim ayıbım olsun çünkü nasıl olmuş da bu yaşıma kadar okumamış hatta duymamışım böyle bir romanı? Üstelik devamı da varmış; Öksüz Musa.

Hasan İzzettin Dinamo, sosyalist kesimde bilinen bir isimmiş. Hayata veda edeli epey olmuş. Trabzonlu bir ailenin çocuğu ve daha bebekken önce İstanbul’a, oradan da 3-4 yaşlarındayken Samsun’a gelmişler. Babası Yemen Çöllerinde yedi yıl harp edip, hayatta kalan nadir askerlerden birisiymiş. Ancak Cihan Harbi başlayınca önce Karadeniz’deki pek çok erkek gibi babasını ardından da 15 yaşındaki ağabeyini cepheye almışlar. Onların gidecekleri yer Sarıkamış Cephesi olmuş. Hasan İzzettin Dinamo, henüz 5-6 yaşlarındayken anası ve kardeşleriyle Samsun’da yokluk ve açlık içinde kalakalmış.

Şimdi ‘Hasan İzzettin’ yerine ‘Musa’ ismini koyun oraya. Çünkü roman ana konusu ve olaylarıyla neredeyse tamamen gerçek. Romanı başarılı kılan ama okuyucuyu çok daha derinden etkileyen şey de tam bu işte; gerçek olması! Hatta maalesef gerçek olması…

Konu ve gidişatla ilgili çok fazla ipucu vermek istemiyorum. Çünkü biliyorum zor ama isterim ki her Samsunlu, her Karadenizli, her Türk vatandaşı bu romanı okusun. Evet, yazarın dünya görüşü, hayata bakışı, inançları ya da inançsızlığı… Bunlara katılıp katılmamak herkesin kendi tercihidir lakin anlatılanları yabana atmamak lazım. Üstelik bazı şeyleri yaşamadan hüküm vermek kolay olsa gerek; ben savaşı yaşamanın getirdiği karamsarlığı ve inanç kaybını Cengiz Dağcı’nın romanlarından iyi biliyorum. Savaş ve Açlar ise bana en çok Cengiz Aytmatov’un Toprak Ana’sını hatırlattı. İki roman hüzünleri ve hadiseleriyle epeyce benzeşiyor. Bu doğal çünkü savaşın milleti, dini, ülkesi yok; büyük bir acı ve yıkım demek. Savaşın tarumar ettiği şeylerin başında ise ahlak ve merhamet geliyor.

Biz savaş denince genelde gidenlerin hikayelerine odaklanıyoruz. Ancak bir de kalanlar var. Cephe gerisindeki acıların cephedekilerden aşağı kalır bir yanı olmadığını bu romanda iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Kitabın adı bütün romana sinmiş durumda; savaş ve açlar.

Yıllar süren kıtlık günlerinde açılığın ne büyük bir felakete dönüştüğünü görüyorsunuz. Kitabı birkaç gün içinde okudum ve bazı zamanlar karnım açtı. Anlamaya çalıştım. Pazar yerine çıktım, tezgahlardaki sebzelere, meyvelere farklı gözle baktım; evdeki çocuklarıma, karşımdaki tepelere…

Sonuçta romanın geçtiği şehirdeyim ben de. Roman biter bitmez şimdi bir tarafında kocaman bir AVM’nin yükseldiği Mert Irmağına indim. Köprüden o sulara baktım. Salhanenin nerede olduğunu, Reji binasını kestirmeye çalıştım. Musa’nın denize girdiği alan şurası olmalı; Tatar barakaları burada olmalı diye farklı bir gözle baktım şehre. Daruleytam ise bugünkü Sosyal Bilimler Lisesi alanındaymış.

Romandaki anlatım çok başarılı. Kalın bir kitap olmasına rağmen yormadan okutuyor kendisini. Trajedi dolu bir roman. Tasvirler, gelişmeler yerli yerinde. Fakirliği, açılığı, sefaleti, haksızlığı, kalleşliği ziyadesiyle duyabiliyorsunuz.

