Ben yalniz kendilerini tüketmek amacini güden ya
da kendi tükettiklerini kendi bilincimle sezdigim kisileri seçtim. Daha ötesi yok bunun. Ben simdilik yasamlar gibi düşüncelerin de gelecekten yoksun oldukları bir dünyadan söz etmek istiyorum yalnizca. Kisiyi alistiran ve çırpındıran her sey umuttan yararlanir. Öyleyse aldatıcı olmayan biricik düsünce kisir bir düsüncedir. Uyumsuz dünyada, bir kavramin ya da bir yaşamın degeri kısırlığıyla ölçülür.
Bir yandan agir agir yürüyüp bir yandan düsünen
Siddhartha, kafasindaki bu düsüncenin agina yakalanmışken durdu birden. Ve bu düşünceden hemen bir baska düsünce uç verdi, söyleydi bu yeni düsünce: "Kendi hakkımda hiçbir sey bilmeyisim, Siddhartha'nin bana böylesine yabanci, böylesine bilinmez kalışı bir nedenden, bir tek nedenden kaynaklanıyor: Kendimden korkuyordum dünkü, kendimden kaçıyordum!
O dar yola baktim, kasabaya dogru kıvrılan o yola, oğlumun çıplak ayakla kostugunu isittim. Ay isigi, sanki yerlere tuz serpilmis gibi, patikanın üzerinde parlıyordu.
Amaranta,
"Su erkekler de ne tuhaf," dedi. Diyecek baska söz bulamamisti günkü. "Papazlara karşı dövüşüp
canlarını veriyorlar, sonra da armagan diye dua
kitabi getiriyorlar."
Onun sözleri, ta belkemiğinden, içinden geliyor, üzerlerinde hâlâ insan sıcaklığını taşıyorlardı. Benim sözlerim, kâğıttandı, yalnız bir damlacık kanla bulaşmış halde, kafadan geliyorlardı; eğer herhangi bir değerleri var idiyse bu değeri, o bir damla kana borçluydular.