Alper Tunga

Alper Tunga
"İnsanlar seni çözemedikleri zaman önyargılarını kullanırlar."
Makine Mühendisi
Lisans
Ankara
63 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Yüreğime Dokunmadan
6/10
·320 syf.··
2023 15. kitabı
Kitap bir genç kızın gözünden geçiyor. Kanserden ölmeyi beklerken kanseri yeniyor. Ölümle yüzleşmesinin arkasında bir günahını sorumlu tutuyor. Mahsun diye zihinsel engelli bir çocuğa küçükken zorbalık yaptığını hatırlıyor. Oyuncak ayısını alıp, geri vermiyor. Oyuncak ayısının ismini Hülya koymuş, kitabın bir kısmına kadar Hülya’nın canlı kanlı arkadaşı olduğunu düşünüyoruz. Adalet, Hülya ile çok samimi sohbetler kuruyor. Hülya’nın oyuncak ayı olduğunu öğrenince bir akıl rahatsızlığı var mı diye düşündürüyor. Hayali arkadaşlıklar kuran karakterin yolculuğuna Sadi Seber Bey de eklenince kitabın sonuna kadar bu karakter de mi hayali diye sorguluyorsunuz. Karakter geçmişle yüzleşmeyi sık sık yapıyor. Babası ile amcası arasındaki ilişki, annesinin ölümü, babaannesinin otoritesi, üniversitede erkeklerle yaşadıkları gibi konulara değiniyor. Kurtulduğu ölümcül kanserin konusu kitabın başı dışında pek geçmiyor. Bu da beni şaşırttı. Yani karakter ölümle yüzleştiği için geçmişe takılmaktan ziyade geleceğe yönelik adımlar atacağı, eğleneceğini v.s düşünürüz. Karakter yine bir çok mekanı ziyaret ediyor fakat bu mekanlar geçmişte yaşadığı bir olayı düzeltmek için kurgulanmış. Sadi Seber ile yaşadıkları kitaba sıkıştırılmış bir aşk hikayesi tadımda gibi geldi. Adalet’e aşık olmuş bir Sadi Seber karakteri peşine takılıyor. İşini batırdığı için gün boyunca müsait. Doktor abisi Adalet’i tedavi ederken görüp hoşlanıyor. Hülya’dan sonra Sadi Seber karakteri de mi hayali diye düşünüyorsunuz. Belirttiğim gibi bu aşk hikayesi zorlama olmuş dolayısıyla kitabın sonlarına doğru Adalet Sadi Seber’den bir aşk mektubu alınca da okuyucuya bir şey hissettirmiyor. Meğerse gerçekmiş diye yüzü gülümsetmiyor. Mahsun tarafından öldürülmesi trajik bir bitiş oldu. Mahsun ile yaşadığı arbede
Edebiyat
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayaller, hayatlar..
10/10
·304 syf.··
2021 29. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2021 11:17
Honore de Balzac’ın popüler eseri Fransız ihtilalinden kısa bir süre sonra 1830 yılında basılmış. Kitabın ismi ve düşünceli bir ihtiyar bulunan kapağı roman hakkında bir kişinin acıklı hikayesini anlatacak yargısı oluştursa da Balzac aslında Goriot Baba’nın hüzünlü hikayesini kısayoldan zengin olmak isteyen hukuk fakültesi öğrencisi Eugene de Rastignac’ın bakış açısından anlatmış, ortaya ise bir Burjuva Tragedyası çıkmış. Balzac’ın yazım dili oldukça şiirsel, muhtemelen Fransızca’nın avantajlarını bolca kullanmış. Kitabın bir çok kısmının altını çizmek ve alıntılamak istiyorsunuz. Yazar edebiyat yeteneklerini özellikle karşılıklı konuşmalarda döktürmüş. Aslında olayları kitap karakterleri arasındaki -genellikle karamsar- sohbetler ile idrak ediyorsunuz. Fakat bazı konuşmalar her ne kadar okuyucuya keyif verse de bazen bir karakter öyle bir konuşma yapıyor ki sanki ferman yayınlıyor hissine kapılıyorsunuz. Hayat okulundan birincilikle mezun olmuş, kurnaz karakter Vautrin’e çok uzun konuşma metinleri hazırlanmış. Roman esasen müthiş bir realizm eseri olsa da konuşmalar pek gerçeği yansıtmıyor diyebiliriz. Elbet Balzac bir edebiyat cambazı ama okuyucuya hitap etmekten çok kendini tatmin ettiği kısımlar var. Ayrıca bu sebepten bazı kısımları anlamakta zorlanabiliyorsunuz. Henüz ikinci paragrafta yazarın dili ile ilgili eleştirilerde bulundum, normalde sondan bir önceki paragrafa saklardım fakat incelemenin geri kalan kısmı insanın ahlaki değerleri ile alakalı ve uzun soluklu bir anlatım olduğu için teknik meselelere tekrar bağlayabileceğimi düşünemedim. Kitabın yazıldığı yıllarda toplumda zenginlik-fakirlik makasının çok açık olmasından ötürü burjuva özentiliği oldukça fazladır. İnsanlar varlıklı olma uğruna ahlak değerlerini kaybetmiştir. İncelememde kitabın değindiği
Edebiyat
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,6bin okunma
Oldukça Farklı..