Bugünkü rahatımız ve refah seviyemiz göz önüne alındığında insanın inanamayacağı şeylerle karşılaşıyorsunuz. Kuduz, pislik, fakirlik, açlık, garibanlık, yokluk, hastalık… Köpek pisliği toplamaktan tutun da deniz suyundan tuz çıkarmaya kadar hemen her şey. Ve açlıktan ölen çocuklar; şehit eşi ya da çocuğu olmalarına rağmen yüzüne bakılmayanlar, kötü yola düşürülenler… Kırım göçmenleri, Kafkas göçmenleri, Balkan göçmenleri ve Doğu Karadeniz göçmenleri, Ermeni ve Rumlar… Elbette Her dönemin yüz karaları olan savaş fırsatçıları ve elbette gemilerini yüzdürenler. Bedel ödeyenler. Şehitlerin kim için şehit olduğunu sorgulamak zorunda kalıyorsunuz. Bir ailenin merkezde olduğu, deruni acılar barındıran bir romanla karşılaşıyorsunuz.

Hasıl-ı kelam, bu roman beni derinden etkiledi. Milletlerin tarihlerinin kişisel tarihlerle ilişkili olduğunu unutmamak lazım. Ve hayat ‘1914-18 yılları arasında Birinci Dünya Savaşını yaşadık’ cümlesi kadar basit ve kolay değil asla…
381 syf.
·2 günde·9/10
Tam anlamıyla vurucu, insanı iliklerinden sarsan bir roman. İlk defa Hasan İzzettin Dinamo okudum ve iyi ki okudum. Neden toplumcu gerçekçilerin tü kaka diye gösterilmeye çalışıldığını daha iyi idrak ettim. Çünkü bu romanı okuyan bir insanın aynı kalabileceğini düşünmüyorum. İnsanın içinde bir yerlerde çok derin duygularını etkiliyor. Pek çok kişinin okumak isteyeceğini, okuma yürekliliğini gösterebileceğini de sanmıyorum bu yüzden.
Açlığın, sefaletin, savaşın ve yaşama kavgasının bu denli iyi anlatıldığı bir başka esere rastlamadım. Yazık ki baskısı kolay bulunmuyor. Sahaflardan edinilebilir. İyi okurların gözünden kaçmasını istemem. Bugün "sanat" adı altında yapılan laf ebeliğinin çok ötesinde, pek çok şeyi sorgulatan, çok boyutlu değerlendirilebilecek bir eser.
381 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Ardı arkası kesilmez sarsıntılar ve depresyonlarla bitirdim romanı.Çevirdiğim her sayfa bir kara delik gibi beni yutup bilmediğim bir zamanın bilmediğim bir sahiline fırlatıp durdu.Bir solukta okudum diyebilmeyi çok isterdim ama okurken soluk alıp almadığımı bile hatırlamıyorum.

Kuru asker tayınının,bir avuç mısır ununun büyük lüks olduğu bir dönemde döşeme tahtalarının yakacak olması,tiksintiyle baktığımız kuzu koyun bağırsaklarının kuduz köpeklerin ağzından kapışılması, bugün tasavvurlarımızın çok ötesinde.Ölümün nefesi ensede bir yaşam.Aslında tam olarak yaşam da denmez, yaşamaya çalışmak daha doğru olur.

