• Her gece bir hüzün, bir keder çöküyor üzerime. Kardeşler, kardeşler, zehirleniyoruz, çürüyoruz, ölüyoruz, yaşadıkça tükeniyoruz, sefaletin içinde gırtlağımıza kadar batıyoruz...
    Orhan Pamuk
    Sayfa 345 - Yapi Kredi Yayınları
  • DELİ DELİ KULAKLARI KÜPELİ :))

    Daha küçükken derlerdi inanmazdım!
    Meğer öyleymiş, deliymişim.
    Öğrendim.
    Deli derler bana, ne yaptığını bilmeyen nereye gittiğini bilmeyen, nasıl yaşanır?
    Nasıl sevilir? Nasıl bakılır hayata?  Nasıl ölünür?         
    Bilmeyen bir deli!
    Ne zaman delirdim bu kadar?         

    -Bu kitap delirerek ölenlere/ölmeyi bekleyenlere…

    Bu yaptığın tam bir delilik Mine SÖĞÜT!

    Böyle karanlık hayatlarla, ölümlerle insanı delirtiyor deli olduğunu unutanlara da hatırlatıyorsun (mesela bana)!

    Hayatınızda yaptığınız en büyük delilik nedir diye sorsam bir düşünür en basit şeylerden bahsedersiniz özellikle siz ERKEKLER!
    Yanlış anlamayın sizde delirebilirsiniz buyurun delirin okuyun delirin HAKKINIZDIR.
    Amma velakin diyeceğim o ki siz bizim kadar deliremezsiniz!
    En çok biz deliriyoruz biz tükeniyoruz, biz yitiriyoruz akıl sağlığımızı.
    —-
    21 Hikaye diyorlar, ben hikaye okumadım.
    Düştüm bir karanlığa..

    "Bana ait tek odanın penceresi hep karanlığa bakar. O yüzden geçmişimi de göremem geleceğimi de."

    Küçükken o çok korktuğum karanlık odama döndüm.
    Susadım,sıkıştım,acıktım.
    Korkumdan, karanlıkta kalkamadım.
    Aç uyudum ,susuz kaldım, yatağımı ıslattım.
    Ve ben yıllar sonra tekrar düştüm karanlığa
    Bu sefer karanlık olan odam değildi.
    Karanlık olan elimdeki bu kitaptı.
    Beni korkutan kitap da değildi, bendim.
    İnsan kendinden korkar mı hiç?
    Demeyin!
    Korkabilirsiniz, delirebilirsiniz mesela ben iyice delirdim ve korktum.
    Bu kadar delirdiğimi/delireceğimi bilmezdim.
    Ruhum dardır benim. İyice daraldım. Tıkandım. Tiksindim.
    Koştum aklı başında bir şey yapmaya beceremedim.

    -Sen ne yaptın Mine?

    İçinden çıkılmayan ihanetlerle,cinayetlerle,tecavüzlerle, ölüme çağırdın bizi işte aynen böyle..

    “As kendini as kendini as as as as as as...
    Vakvak ağacı seni çağırıyor... 
    gel dallarımda sallan diyor... 
    boynunda incecik bir urgan diyor... 
    korkma... 
    korkma...
    korkma seni rahat rahat taşır, kopmaz diyor...”

    Tekrar ettin sürekli öyle çok tekrar ettin ki zorla benimseyelim istedin.
    Hatırlattın bize gerçekleri içimizdeki suskunlukları.
    Kadın olmanın tüm zorluklarını.


    Kitabın kapağı bas bas bağırıyor aslında okursan delirirsin!
    Birde içindeki öyküler demeyeceğim
    Öyküler başlı başına bir karaltı zaten.
    Resimlere ne demeli onlar nasıl korkunç öyle !

    Deli kadın ne diyorsa o !