9/10
·251 syf.··
2021 27. kitabı
Sıkı durun! Bu kitap sadece yarım yamalak, garip isminden ibaret değil! Italo Calvino fare gibi biz okuyucular üzerinde deneyler yapmış. Kurduğu çıkmaz labirentlere merakımızı yerleştirmiş ve debelenmemizi güle oynaya izlemiş. Hiçbir sona bağlanmayan ve birbiriyle alakalı olmayan ona yakın öykü mü dersiniz yoksa ikinci tekil şahıs ile anlatım mı? Korkmayın demek isterdim fakat bu kitaba başlayacaksanız sinirlerinize hakim olduğunuzdan emin olmalısınız. Sabrın sonu ise selamet; böyle bir şey okumadım tepkisini vereceğiniz konusunda çekinceniz olmasın. Girişte de bahsettiğim gibi ona yakın sinir bozucu öykü yazmış sayın yazar. Saf bir okuyucu olarak kitaba başladınız, ilk öyküyü okudunuz ve yarıda kesildi. Ardından yazar “basım evi hatasından ötürü öykü yarıda kalmış” gibi bahaneler sunmaya başladı. Diğer öyküye geçtiniz, karmaşık ama başarılı bir dille anlatılmış, okuyucuyu kötü bir rüya görüyormuş hissi bırakan yazıyı okuyorsunuz. Pat! Bu öykü de yarıda kaldı. Masum bir okuyucuyuz ya, bu öykünün yarım kalma sebebine bir kılıf bulan yazara inanıyoruz. Bu böyle gidiyor, gidiyor ve kitabın yarısında ne okuyorum ya ben reaksiyonunu veriyorsunuz. Italo Calvino’nun dili, cümleleri hemen çözebileceğiniz tarzda değil, mücadele gerektiriyor. Anladığınız takdirde insanda bir şey başardım hissi oluşturuyor. İtiraf ediyorum, eğer dilinin çekiciliği ve neye bağlanacak acaba merak duygusu olmasa bu kitabı yarıda bırakırdım. Okuyucu olarak sürekli yenilen ama güreşe doymayan bir pehlivan gibisiniz. Yazarımız bu tarz bir kitap yazma sebebini biz okuyucularla 192. Sayfanın son paragrafında paylaşıyor. Meğerse öyküler fasa fisoymuş. Yarım kalan öykülerin arkasını araştırmak için ana kahraman olarak bir erkek seçmiş. Hayallerindeki özelliklere sahip kadın karakterini de kitaba
Edebiyat
Bir Kış Gecesi Eğer Bir YolcuItalo Calvino · Yapı Kredi Yayınları · 20223,597 okunma
Her Cephede Kutsal Bir Mücadelede
7/10
·168 syf.··
2021 28. kitabı
Üniversite sınavında en başarılı öğrencilerin gözdesi olan tıp mesleği sadece lise döneminde değil, hayatın uzun bir sürecinde çok çalışmayı gerektiriyor. Devam eden pandemi zamanında da gördük ki tıp, özel insanların yapabileceği bir meslek grubuymuş. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yarış atı gibi sınavlarda başarıdan başarıya koşturan kişiler, uzun süren tıp fakültesi eğitimi, uzmanlık almak için uğraş derken mesleğe atıldıktan sonra da hayat koşuşturmalarını hep yüksek frekanstan yaşıyorlar. Mihail Bulgakov’un Genç Bir Doktor’un Anıları kitabı ise tıp fakültesinden mezun olan çiçeği burnunda bir doktorun ücra bir köyde bütün tecrübesizliği ve çaresizliği ile yaşadıklarını anlatıyor. Kitap ilk okuduğum Mihail Bulgakov romanıydı. Yazarın dilini oldukça akıcı buldum. Zaten yaklaşık 160 sayfa olan kitabı bir çırpıda, sürükleyici bir şekilde okuyabiliyorsunuz. Şaşırdığım nokta ise Bulgakov’un da