Bu kitap üçüncü öğününden sonra göbeğini kaşıyarak sırt üstü devrilip geğire geğire televizyon seyredenler,ne giyeceğine ne yiyeceğine karar veremeyenlerin hayata dair tüm ezberlerini alt üst edecek.Tabi ki nasipleri varsa…
381 syf.
·10/10
Savaş ve Açlar, Hasan İzzettin Dinamo'dan okumuş olduğum ilk kitap ve kesinlikle son olmayacak. Kitabımız yaklaşık olarak 1914-1915'li yıllar arasında geçiyor. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere savaş sırasında geçiyor ve savaş esnasındaki halkın yoksulluğu, açlığı üzerinde duruluyor. Yazarımız da bir nevi kendi hayatını anlatmış bu kitapta. Kendisini kitabın karakterlerinden biri olan küçük Musa'nın yerine koyuyor. Yazarımız halkın sefaletini o kadar güzel anlatmış ki, kitap her ne kadar akıcı olsa da bolca düşünmeniz gerekeceğinden kitabı okurken yeri geldiğinde ara vermeniz gerektiğini düşünüyorum. Kitabımızın bir diğer ana karakteri olan Şakire, 8 çocuğuna yeri geldiğinde hem annelik hem de babalık yapmış koca yürekli bir annedir. O kadar güçlü bir kadın ki basından geçen olayları anlatırsam spoiler vereceğimden korkuyorum. Ali'nin Tenzile'ye olan aşkı, Temel Çavuş'un alın teri, Musa'nın akıllılığı ve daha sayamayacağım bir çok özellik bir araya gelince ortaya muhteşem bir eser çıkmış. Kitabın devamı niteliğinde olan Öksüz Musa'yı da eğer bulabilirsem(baskısı yok diye biliyorum) mutlaka okuyacağım. Eğer sahaflardan falan bulabilirseniz ne mutlu size. Şimdiden okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum.
"Ne yazık ki Anadolu, Tanrı'nın ölü bir çölüydü." (sayfa 236)
376 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Cumhuriyetimizin ilk aydınlarından toplumcu yazar Hasan İzzettin Dinamo'nun, kendi yaşamından alıntılar da içerdiğini sandığım ve Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına giden I. Dünya Savaşı yıllarında Anadolu'daki sefaleti anlatan bu etkileyici romanını da bir solukta okuyup bitirdim.
Savaşın insanlığa hiçbir şey kazandırmadığı, toplumsal dengeyi nasıl bozduğu, insanın nasıl hayvanlaştığı üzerine çok etkileyici tespitler içerdiği gibi böyle durumlarda zenginin daha da zengin olup sefa sürdüğü, bedelini ödeyip askere gitmeyip ama onların yerine savaşta ön cephelere (Sarıkamış Faciası) yine yoksulların gönderilerek nasıl harcandığını gösteren taşlamalar ve eleştiriler de içeriyor.
Savaşla geçen korkunç yılların, arkasında açlıktan ölen çocuklar, umutsuzluklar, kinler ve acılar bırakarak nasıl geçtiğini kusursuz bir anlatımla bir tablo gibi önümüze seren yazar daha onbeşinde savaşa sürülen çocukların bir daha dönmemek üzere ailelerinden koparılıp alındığı dönemleri ve bu o dönemin iktidarını elinde tutan bir avuç maceraperestin hırsları uğruna yok olan bir kuşağın da hikayesini anlatıyor.
Devamı niteliğinde olan "Öksüz Musa" adlı romanı da okuma sırasına alıyor ve kitabı özellikle bu türü seven okurlara tavsiye ediyorum.
1914-1915 yılları...Amansız savaşın devam ettiği,tazecik fidanların Sarıkamış’ta donarak can verdiği kara günler...Açlık,sefalet,hastalık...Kitabı okuyunca yokluğun ve sefaletin Trabzon’dan göçüp ekmek bulmaya çalışan aileyi nasıl insanlıktan çıkardığına tanıklık edeceksiniz.Okurken boğazınız düğümlenecek,gözleriniz dolacak ve iştahınız kesilecek.Yerken burun kıvırdığınız nimetlere şükredecek,bastığınız toprağın bedelinin ne kadar ağır ödendiğini daha iyi
anlayacaksanız.
Kitabı okurken Yaşar Kemal’in “Savaşı icat eden görmesin cennet”sözünü sık sık hatırladım.Daha önce neden okumadım bu kitabı diye hayıflandım.Karadeniz ağız özelliklerinden sıkça yararlanılan diline ve sarsıcı anlatımına hayran kaldım.Hasan İzzettin Dinamo ‘ya Karadeniz’in Yaşar Kemal’i;Anadolu’nun Aytmatov’u dersem abartmış olmam sanırım.
Velhasıl acıya dayanıklıysanız yüreğiniz kaldırırsa “Savaş ve Açlar”ı okuyun,derim.

