Uzun süredir beni bu ölçüde derinden sarsan bir kitap okumamıştım.
Fransız devrimi döneminde, Paris ve Londra üçgeninde geçen hikâyede ,gerek devrim dönemindeki soylu -halk arasındaki uçurumu rekabeti ve bu rekabet neticesinde cereyan eden Fransız devrimini çarpıcı bir şekilde okuyacaksınız.
Yıllarca suçsuz yere hapis yatan bir baba yıllar sonra öldüğünü sandığı kızına kavuşmasını okurken yaşanan adaletsizliğe üzülecek, aynı kadına aşık iki adamın , iç dünyalarındaki saf sevgiye hayran kalacaksınız.
Fransız devrimi gölgesinde yaşanan sarsılmaz bir aşk hikâyesini ,bu aşk uğruna yapılan fedakârlığı soluksuz okuyacaksınız...
Dilim döndükçe kitabı anlatmaya çalıştım..ama emin olun ki kitap anlattıklarımdan çok daha fazlası
Kitabın ismine bakınca, içinde yaşam bilgeliğine dair bir şeyler bulmayı umuyorsunuz. Bana göre ancak malumatfuruşlar için biçilmiş kaftan olabilecek, ticari kaygıyla hazırlanmış bir kitap. Çoğu zaman ismine muarız (ya da benim beklentilerime), yalnızca sinir bozucu bulduğum yüzeysel bilgilerle dolu. Türkiye orta sınıf insanı gerçeğinden çok uzak tavsiyeler var içinde. Bu tavsiyeler muhatap kitlesi dikkate alınmamış gibi hissettirdi zaman zaman. Belki de beni beklentilerim hayal kırıklığına uğratmıştır ama bir kitap için inceleme yazmaya itecek düzeyde bir hayal kırıklığı bu. Sevmedim. Öyle ki bir ömür nasıl yaşanıra dair çarpıcı bir bakış açısına bile rastlamadım. Benim pragmatik yaklaşımım kitapla ilgili düşüncelerimde belirleyici oldu. Ben kitabın içinde ki tavsiye eserleri değil, kitabın içeriğini önemsiyorum. Sorsan zaten herkes bir okuma, dinleme listesi verir. Bunlar maharet değil. Maharet bir bakış açısı, düşünme metodu, yaşamın arındırdığı ve sadeleştirdiği tecrübelerinin özünü aktarabilmektir. Kitap röportajdan derlenmiş, kitabın şekillenmesi İlber hocaya taalluk etmiyor yalnızca. Belki masa başında yazılmış olsa gerçekten bir ömrün nasıl yaşanacağına dair bir fikir edinebilirdik ama bu haliyle benim için vasatın altında bir kitap.