¬
"Ben, düşünen, okuyan ve temsil ettiği, temsil ettiğini sandığı beşeri değerleri lekelememek için aç kalmağa, açlıktan kıvranmağa razı olan adam.."
Bu düşüncenin farkındalığına sahip bir insan, birey, aydın Cemil Meriç. Bu Ülke eserin de Doğu-Batı sorunu yanında, sol-sağ kutuplaşmasına, kalıplaşmasına ilişkin aforizmalarından oluşan ve düşüncelerini, hayatını bir nebze anlayabilmemizi sağlamak için çocuklarının vasıtasıyla bu eser basılmış. Cemil Meriç okuma isteğim çok önceden vardı ama hep bir erteleme ile bir türlü fırsatı yaratamamıştım.
Gelelim kitap hakkında düşüncelerime.. Eser otobiyografi ve onun yaşamını ifade eden bir kronoloji ile başlayıp daha sonra o derin düşüncelerin içeriğine giriyoruz. Yukarıda bahsettiğim doğu-batı sağ-sol çatışmaları hakkında düşünceleri içeriyor evet ama sadece bunlar değil. Yaşadığı dönemin getirdiği yaşantılar, zorluklar, sıkıntıların kendi üzerinde etkisinden deneme tarzında toplanmış bir yapıt.
Kelimeleri kullanma biçimi hakkında silahşor gibi benzetmeleri nokta atışıydı. En etkili özelliği kelimelerinin gücünün farkında olarak yazıyor. "Anladım ki aklına geleni yazmak yazı yazmak değildir." sözü her şeyi anlatıyor aslında.
Kitap içerisinde eski kelimeler kullanımı fazla evet belki tüm kelimelerin gerçekten anlamını bulup cümleyi doğru çevirememişte olabilirim. Lakin yaptığım çevirilerde bile okumakta zorlandığımı söyleyemem. Çünkü düşüncelerinin gidişatı, anlatmak istediği mesaj en başından belli.
Düşüncelerini benimsediğim, kendi hayatına yön veren davranışları o kadar etkileyiciydi ki kitap bitiminde iyi ki okuduğum bir yazar olmuş dedim. Çeviriler için kullandığım sözlük uygulaması @kubbealtilugati 'tı. Oldukça yarar sağladığını es geçemem.
°
Mitoloji, arkeolojiyle bütünleşen edebi bir polisiye eserini okumak uzun zamandır aradığım bir esermiş meğerse.. Ayrıca sevdiğim bir kalemden okumak ise ayrı bir zevk yaşattı.
Kayıp Tanrılar Ülkesi, Almanya-Berlin de Yunan Mitolojisinin izlerini, hikayesini taşıyan bir cinayete tanık oluyoruz. İşlenen cinayetin birçok nedeni olabilir. Berlin Emniyet müdürlüğü baş komiseri Yıldız Karasu ve yardımcısı Tobias Becker'in bu sıra dışı olayın çözümlemesini okumak oldukça heyecan verici.
Kitap içerisinde Zeus’un gözünden bir Olimpos turuna da çıkıyoruz. Olayları anlayabilmek için yapılan bu bölüm o kadar sürükleyici ve etkileyici ki bu bölümler olmasaydı eminim eser çok sönük kalacaktı.
Ayrıca mitoloji dışında değinilen, Berlin’de yaşayan Türkler ve yabancılar topluluğunu, geçmişte kötü bir soykırımla anılan Nazileri, Türklerin ve Avrupalıların arkeoloji çalışmaları kapsamında karşılaştırılmaları gibi birçok konuya yer verilmesi oldukça geniş bir alanda çarpıcı bir eser olduğunu tekrar göstermekte.
Gelelim polisiye kısmına, yeni bir karakterimizle karşı karşıyayız. İlerde devam eder mi bir bilgim yok ama çeşitlilik fena sayılmaz. Türk asıllı Almanya vatandaşı baş komiser Yıldız Karasu.
Yıldız'ın cinayet mahallinde gösterdiği tutumlar oldukça cezp edici olmasına rağmen katil adaylarına gösterdiği tutumlarının tutarsızlığı, olay yerinin detaylandırılmaması gibi eksikler vardı. Yani Nevzat baş komisere alıştığımdan mı bilemiyorum ama biraz sönük kalmıştı.
Cinayet sebeplerinin çok fazla nedene sahip olması heyecanı ayakta tutan bir etkendi lakin ortalara geldiğimde nedenleri gözden geçirince aslında katilin bariz bir şekilde belli olması polisiye konusunda tatminsizlik yaratmadı dersem doğru olmaz.
Şöyle genel bir özet yapacak olursam esere verilen emeği gerçekten
Klasikler her daim gerçeği, hayatın tüm dayatmalarını, üzüntüleri, sevinçleri bizi biz yapan şeyleri hiç acımadan gösteren bir tür.
Germinal eserinin konusunu kısaca bahsedecek olursam 1860'larda kuzey Fransa'da, maden işçilerinin şiddetli ve gerçek grev öyküsü ele alınmıştır.
Sadece rakamlar değişiyor olay her zaman aynı. Günümüzde bile bu eşitsizlikleri görmek sosyal medyanın da varlığı ile daha çok belli olmakta. Yanlış hatırlamıyorsam geçen haftalarda İstanbul Kadıköy belediyesinde çalışanların da (bu kadar şiddetli olay olmasa da) ana konu aynı. Zam istemelerine karşın yetkililerin zam yaptık söylevi vs olay aynı dediğim gibi sadece takvimlerde gördüğümüz sayılar farklı.
Zola'nın bu eseri benim burada üstü kapalı konuşmalarımın daha açığını, çok güzel bir kalem ile ele almış. Eser hakkında Zola gerçekten maden ocaklarına inip gözlem yaparak, maden işçileri ile iletişimde kalarak bu eseri ortaya çıkarmış. İyi ki de çıkarmış.
Eseri okurken o kadar rahatsız oldum ki. Rahatsızlığın nedeni konunun bu kadar gerçekçi ve değişmemiş olduğu idi..
Dünyanın eşitsizliği, varlığımız nedenleri, yaşamlarımızın ne uğruna yaşadığımızı sorgulatan çok güzel bir iç sorgulatma yaşattı.
Eserin gerçekten okunması gereken bir klasik eser olduğunu düşünüyorum. Klasik eserlerin biraz sıkıcı geldiğini düşünen kesimdeyseniz bu eser o klasik eserlerden değil bundan emin olabilirsiniz. Kalemi gerçekten çok akıcı. Ben ikili okuma yaptığım için uzun bir süre elimde kaldı ama eğer tek kitap üzerinden okuma yapmış olsaydım eminim ki hemen bitirirdim.