tıp fakültesinden mezun olduğunu kitabı bitirdikten sonra biyografisini okurken öğrenmem oldu. Kitap boyunca tanıdığı bir doktorun anılarını anlattığını düşünmüştüm. Genç doktor taşra görevini gerçekleştireceği ücra köye oldukça zorlu iklim koşullarında yolculuk ederken sıkıntılı, neredeyse soğuktan felç geçirecek duruma geliyor. Aslında bu kaotik yolculuk köydeki görevin zorluğuna da göz kırpıyor. Gerçek hayatta da sizi çok yoracak bir iş daha başından kendini belli edebiliyor. Bahsettiğim zorluklar sadece imkansızlıklar değil elbette. Bulgakov’un halkın cahilliğiyle ne denli mücadele ettiğini kitapta anlattığı anıların neredeyse yarısından gözlemleyebiliyorsunuz. Hatta bir anıda doktorun çok aklı başında bulduğu, her hafta gelen yüzlerce hastadan sonra tıpkı çölde vaha gibi gördüğü değirmenci adam dahi verilen ilaçların bütün dozlarını bir gece de yutup ölümden dönüyor.
Edebiyat
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma
9/10
·128 syf.··
2020 80. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2020 09:47
*SPOILER BARINDIRIR* Öykü üç farklı karakterin gözünden anlatılıyor. Albay, doğumu sırasında ona gebe olan annesinin öldüğü kızı İsabel, küçük yaştaki erkek torunu. Olayların gelişimi bir doktorun kendini asmasıyla başlıyor. Kitabın başında bir cenaze hazırlığı var, halkın doktora karşı nefretinden ötürü cenaze töreni düzenlenmek istemiyor. Bu nefretin temelini kitapta ilerledikçe idrak edebiliyoruz. Yaprak fırtınasından önce muz kumpanyası kasabaya iş imkanı sağlayıp, işçilere sigorta yaptıktan hatta onlara özel sağlık ocağı imkanı sağladıktan sonra doktor karakteri işsiz kalıyor, ihtiyaç duyulmayan birisi haline geliyor. Kumpanya kasabayı terk ettikten sonra iç arbede yaşanıyor ve insanlar yaralanıyor. Halk ve diğerleri kasabada kalan tek doktora görevini yerine getirmiyor, insanlar onun yardımı olmadığı için iyileşemiyor, kendisini bir eve kilitlemiş dışarı çıkmıyor diye yakınıp, şeytana benzetiyor. Doktorun tek arkadaşı ise zamanında bacağını kurtardığı için ona minnet duyan Albay karakteri. Bu noktada insanların doktorun kendi kabuğuna çekilmesindeki sebebi irdelemeden yargılaması beni üzdü. Belki doktor meslek etiği olarak psikolojik bunalımlarını bir kenara bırakıp her türlü hastalarla ilgilenmesi gerekse de şeytan ile bağdaştırılmayı haketmiyor. Esasında doktor, muz kumpanyasından ötürü işsiz kaldıktan sonra halka yaranmaya çalışıyor. Mesela giyimine kuşamına özen gösteriyor, ayakkabılarını fırçalamadan dışarı çıkmıyor ve berberin önünde takılıyor. İnsanlar bu kadar yalnız bir adamın biyolojik sebeplerden ötürü berber üzerinden berberin kızına kur yaptığını düşünüyorlar fakat doktor olur da traş esnasında birisi yaralanırda ben bir doktor olarak anında yardımcı olurum diye iş kovalıyor. Doktor karakteri, halkın, Isabel’in, üvey annenin gözünde nefret
Yaprak FırtınasıGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20244,456 okunma