    Ben rahatım zaten deliydim. İyice delirdim. Bir şey eksilmedi.
    Ama aklınızı seviyorsanız delirmek istemezseniz uzak durun!
  • Distopik eserleri fazlasıyla seviyorum. Belki de gerçekçiliği beni kendine çekiyor. Sürekli sorgulayan, anlamaya çalışıp da bir türlü anlayamayan bir beynin saplantısı belki de bilmiyorum. Ama şundan eminim ki distopya türü eserler tam da bugünü ve yarını yansıtıyor. Korkutuyor.
    Eser diğer türdeşleri gibi oldukça farklı bir konuya sahip. Organ bağışı için klonlanan bireyler... Bir ruha, kalbî duygulara sahip olmayan robotlar gibi muamele gören zavallı insanları anlatıyor. Günümüz ile kıyaslandığında tıpkı bizim gibi, kendi hayatlarının kontrolü kendi ellerinde olmayan, belirli amaçlara hizmet eden, kendisine dayatılan yanlışları sanki olması gerek oymuşçasına kabul eden bir insan topluluğunu konu alıyor. Şimdi olduğu gibi yanlışların farkına varıp sorgulayan, ama yine bir şekilde sistemin içinde yok edilen azınlıklardan da bahsediyor elbette.
    Peki ya sonuç?
    Sonuç her zamanki gibi yine aynı.
    Sistem, bireyi kendi amaçları için kullanır ve günü geldiğinde hiç var olmamışçasına yok eder. Tüketir...
    Varlığını, içinde bulunduğu dünyayı sorgulamak isteyenlere önerimdir.
  • Okuduğum kitabı tekrar okuyor gibiyim tıpkı bitirdiğim bir yaşamı tekrar tekrar ve tekrar yaşamak gibi yazmak istiyorum albayım ama anlatamıyorum anlatsam anlamayacaklar sanıyorum anlarlar albayım anlarlarsa daha kötü olur albayım. Beni bilmelerini istiyorum ama kafamın içindekileri gerçekten bilmelerini istemiyorum. Beni küçümsemelerini istemiyorum. Beni büyük gördükleri gibi büyüksemeleri gerekiyor albayım. Duramıyorum aklım duramıyor biraz durup dinlense belki her şey düzelir albayım ama olmuyor bir kaldırımda bir parça yeşilliğe uzananlar gibi aklımı bir parça uzatmak istiyorum ama yerinde durmuyor albayım kalkıp düşünmeye gidiyor sürekli düşünüyor sürekli bir şeyler buluyor albayım tükeniyorum albayım tükeniyoruz.
  • Dünya üzerinde neden mi huzur yok ?
    Çünkü biz;
    Kenetleneceğimiz yerde kopuşuyoruz,
    Uzlaşacağımız yerde katlanıyoruz,
    Hissedeceğimiz yerde donuklaşıyoruz,
    Değişeceğimiz yerde rutinleşiyoruz,
    Usallaşacağımız yerde hayıflanıyoruz,
    Kalacağımız yerde gidiyoruz,
    Göreceğimiz yerde sadece bakıyoruz,
    Varolacağımız yerde tükeniyoruz,
    Devineceğimiz yerde durağanlaşıyoruz,
    Vereceğimiz yerde sadece almayı biliyoruz,
    Uzaklaşacağımız yerde çörekleniyoruz,
    Derinleşeceğimiz yerde yüzeyleşiyoruz,
    Okuyacağımız yerde aptallaşıyoruz,
    Silkineceğimiz yerde kirleniyoruz,
    İz bırakacağımız yerde siliniyoruz,
    Koptuğumuz yerde dikiş atıyoruz,
    Düzeleceğimiz yerde tarazlanıyoruz,
    Başkaldıracağımız yerde alışıyoruz,
    Seveceğimiz yerde sahipleniyoruz,
    Basacağımız yerde batıyoruz,
    Durduğumuz yerde ölüyoruz,
    Çünkü biz kendi kazdığımız çukurda gömülüyoruz.
  • Tükettikçe ,yok ediyoruz, yok ettikçe, tükeniyoruz.
    Beklemek, sadece beklesek olmaz mı ?
    Çabalamasak ve her şey son bulsa.
    Sevebilsek bizi biz yapan hüzünleri.
    Özlemesek hiç .
    Kavuşamasak hiç.
    Hep acı çeksek .
    Sevebilirdik belki kederi ,
    Belkide alışırdık.
    Ne olurdu sadece beklesek amaçsızca.
    Tükenmeden
    -Farid Farjad
  • Kimse mi farkında değil, bitiyoruz, tükeniyoruz, ölüyoruz!?