10/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 23:59
Uzun süredir okuduğum en akıcı kitaptı. Elimden bırakamadım. En son Harry Potter ve Azkaban Tutsağı'nı bu kadar büyük bir heyecanla okumuşumdur, Dune serisinin ilk kitabı da olabilir belki ama Jung onu açık ara kazanırdı gibime geliyor. Çocukluğu, gençliği, yetişkinliği, çalışmaları, eserleri, gezileri, düşleri, düşünceleri ve tabii ki enemies to lovers'ı (veya lovers to enemies) Freud'u ile peşinden sürükledi desem yeridir.
Anılar, Düşler, DüşüncelerCarl Gustav Jung · Can Yayınları · 20241,469 okunma
Pusudaki Cemaatler: Geçmişin Dersleri, Geleceğin Uyarıları
10/10
·200 syf.·
2025 13. kitabı
Fethullahçı terör örgütünü yıllardır başta Necip Hablemitoğlu hocamız olmak üzere birçok gazeteci, siyasetçi ve yazar defalarca uyardı. Ancak hem hükümetler hem de devletin ilgili kurumları bu uyarıları görmezden geldi. Sonuçta Hablemitoğlu ve Uğur Mumcu gibi isimler katledildi. Bugün aynı cesareti göstererek çok daha detaylı ve derinlikli bir incelemeye imza atan değerli yazar Kaya Ataberk, FETÖ'nün aslında bir buz dağının yalnızca görünen yüzü olduğunu gözler önüne seriyor. İşte bu eleştirel farkındalık, Kaya Ataberk’in "Pusudaki Cemaatler" kitabını okurken en çok ihtiyaç duyduğumuz merceklerden biri hâline geliyor. Yazar, meseleyi FETÖ sonrasına indirgemeyip, bu yapıların nasıl yeşertildiğine dair sorular sordurarak asıl can alıcı noktaya parmak basıyor: "Peki ya şimdi? Bu iş gerçekten bitti mi, yoksa aynı körlükle yeni yapılanmalara mı kapı aralanıyor?" İşte Kaya Ataberk’in kitabı, tam da b Fetö'den Sonra Pusudaki Cemaatler u karanlıkta yol gösteren, ama aynı zamanda devletin geçmişteki ihmallerini de eleştiren bir kılavuz niteliğinde. Ataberk, kitabında sadece geçmişe takılıp kalmıyor; tam da olması gerektiği gibi perdeyi biraz daha aralayarak ülkedeki diğer yapılanmaları, onların tarihsel köklerini ve bugünkü etki alanlarını masaya yatırıyor. Nakşibendilerden İsmailağa’ya, Menzil’den Işıkçılara kadar birçok yapıyı ele alması, konuya yüzeysel değil sistematik bir bakış getirdiğini gösteriyor. Bu, kitabı sadece "bilgilendirici" olmaktan çıkarıp gerçekten "uyarıcı" bir metin hâline getiriyor. Her Atatürkçü vatanperver için "Pusudaki Cemaatler" kapıdaki potansiyel tehlikeleri görmek adına iyi bir pusula. Çünkü Ataberk’in de altını çizdiği gibi, benzer bir senaryonun tekrarlanmaması için ilk şart, bu yapıları ve onların eklemlenme biçimlerini tanımaktan geçiyor. Geçmişten ders çıkarmak
Siyaset
Fetö'den Sonra Pusudaki CemaatlerKaya Ataberk · İleri Yayınları · 201711 okunma
Reklam
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 15:16
