Puan vermedi·112 syf.··
2026 20. kitabı
84 gün boyunca tek bir balık tutamayan Santiago, herkesin gözünde şansını kaybetmiş bir ihtiyardır. Ama o, denize açılmayı bırakmaz. 85. gün karşısına çıkan dev kılıçbalığıyla günler süren bir mücadeleye girer; elleri parçalanır, uykusuz kalır, yalnızlıkla sınanır ama iradesi çözülmez. Balığı yakalar fakat tekneye alamaz; çünkü balık tekneye sığamayacak kadar devasa büyüklüktedir. Dönüş yolunda köpekbalıkları her şeyi elinden alır. Kıyıya vardığında geriye sadece dev bir iskelet kalır. Bu hikâyeden benim anladığım şu: İnsan, hayatta çoğu zaman sonucu değil mücadelesini taşır. Bazen kazanırsın ama elinde tutamazsın, bazen de her şeyini kaybedersin ama kendinden bir şey eksilmez. Santiago’nun hikâyesi; sabrın, yalnızlığın ve insanın kendi sınırlarıyla verdiği savaşın sade ama sarsıcı bir anlatımıdır.
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Elips Kitap · 200541bin okunma
Puan vermedi·512 syf.··
2026 7. kitabı
Sevda kuşun kanadında Ürkütürsen tutamazsın Ökse ile sapanla Vurursun da saramazsın Hayat sırrının suyunu Çeşmelerden bulamazsın Ansızın bir deli çaydan İçersin de kanamazsın” bu şarkının sözleri geldi aklıma kitabı bitirdiğim anda. Kitap hakkında nereden başlayıp ne söyleyeceğimi bilemiyorum, karmaşık duygular içinde bıraktı beni. İlk kısımdaki Eden’in herkesten aşağı sınıfta olması ve en son kısımda o çok yüce gördüğü sınıflardan yüce sınıfta bulunmasını yazar bizlere damarlarımıza kadar hissettirdi. Kendime bir soru soruyorum bu kitabı bitirirken: “İnsan ne için yaşar?” Aslında biraz bu sorunun özeline indiğimde kitapta da geçen o çelişkiyle de karşılaşıyorum. “ insan bir amaç için mi kültürlü olmaya çabalar yoksa kültürlü olabilmek zaten bir amaç mıdır?” İnsanlar hayatlarındaki zorluklarla mücadele edebilme gücünü nereden alır, belli amaçlar edinme güdüsünü ne için ister? Seni olduğun gibi seven mi sevilmeye değer yoksa senin sevdiğin için değişmen mi asıl sevgi? Aşk duygusunun yüceliği ön planda tutularak insanın yaşaması için gereken bütün duygu ve dürtüleri barındırıyor kitap. Uğruna mücadele verdiğin onca şey başarmaya çalıştığın hedefler ne için dediğim zaman aslında kendimiz için değil, çevremiz için ikinci bir kişilik oluştururuz ve bu biraz daha sevilmeye değer olmamızı sağlar. Bunu biz kendimiz sağlarız ama eğer bunda başarılı olursak da o zaman insan bir şey fark eder; aslında bizi biz olduğumuz için sevilmiyoruz. Bizim yarattığımız sahte ve yeni kişiliğimiz seviliyor. Ruth için değişmeye çalışan Eden onun en yüce olduğunu düşünüyor ama bir bir basamakları çıktığında herkesin bir kusuru olduğunu da anlıyor ve yine sevmeye devam ediyor. Onun için değişiyor ona layık olmak için çabalıyor. Ama insanın mücadele ederken güç bulabilmesi için
Martin EdenJack London · Ren Kitap · 2020135,2bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·144 syf.··
2026 26. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 14:27
Kısacık bir kitap… Ama anlattıkları, hissettirdikleri hiç de küçük seyler değildi. Yara Atlası, İsanın iç dünyasında saklı kalan yaralarınala dokunuyor. Kısa, parçalı metinlerle okuru kendine çelen bir yolculuk gibi. Her bölüm, ayrı bir duygunun, ayrı bir kırılmanın etrafında sessizce dolaşıyor. Genelde geçmişten taşınan kırgınlıklar, bastırılmış hisler, insanın kendine bile söyleyemedikleri… Ama anlatım çok doğrudan değil. Daha çok sezdirerek, okuru da işin içine katarak ilerliyor. Bu yüzden okurken sadece bir metni takip etmiledim, ister istemez kendi iç sesime de eşlik ettim. Kitapta en çok hissettiğim şeylerden biri, anlatımın olqbildigince derin olmasıydı. Abartılı cümleler yok ama bazı satırlar vardı ki... beklemediğin bir anda durduruyor insanı. Ben de okurken sık sık durduğumu fark ettim. Bazen yavaşladım, bazen bir cümlede kalıp biraz kendime döndüm. Kitap boyunca hissedilen o “terapi” duygusu da bence çok bilinçliydi. Sanki yazarımız okurunu sadece okuyup geçsin istemiyor. Daha çok, kendiyle baş başa kalabileceği bir alan açıyor gibiydi. Sorular açık açık sorulmuyor belki ama satır aralarında sürekli bir yüzleşme çağrısı var. Ve balık metaforu… Kitaptaki balık, bana göre iç dünyamızı temsil eden çok güçlü bir simgeydi.. Çünkü balık sessizdir… Var olduğu hâlde kendini duyurmaz. Tıpkı içimizde taşıdığımız ama çoğu zaman dile getiremediğimiz duygular gibi. Bir de suyun içinde yaşaması tabiki, Bilinçaltımız... Yani balık aslında bizim fark etmeden taşıdığımız, derinde kalan hislerimizdi... Görürsün ama tutamazsın. Oradadır ama tam olarak ifade edemezsin… Kitap boyunca bu his çok ince ama çok güçlüydü..
