Furlong'u en çok sarsan şey, kızın kömürlüge kapatılması veya bas rahubenin pervasızlığı değildi; kendisinin gözleri önünde kıza karşı takınılan tavır, kızın bebeği sormayışı ki kız Furlong'tan sadece bunu istemişti, kendisine uzatılan parayı alışı, hiçbir şey yapmadan kızı orada, masada öylece terk edişi, ve kızın hırkasının altındaki memelerinden akan süt, ve Furlong'un tam bir iki yüzlü gibi, hicbirsey yokmuş gibi davranıp ayine gidişi en kötüsüydü.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Amin
Ya Rabbi! İçimi seni düşünmekle aydınlat! Dışımı seni anmakla gül bahçesine çevir!
Sayfa 18
Reklam
HURRİLER
Hititler İ.Ö. yaklaşık 1610 yıllarında Kral Mursilis yönetiminde Babil'e saldırmıştı, ama Mursilis öldürülünce, yönetim Kassitlerin eline geçmişti. Mitanilerin kurduğu Hurri Devleti, sözü geçen dönemden başlayarak birkaç yüzyıl boyunca Asur'u yönetmiş. Bu arada Kassitler de eski Sümer kentleri Ur ve Erech'i ele geçirmiştir
Sayfa 126·Kitabı okuyor
Kurdî
Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret."
Yiğidi yiğit eden var(ı)nan varlık Yiğidi köt(ü)’eden kör olsun yokluk
Şiir
[U]ykuyla uyanıklığı birbirinden ayıran o sisli çizginin üzerinde durmak, dünyaya oradan bakmak ve gördüğüm şekillerle işittiğim sesleri birdenbire değil de, adeta geviş otu çiğneresine, sindire sindire algılamak bir hayli hoşuma gidiyordu çünkü. Hatta, böyle zamanlarda yastığın hizasından eşyalara doğru bakarken, çoğu kez, insan herhalde uykudan kalkınca hemen uyanamıyor da, bir şeyleri gördükçe, o gördüğü şeyler kadar parça parça uyanıyor, diye düşünüyordum. Masayı görmüşse masa, kitapları görmüşse kitaplar, giysileri görmüşse giysiler, duvarları görmüşse duvarlar kadar uyanıyor, diyordum sözgelimi. Bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum. Ardından da, olaya bu açıdan bakıldığında, var olan her şeyi asla aynı anda göremeyeceğimize göre, demek ki uyanmanın hiç, ama hiç mi hiç sonu yok, diyordum. Sonra, o halde biz sürekli, sınırlarını algılayamadığımız kocaman bir uykunun içinde uyuyup uyanıyoruz, diyordum ve doğrusunu söylemek gerekirse, bu dediklerim yüzünden artık o sırada kafam tıpkı bir çıfıt çarşısı gibi adamakıllı karışıyordu. Böyle zamanlarda, kendimi alabildiğine komik hissediyordum bir de, güçsüz, eksik ve acınacak kadar zavallı hissediyordum. Hatta, bir süre sonra, nefes alıp veriyor olmam bile hazin bir şeymiş gibi görünüyordu bana. Uykuların Doğusu
Sayfa 420 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
Reklam