Bu kitap güzeldi. Kitabın içinde Hz Yakub'un Hz Yusuf'u çok sevmesi nedeniyle kardeşleri Hz Yusuf'u kıskanır ve onu kuyuya atmaya karar verirler. Hazreti Yakup'u bir bahane ile kandırırlar ve onu kuyunun yanına götürüp gömleğini çıkarırlar ve kuyuya atarlar. Eve geldiklerinde ise Hz Yakup'a onu bir kurt yediğini söylerler ve bu Gömlek de ondan kaldığını söylerler. Hz Yusuf'u bir adam bulur ve onu köle pazarında satar. Suçsuz yere zindana atılır. Çok doğru sözlü birisi olduğu için herkes onu çok sever. Firavun bir gün rüya görür ve Hz Yusuf'a rüyasında anlatır. Hazreti Yusuf rüyasını yorumlar ve 7 yıl sonra rüyası gerçek olur. Firavun Böylece Hazreti Yusuf'u çok sever ve onu yardımcısı yapar. Buğday kıtlığı yaşadığı için bir gün kardeşleri buğday almaya gelir ve Hz Yusuf onları hemen tanır fakat Kardeşleri onu tanımaz. Hazreti Yusuf böyle güzel davrandığı için Hz Yakup Yusuf olduğunu düşünür ve kardeşlerini tekrar Mısır'a yollar. Biraz konuştuktan sonra gerçekten de Yusuf olduğunu anlarlar. Hz Yusuf onlara bir gömlek verir ve Hz Yakup'un gözlerine sürmesini ister. Bu gömleği gözlerine sürdükten sonra Hz Yakup'un gözleri açılır ve onun Yusuf olduğunu biliyordum der. Firavun Hazreti Yusuf'u çok sevdiği için Hz Yakup ve kardeşlerine çok güzel bir karşılama hazırlar. Hz Yusuf ve Hz Yakup kavuşunca ağlarlar Bunu gören insanlar da ağlar. Bence bu kitaptan çıkarılacak mesaj kimseyi kıskanmamalıyız. Kitabın dili sade idi Hz Yusuf'un hayatını merak edenler Bu kitabı okuyabilir.
Kuyudaki ÇocukAhmet Yılmaz Boyunağa · Timaş Yayınları · 2016103 okunma
"Deleuze Okuması Üzerine Notlar"
Puan vermedi·464 syf.·
2026 39. kitabı
Deleuze'ün makalelerini ve söyleşilerini bir araya getiren bu derleme, adeta bir düşünce labirenti gibi. İktidardan psikanalize, delilikten sanata kadar pek çok yere uğruyor. Okurken altını çizdiğim ve üzerine en çok düşündüğüm yerlerden birkaç not paylaşmak istedim. Ama şunu da söylemeliyim, yakaladıklarım bütün bunların içinde küçük bir nokta gibi :) Özellikle iktidar üzerine söyledikleri bugün için bile fazlasıyla tanıdık geliyor. Çünkü ona göre iktidar artık bir kralın ya da tek bir kişinin elinde değil; her yere yayılmış durumda. Medyada, bürokraside, kurumlarda, gündelik ilişkilerde... Çoğu zaman kararları gerçekte kimin aldığını göremiyoruz ama bu görünmez düzenin en çok kimi ezdiğini görebiliyoruz. Bunu okurken, görünürde güçlü duran liderlerin bile çoğu zaman daha büyük bir mekanizmanın parçası gibi işlediğini düşündüm. Deleuze'ün dikkat çektiği bir diğer nokta da dilin bu yapının dışında kalmaması. Dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda yönlendiren, şekillendiren, neyin nasıl olması gerektiğini hissettiren bir alan. Nasıl yaşamamız, neyi istememiz, nasıl davranmamız gerektiği çoğu zaman fark etmeden oradan geçiyor. Bence kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri de adını aldığı "Issız Ada" metaforu. Deleuze iki tür adadan söz ediyor: Bir kısmı anakaradan koparak oluşuyor, bir kısmı ise okyanusun derinliklerinden, volkanik patlamalarla sıfırdan doğuyor. Ama onun asıl ilgilendiği şey coğrafya değil; insanın iç dünyası. İnsan bazen gerçekten de kendi adasına çekilip alıştığı kimliklerden , rollerden ve kurallardan uzaklaşmak istiyor. (Keşke yapabilsek :) Bu yüzden de Robinson Crusoe'yu eleştiriyor. Çünkü Robinson adaya düştüğünde yeni bir dünya kurmuyor; eski dünya düzenini oraya taşıyor. Çalışma, mülkiyet ve ahlak anlayışı değişmiyor. Yani fiziksel