Yara AtlasıHediye Demet Akan · Timaş Yayınları · 202662 okunma
Aşkın Mapushane...
Puan vermedi·377 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
Cümleye bak: "Albertine’in beni terk etmesinden korkup ben onu terk etmek istiyormuşum gibi rol yapmıştım;" yani böyle düşünen bir insanın aşkından ne hayır beklenir? :) Hayır yani, adam zaten Yengeç burcuymuş; bu durum zaten her şeyi yeterince açıklamıyor mu? Bence açıklıyor :) Zaten kitabı okurken zihnimin dehlizlerinde "Sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın" şarkı sözleri dolandı durdu. Neyse, zaten topluca yorumu yedi kitap bitince yapacağım için burada kısaca bitiriyorum. Çav Bella!
1000Kitap
MahpusMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20231,487 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2025 87. kitabı
Empusyon,Polonyalı yazar Olga Tokarczuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan sonra yayımladığı ilk kitap. O nedenle büyük bir merakla ne yazacagi bekleniyordu. Bence roman tam bir şölen, müthiş. Okuması kolay değil ama mutlaka okunması gereken kitaplardan. Özellikle kadınlar ve kadin düşmanı erkeklerden tarafından. Roman, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde, 1913 yılının sonbaharında, Silezya dağlarındaki Görbersdorf kasabasında, tüberküloz tedavisi için gelen genç bir öğrenci olan Mieczyslaw Wojnicz'in hikayesine odaklanıyor. Mieczyslaw, sadece erkeklerin kaldığı "Beyler Konukevi" adlı bir sanatoryumda kalır. Bu kapalı ve melankolik atmosferde, hastalar sürekli olarak dönemin önemli meselelerini tartışırlar: savaş, siyaset, felsefe, toplum ve özellikle kadınlar. Romanın merkezinde, sanatoryumdaki erkeklerin kadınlar hakkındaki cahil, aşağılayıcı ve kadın düşmanı sohbetleri yer alıyor. Tokarczuk, bu eril dünyayı ve onların kadınları nasıl algıladığını (ya da yanlış algıladığını) sert bir dille mercek altına alıyor. Üstelik karakterlerin bu söylemlerini önemli düşünür,yazar,siyaset ve bilim adamı gibi tanınan kişilerin eserlerinden birebir alıp karakterlerin diyaloglarina yerleştirmiş yazar Tokarczuk. Erkekler, kadınları "doğuştan aşağı varlıklar," "zırcahil," "akıl yoksunu," "hain" ve "kaypak" olarak nitelendirir. Peki kimlerin düşünceleri bunlar dersiniz:Charles Darwin,Joseph Conrad,Sigmund Freud,John Milton,Jack Kerouac,Nietszche,Sartre,Shakespeare.....ve daha niceleri.Inanilmaz degil mi? Kendini üst akıl görenlerin eserlerinde gecen söylemlerine bakın. Eril entellektuel dünya kadınları sistematik olarak aşağılıyor:"Kadınlar doğaları gereği hain ve kaypaktırlar." ​"Söz konusu kadın olunca onda neye tutunacağını, neye güveneceğini bilemezsin. Bir yılan, bir
EmpusyonOlga Tokarczuk · Timaş Yayınları · 2024240 okunma
9/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2025 17:31
aşk, her kesim için için aynı mı işler? hakiki sevda, insanı kul köpek mi eder? inanın ben de bilmiyorum bunu. zira ne yaşamın derin kuyusunda ne ölümün sonu gelmiş kıyısındayım. tek bir şeyden eminim, sevda umuttur. beklemeyi, sabretmeyi öğretir. yanlış bir şeyi beklerken sabrının gücünü görür, bundan böyle hayatı beklemeyi öğrenirsin. doğru bir sevdayı bekliyorsan da zaten gelecektir. zannımca.. "ama ben beklemiştim, tıpkı kaderimi bekler gibi seni beklemiştim." şimdi bakınca, gurursuz bir âşığın, güzel bir kadının sevdiği adama kendini tanıtmasını okudum bu kitapta. ama bir tek bunu değil. aşkın, bir kız çocuğuna kapı tokmağını öptürecek hale getirdiğini okudum, "elinin değdiği kapı mandalını öpmüştüm meselâ, binaya girmeden önce fırlattığın puro izmaritini çalmıştım, o izmarit benim için kutsaldı. çünkü senin dudakların değmişti ona. akşamları bir bahane bulup yüzlerce kez sokağa koşardım, ışığı açık olan odanı görmek için. böylece varlığını, o görünmez varlığını daha da bilerek hissedecektim." (sayfa 19) kutsal şey sevda. kutsallaştırdığın kadar kutsal sevda. kendini yitirmedikçe güzel, yitirdiysen de bulma gayretinde isen güzel. sevda kuşun kanadında demiş cem karaca, ve ben derim ki gayen kavuşmaksa uçacaksın sen de, sırtına taktığın naylondan kanatlarla. o kanat beni taşımaz diye yalan buyurma, koca sevdayı taşıyan kuşlardan sonra, kim inanır söylediğin bu yalana... yazımı okuduysan teşekkür ederim, içten. kitap, en az teşekkürüm kadar içten tavsiyedir. popülerite içinde yiten bir kitap olsa da her genç kadının elinden en az bir kez geçmesi gereken bir kitap. bir buçuk saatte bitti 64 sayfa, zira her kısım öyle içtendi ki ağlamamak ve her sayfayı iki defa okumamak işten değildi! tek bir şeyden eminim, ben itiraf için ölmeyi beklemeyeceğim... sevda, kuşun
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Kızıl Panda Yayınları · 2021266,7bin okunma