Puan vermedi·192 syf.··
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 09:49
Konusu: Tanıtım bülteninden; On üç yaşındaki bir kız, sevgi dolu, kitaplarla çevrili güvenli dünyasından koparılır ve hiç tanımadığı bir gerçekliğe, beş çocuklu öz ailesinin yanına bırakılır. Bu geri verilişin nedenleri ondan sır gibi saklanır. Yoksulluğun ve sertliğin hüküm sürdüğü kırsal bir hayatın parçasıdır artık. İki anne, iki farklı hayat ve iki kimlik arasında savrulurken, tüm bu zorlukların içinde, bir ışık parıldar: Küçük kız kardeşi Adriana`nın saf, sarsılmaz sevgisi. Adriana, bu sert dünyada ablası için hem bir sığınak hem de direnişin simgesi olacaktır. İnceleme: Büyük bir beklentiyle başladığım kitapta tasvip etmediğim bir konuya denk gelince tüm okuma heyecanım gitti. Yani böyle bir konuya gerek var mıydı? Kitap zaten öyle abartıldığı kadar da değil. Ben daha karışık olaylar, iki hayat arasında daha çok farklar ve karşılaştırmalar bekledim. Her şey yüzeysel bir şekilde ilerledi. Kızın neden geri verildiğini tahmin ediyordum zaten o da doğru çıktı. Büyük bir beklentiniz olmadan okuyun diye tavsiye edebilirim sadece. Okumak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,119 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 19. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 13:30
Sizlere kalbime dokunan, ruhuma iyi gelen bir kitaptan bahsetmek istiyorum: “Belki Derdimize Çare Bir Çiçek”. Adı bile insana bir umut fısıldamıyor mu? Sanki modern hayatın gürültüsünde kaybolmuş ruhlarımıza bir nefes, bir sükunet vaat ediyor gibi. Bu kitap, öyle romanlar gibi sürükleyici bir olay örgüsü sunmuyor bize. Aksine, sizi durduran, düşündüren, iç dünyanıza bir yolculuğa çıkaran bir eser. Üç değerli ismin, Sadettin Ökten, Kemal Sayar ve Mehmet Dinç’in gönül sohbetlerinden damıtılmış, yazıya dökülmüş hali aslında. Her biri kendi alanında birer duayen olan bu kıymetli hocalarımız, hayatın koşturmacasında unuttuğumuz değerleri, yalnızlaşan insanı, hakikat algısının nasıl çarpıtıldığını ve gerçek tesellinin ne olduğunu o kadar samimi bir dille anlatıyorlar ki, okurken sanki onların dizinin dibinde oturmuş, muhabbetlerine ortak oluyorsunuz. Kitabın sayfalarında ilerlerken, modern insanın içindeki firavunluk, yani nefisle mücadeleden bahsedildiğini görüyoruz. Ne ile meşgul olduğumuzun, aslında kim olduğumuzu belirlediği vurgulanıyor. Dışımızı süslerken içimizi ihmal ettiğimiz, daha çok koşarken daha az huzurlu olduğumuz gerçeği yüzümüze çarpıyor. Ama bu çarpış, acıtmaktan ziyade, bir uyanışa vesile oluyor. Yarayı kaşımıyor, aksine iyileşmesi için bir ışık tutuyor. “Belki Derdimize Çare Bir Çiçek”, bize küçük şeylerden mutlu olabilmeyi, sıradanın içinde saklı olan sıra dışını fark edebilmeyi, en zor imtihanlarda bile dimdik kalabilmeyi hatırlatıyor. Bir çiçeğin naifliğinde, bir tebessümün sıcaklığında, sessiz bir varlığın derinliğinde gizli olan hikmetleri görmeyi öğütlüyor. İnsanın kendi hikayesini yazması gerektiğini, cüzi iradesiyle yaptığı seçimlerin hayatını şekillendirdiğini nazikçe anlatıyor. Özellikle günümüz dünyasında mesuliyet ahlakının zayıfladığına,