Felsefe
Issız Ada ve Diğer MetinlerGilles Deleuze · Bağlam Yayıncılık · 200928 okunma
Puan vermedi·524 syf.··
2026 8. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 06:46
Masumiyet Müzesi, benim için sadece bir aşk romanı olmadı. Bu kitapta sevginin insanı nasıl güzelleştirebildiğini ama aynı zamanda nasıl bir takıntıya dönüştürerek insanı tüketebildiğini gördüm. Kemal'in Füsun'a duyduğu aşk, zamanla sevginin sınırlarını aşarak bir saplantıya dönüşüyor. Okurken bazen onu anlamaya çalıştım, bazen de yaptığı şeylerin insanı ne kadar yalnızlaştırdığını düşündüm. Orhan Pamuk, İstanbul'u sadece bir şehir olarak değil, yaşayan bir karakter gibi anlatmış. Sokaklar, evler, eşyalar ve hatıralar hikâyenin içine öyle işlenmiş ki insan kendini o dönemin İstanbul'unda hissediyor. Ancak kitabın bazı bölümleri oldukça detaylı olduğu için yer yer akıcılığını kaybedebiliyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey aşkın kendisinden çok, insanın sevdiği bir hatıraya tutunma çabası oldu. Çünkü bazen insanlar bir kişiyi değil, o kişiyle yaşadıkları duyguları kaybetmekten korkuyor. Masumiyet Müzesi, aşkın en masum hâlini değil, insan ruhunda bıraktığı derin izleri anlatan etkileyici ve düşündürücü bir roman. Bu yüzden bende hüzünlü ama uzun süre unutulmayacak bir iz bıraktı. İyi okumalar dilerim...
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
Feodal Japonyada bir Yabancının Maceraları I
Puan vermedi·776 syf.··
2026 45. kitabı
·
280 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 22:45
Aslında 1980'de ve daha yakın zamanda yayımlanan adaptasyon dizilerden bu esere geldim. 1980 versiyonu kitaba daha sadık. Daha yakın tarihli olan versiyonda da örneğin Toranaga'nın dans yerine yüzme sevgisini görüyoruz.Yani daha yakın tarihli versiyonda deprem dahil daha "tablolar halinde" bir durum bütünü mevcut. Dizi ile kitabın şu ana kadar okuduğum kısımlar yönünden karşılaştırmasında en büyük şaşkınlık yaratan farklılık,Toranaga'nın Anjin'i hiçbir zaman salıverme niyetinin olmadığının kitapta daha başlardan itibaren anlaşılması.Dizide bu en sonda Toranaga Shogun olunca ifade ediliyor. Hele 1980 versiyonunda Mifune'nin sahildeki Blackthorne'u izlerkenki halinde aslında hikâyenin esas kötü adamının Toranaga olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. John Blackthorne yabancı bir gemi Kılavuzu iken Japonya'nın bir yerleşimine sürüklenir. Blackthorne Anjin-San adını alır ve oradaki insanların Hristiyan da olsalar anlaşılmaz katılıktaki adetleri arasında yeni ve zorlu bir yaşama başlar. Onları Coğrafi Keşiflerden edindiği tecrübe ile yakınlarındaki yahut uzaklarındaki bilmedikleri dünya ile tanıştırırken hem gemisini hem de mürettebatını yeniden kurarak orayı terkedeceği günün planlarını yapıp durmakta,geri kalan zamanında ise Mariko'ya âşık olmaktadır. Peki o civarın en büyük derebeyi Toranaga'nın samimiyeti gerçek midir,Toranaga temelli geri gitmesine müsaade edecek midir ? Bunu sorgulamayı aklına hiç getirmez.
Shōgun - 1. CiltJames Clavell · Holden Kitap · 2025190 okunma
Reklam
Reklam