*SPOILER BARINDIRIR*
Öykü üç farklı karakterin gözünden anlatılıyor. Albay, doğumu sırasında ona gebe olan annesinin öldüğü kızı İsabel, küçük yaştaki erkek torunu.
Olayların gelişimi bir doktorun kendini asmasıyla başlıyor.
Kitabın başında bir cenaze hazırlığı var, halkın doktora karşı nefretinden ötürü cenaze töreni düzenlenmek istemiyor. Bu nefretin temelini kitapta ilerledikçe idrak edebiliyoruz.
Yaprak fırtınasından önce muz kumpanyası kasabaya iş imkanı sağlayıp, işçilere sigorta yaptıktan hatta onlara özel sağlık ocağı imkanı sağladıktan sonra doktor karakteri işsiz kalıyor, ihtiyaç duyulmayan birisi haline geliyor.
Kumpanya kasabayı terk ettikten sonra iç arbede yaşanıyor ve insanlar yaralanıyor. Halk ve diğerleri kasabada kalan tek doktora görevini yerine getirmiyor, insanlar onun yardımı olmadığı için iyileşemiyor, kendisini bir eve kilitlemiş dışarı çıkmıyor diye yakınıp, şeytana benzetiyor. Doktorun tek arkadaşı ise zamanında bacağını kurtardığı için ona minnet duyan Albay karakteri. Bu noktada insanların doktorun kendi kabuğuna çekilmesindeki sebebi irdelemeden yargılaması beni üzdü. Belki doktor meslek etiği olarak psikolojik bunalımlarını bir kenara bırakıp her türlü hastalarla ilgilenmesi gerekse de şeytan ile bağdaştırılmayı haketmiyor.
Esasında doktor, muz kumpanyasından ötürü işsiz kaldıktan sonra halka yaranmaya çalışıyor. Mesela giyimine kuşamına özen gösteriyor, ayakkabılarını fırçalamadan dışarı çıkmıyor ve berberin önünde takılıyor. İnsanlar bu kadar yalnız bir adamın biyolojik sebeplerden ötürü berber üzerinden berberin kızına kur yaptığını düşünüyorlar fakat doktor olur da traş esnasında birisi yaralanırda ben bir doktor olarak anında yardımcı olurum diye iş kovalıyor.
Doktor karakteri, halkın, Isabel’in, üvey annenin gözünde nefret