Belki Derdimize Çare Bir ÇiçekM. Kemal Sayar · TK Kitap · 2025962 okunma
Reklam
Puan vermedi
Başımıza ortalama üç yüz bin saç teli koyan otoriteyi tanımak zorundayız. Gözümüze yüz otuz milyon ışık alıcısı ekleyen, gözden beyne beş yüz bin sinir hücresi yerleştiren yaratıcıyı dikkate almadan bir ömür süremeyiz
İslam ve Sınıfsal YapıAli Şeriati · Fecr Yayınları · 2000577 okunma
Puan vermedi·583 syf.··
2026 88. kitabı
ɪşıᴋ ᴅᴏɢ̆ᴜᴅᴀɴ ʏᴜ̈ᴋsᴇʟɪ̇ʀ Ne zamandır okunmayı bekleyen , aslında kitabın hacminden korkarak ertelediğim bir roman ile geldim. Üstelik üçleme bir serinin ilk kitabı olduğunu görünce, nedir bu hikaye diye daha çok merak ettim ve okumaya başladım. Hacminden korktuğum kitabı sanırım üç günde falan okudum. ​Büyük edebi sanatlar, ağdalı cümleler ya da süslü tasvirlerden uzakta, yazar hikayesini olduğu gibi, pürüzsüz ve son derece sade bir dille anlatmış. Ama tam da bu düz ve net anlatım, kurguyu inanılmaz akıcı bir hale getirmiş. Dediğim gibi elinizde akıp gidiyor. ​Beni en çok etkileyen kısım, o ışıltılı ve parıltılı hayatların perde arkasını tüm çıplaklığıyla, hiçbir şeyi gizlemeden önümüze sermesi oldu. Ayrıca ses ve kokunun frekansları üzerinden insan zihnini, duygularını ve davranışlarını yönlendirme/etkileme, ciddi anlamda ilgimi çeken konulardır. Magazin dünyasının, şöhretin ve pırıltının arkasındaki o yalnızlığı ve karanlığı net bir şekilde kaleme almış yazar. ​Gerçek ile sanrının, pırıltı ile dibe vuruşun iç içe geçtiği, süslemesiz ama çok akıcı bir hikaye... Aslında yabancısı olmadığımız hayatların , görünmeyen kamera arkası gibi. Dizi olsa tutar. Kürt asıllı ünlü şarkıcı Rozerin Dewran 'ın hayatına şahitlik etmeye hazır mısınız? Üvey babasının tecavüzü ile öz annesi tarafından evden atılan , onyedi yaşında İstanbul'a gelir. Asmalı Mescit'teki bir gece kulübünde garson iken keşfedip Türkiye'nin tanıdığı bir yıldıza dönüştüren kişi ise hem patronu hemde büyük aşkı Selahaddin olur. Hayat , şöhretin zirvesindeyken yaşadığı aşk, ailevi sorunlar ve bağımlılıkları yüzünden dibe vurmuş durumda olan Roz 'u bir hastane odasına kadar sürükler.Tedavi sürecinde hayatını kaleme almaya karar veren Roz, geçmişi eşeledikçe sarsıcı gerçeklerle yüzleşir. Selo, onun önüne
Işık Doğudan YükselirElvan Dincel · Odessa Yayınevi · 202414 okunma
Muhabbet
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 02:22
Ah, nerden başlayacağım inanın bilmiyorum. Kitabın son sayfalarında birkaç damla gözyaşım akmış olabilir. Bitmesin diye teşekkür kısmını bile iki üç kez okumuş olabilirim. Okunmamış tek bir kelime dahi bırakmak istemedim. Bir kurgu karakterine böyle gönülden bağlanacağımı tahmin etmemiştim. Sybil, içimde farklı duygular uyandırdı. Empati kurmak , onu anlamaya çalışmak hem güzeldi hem de üzücü. Yazarın o kadar çok karakteri ayrı ayrı konuşturması ve her bir karakterin kendine has tarzı, içimizde oluşturduğu karakter sesi dahi olması ne kadar yetenekli ve zekice yazılmış bir eser olduğunu gösteriyor bana göre. Tabi burada çevirmenin de hakkını yememek lazım harika bir çeviri olmuş başka eserlerde bazen okuduğun cümle