" Kahramanluk salt siperlere sinip düşmana kurşun atmak değildur.Şu bizum halımızda açlukla pençeleşerek oni yenmeye çalışmak ta kahramanlıktur. Buna yaşamak kahramanluğu derler Musa’m.Bu siperde düşmanla vuruşmaktan bin kat daha zordur.”s.227
376 syf.
·Beğendi·9/10
Savaş ve Açlar kitabını komutanımın tavsiyesiyle okudum iyi ki okumuşum. Askerde okumuş olmam duygusal açıdan daha da etkiledi. Hepimiz Çanakkale Savaşı’nın zor geçtiğini biliriz. Çünkü hep öyle anlatılır. Peki ama ne kadar zor geçmiş olabilir? Gerçekten halk savaş zamanında nasıl yaşamış? Bir anne çocuklarına hayatta kalmak için nasıl çalmalarını öğütler? Bence mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir kitap. Kulaktan duymak farklı görmek farklı. Çünkü okurken görüyorsunuz. Çünkü sizde ordasınız. Bazen Şakire hanımın eşi, bazen büyük oğlu Ali,bazen küçük oğlu Musa, bazen büyük kızı Asile, bazen onlara yardımcı olmaya çalışan komutan bazen de, bazen de o fakir ve iki şehit ailesi yoksul evdeki tencereyi çalmaya çalışan kardeşi oluyorsunuz .. çünkü siz de oradasınız.. işte bu kadar güzel anlatmış yazar.Herkese tavsiyemdir. Okuyun!
381 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitabı yıllar önce okumuştum arkadaşımın tavsiyesi ile ve üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen aklımdan çıkmayan, düşündükçe hala irkildiğim konusu ile beni kitabın sayfalarına esir etmiştir.
Ne zaman bir kitapçıya uğrasam raflarda gözlerimin aradığı, kitaplığımda yerini almasını istediğim muhteşem kitap...
381 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Kitap İstanbul'da geçinemeyen memleketlerine dönerken Samsun'da tütün tarlası olan bir zenginin ,tarlasını ekmek için yerleşmeleri,köyün adı kötüköy,sıtmadan çocuklar ölür,zar zor geçinen aile günlük yediği kuymak ile günlerini geçirir,tahin yemek en büyük lüksleridir.Rusya ile savaş başlar.Mısır da 7 yıl askerlik yapan temel çavuş askere alnır.Aile için bir dönüm noktasıdır bu.Babaları askere gittiği gibi.Evin büyük oğlan evi ayakta tutmaya çalışırken,evin son direği de Ali de askere alınır..Şehitler,hastalıklar,çocuk ölümleri,zengin ve fakir sistem nasıl işlediğini,hayatın gerçekleriyle yüzleşmek isteyenleri bir o kadar şok edici,çarpıcı okuyun yüzleşin...
381 syf.
·Beğendi·10/10
Bir kitap okudum, siz de sonuna kadar dayanabilirseniz okuyun. Bir kitap okudum bir daha Hasan İzzettin Dinamo'dan bir şey okumaya korkuyorum. Bir savaşın geri cephesinde yaşananlar ancak onu yaşayan tarafından anlatılabilirdi. Hasan İzzettin Dinamo kendi yaşadıklarını anlatmış. Bu kitabı okumayan "vatan sevgisi"nden bahsetmesin. Muhacirliğin ne demek olduğunu öğrenmek istiyorsanız ve çıplak gerçeği görmeye yüreğinizin dayanacağına inanıyorsanız bu kitabı okuyun. Kafamıza vura vura okutturdun @hcelik61 Abi. 2 yıl oldu. Bir an olsun aklımdan çıkmıyor.

