Hume, “İntihar Üzerine” başlıklı yazısında da, din kitaplarında sözü geçen, intiharın günah olduğu, Tanrı’nın verdiği canı Tanrı’dan başkasının alamayacağı, Tanrı’nın yarattığı düzene müdahale edilemeyeceği düşüncesini sorgulamakta ve eleştirmektedir. Hume, bir insanın yaşamının hem kendisine hem de topluma büyük bir yük getirmesi, acılarının umutlarını ve sabrını aşması, daha fazla devam edemeyecek kadar acı çekmesi ve sefil koşullarda olması durumunda, kendi yaşamına son verebileceğini, bunun aslında günah ve kötü değil, aksine cesurca ve örnek bir davranış olduğunu vurgulamaktadır. Hume, intihar etmenin Tanrı’nın yarattığı düzene ve Tanrı’ya karşı isyan etmek olduğu düşüncesinin boş ve batıl bir inanç olduğunu söylemektedir. İnsanın özgür iradesiyle aldığı kararların günah sayılamayacağını, bu durumda binalar inşa etmenin, toprağı işlemenin veya denizde yelken açmanın da günah sayılması gerektiğini, Nil ve Tuna nehirlerinin akışını değiştirmek ile bileklerimizi keserek, damarlarımızdaki kanın akışını değiştirmek arasında bir fark olmadığını, nehirlerin akışını değiştirmek nasıl günah ve suç değilse, intihar etmenin de suç olmadığını belirtmektedir. Hume, intihar eden hiç kimsenin, yaşamının, devam ettirmeye değecek bir yaşam olduğunu düşündüğüne inanmadığını, bir kişi intihar ediyorsa, zaten yaşamının yaşamaya değer bir yönü kalmadığını düşündüğünü, acılarına daha fazla dayanamadığı için intihar ettiğini, yaşamın büyük bir yük haline gelmesi durumunda, intihar etmenin kişinin hem kendisine hem de topluma yararlı olacağını söylemektedir.