oraya oturmuyor yakışmıyor ne alaka diyorsun ya hani.. burda her bir cümle tam yerine cuk oturmuş. Duygularımı kenara bırakıp kitaptan biraz bahsedecek olursam, kitap farklı tarzda yazılmış ve beni etkileyen kısımda özellikle bu oldu. Mektuplardan ve e-postalardan oluşan bu eser, Sybilin hem geçmişine hem de şimdiki yaşantısına ışık tutuyor. Olmuş olanları ve yaşananları okuyucuya sunuyor böylelikle. Çok fazla karakter var. Başta o kadar ismi ve karakteri Sybil’in nesi olduklarını akılda tutmak zor olsa da okudukça kişiler zihinde yerine oturuyor. Ben tek tek isimleri not almadım ama siz kolaylık olsun derseniz isimleri ve kim olduklarını not tutarak da ilerleyebilirsiniz. Sybil yeri geldi güldürdü beni o inat, sert, bilmiş ve özgüvenli tavırlarıyla. Yeri geldi üzüldüm haline, yaşadıklarına. O kadar acı dolu hayatına, yasına, kaybına, suçluluklarına rağmen ayakta durma çabası takdire şayandı. Kitap bitti ama sen benimle yaşamaya devam edeceksin Sybil. Fazla detaya girmek istemiyorum. Zaten çok uzattım. Uzun zamandır kurgu bir eseri bu kadar övmemiştim.
1000Kitap
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 202661 okunma
"Lanetli Avlu" Üzerine
Puan vermedi·108 syf.··
2026 1. kitabı
İmparatorluğun Gölgeleri Arasında Bir Araf: Lanetli Avlu'nun Dramatik Mimarisini Okumak Edebiyat dünyasında "Nobel" etiketine sahip eserlere ve yazarlara yaklaşırken içimde beliren temkinli tutum, zaman zaman da haklı önyargı; siyasi konjonktürlerin edebi liyakatin önüne geçtiği şüphesinden beslenir. Ancak İvo Andriç’in *Lanetli Avlu*’sunun kapılarından içeri adım attığımızda bu şüphenin yerini hızla derin bir sanatsal saygıya bıraktığını görüyorsunuz. Andriç, bu kısacık ama hacmi kendinden menkul romanında, Balkanlar'ın iç içe geçmiş, karmaşık ve çok sesli ruhunu hamasi bir kimlik siyasetine kurban etmeden, doğrudan "insan doğası" üzerinden evrenselleştirerek madalyayı edebi bileğinin hakkıyla taşıdığını kanıtlıyor. Kitabın ismine de ruhunu veren "Avlu", salt fiziksel bir tutsaklık alanı değildir. Sınırları üç kıtaya yayılan koca bir imparatorluğun kusursuz bir mikrokozmosudur. Andriç, Osmanlı İstanbul’unun o devasa demografik haritasını bu hapishane duvarları arasına sıkıştırarak adeta bir Babil Kulesi inşa eder. Bosnalı bir Katolik rahip, İzmirli bir Yahudi, Anadolulu bir Türk, Bulgar tüccarlar, Gürcüler, Araplar ve şehrin tekinsiz karanlıklarından kopup gelmiş sıradan suçlular... Bu mekânsal kurgu, metne muazzam bir teatrallik katmaktadır. Okurken kalabalık bir oyuncu kadrosunun dinamik bir koro işlevi gördüğü, ışık ve gölge oyunlarıyla seyirciyi sürekli tetikte tutan klostrofobik bir tiyatro sahnesinin tam ortasında olduğunuzu hissedersiniz. Farklı dillerden ve milletlerden gelen bu karakterler, kendi ulusal veya dini kimliklerinden koparak otorite karşısında ortak bir "hapishane kimliği" inşa ederler. Avlu, tarihin ve insanlık trajedilerinin sahnelendiği; imparatorluğun tüm sinir uçlarının gelip düğümlendiği ana dekordur. Bu kalabalık ve uğultulu sahnenin
Edebiyat
Lanetli Avluİvo Andriç · İletişim Yayıncılık · 2020460 okunma
Reklam
Reklam