Bu kitabı okuduğunuzda savaş denen şeyin nasıl bir bela olduğunu anlamakla kalmayacak yerlerinden yurtlarından göç etmek zorunda kalan insanların iç dünyasını bizzat yaşadıklarını anlatan Hasan İzzettin Dinamo'nun yalın kaleminden gözyaşlarınızla okuyacaksınız. Bir toprağın vatan olmasının kıymetini anlayacaksınız.
376 syf.
·Beğendi·10/10
Bir kitap hediye alacaksam o kesinlikle savaş ve açlardır öneri yapacaksa da kesinlikle savaş ve açlardır savaşın acı yüzünü ve cephe gerisinde kalanların yaşamını anlatan muazzam bir kitap
376 syf.
·13 günde·9/10
Hasan İzzettin Dinamo'nun "Savaş ve Açlar" romanı geç keşfettiğim bir kitap oldu benim için. Bu zamana kadar okumamış olmama üzülsem de belki de en doğru zamanda okumuşumdur çünkü bu kitap gerçekten okurken insanı derinden sarsan, üzen hatta zaman zaman gözyaşları içinde bırakan bir kitap. Dolayısıyla daha genç bir yaşta okumak zorlayıcı olabilirdi.
1. Dünya Savaşı döneminde Samsun'da yaşayan Temel Çavuş ailesinin yaşadıkları üzerinden dönemin çok etkileyici bir tasvirini yapıyor. Yaşanan zorlukları, savaşın acımasızlığını ve geride kalanların acı kaderini derinden hissedeceksiniz.
"Öksüz Musa" adlı devam niteliğindeki kitabı okumayı yüreğim kaldırır mı bilemiyorum açıkçası.
Temel Çavuş, bunlara bakarak; «Ne yaşanası dünya, diye düşündü, yalnız insanın yiyecek bir lokma ekmeği olsa da şu güzel şeyleri seyretmeğe vakit bulsa!»
Hasan İzzettin Dinamo
Sayfa 37 - May Yayınları-1976
İnsanoğlu doğduğu günden beri iki şeye kulluk etmek zorundaydı:Allah'a ve hükümete.Bir insan bu ikisiyle oldum olası başa çıkamamıştı.
Temel Çavuş, bunlara bakarak; "Ne yaşanası dünya" diye düşündü, "yalnız yiyecek bir lokma ekmeği olsa da şu güzel şeyleri seyretmeye vakit bulsa!"
Hasan İzzettin Dinamo
Sayfa 36 - Tekin Yayınevi
-Benum Temel'umun cani senin devlete ödeduğun pis altunlardan bin kat daha değerlidur. Demek el, malini verecek, biz canimuzi vereceğuz oyle mi?
-Öyle. Bu, tanrının kurduğu düzen.
-Kim demiş allahun düzeni, sizun düzenunuz bu.
Hasan İzzettin Dinamo
Sayfa 177 - May Yayınları-1976
Biz, gidup cephede savaşırken beride herkes kesesini doldurup zengin olayi. Ben, Yemen'de yedi yıl kalıp geri döndüğümde memlekette oğullarını askere vermeyen zenginlerin bir kat daha zenginleştiklerini gördüm. Balkanlarda bir savaş olacak diyenler var ama inşallah yalandır. Yoksa bizi yine alıp o salhaneye sürmekten çekinmezler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Savaş ve Açlar
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
381
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756121047
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Heyamola Yayınları
Baskılar:
Savaş ve Açlar
Savaş ve Açlar
"O bir ermiş, bir kahraman, bir çocuk saflığında, 
dudaklarında hüzünlü bir gülümseme, yaşadı ve öldü. 
Hasan İzzettin Dinamo, su katılmamış, devrimci bir 
kahramandı ve edebiyatımızın da büyük ustalarından 
biriydi."
- Yaşar Kemal

Kitabı okuyanlar 68 okur

  • Mavi
  • Lütfü Bilgin
  • Hasan Mete
  • filiz polat
  • Arzu ÇETİN
  • Elif GÜRSES
  • Ceren Deveci
  • Şeker Kaplı Perişanlık
  • Seda Ediz
  • Ceyda Erciyes

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%48.6 (18)
9
%10.8 (4)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0