zehra

zehra
@ucuncukisilik
Bu kullanıcı kendini bir Jane Austen romanında sanmaktadır.
Yıldız Teknik Üniversitesi
İstanbul
39 okur puanı
Temmuz 2023 tarihinde katıldı
10/10
·408 syf.··
2024 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2024 22:26
Emily Brontë’nin kaleminden (üstelik o daha 20’lerinin sonunda genç bir kadınken) çıkan ilk ve tek roman olması nedeniyle düşük beklentilerle elime aldığım bir kitaptı Uğultulu Tepeler; kitabı okudukça nasıl bir ters köşe yaşadığıma kendim bile şaşırdım. Yazarın olay örgüsünü ilmek ilmek işleyişine hayran kaldım. Olayların kendisine gelince… Uğultulu Tepeler, büyüdüğü evdekiler başta olmak üzere herkese göre bir “hiç” olan Heathcliff’in nasıl adım adım iki aileyi birbirine kırdırdığını anlatıyor. Karakterin gelişimini okurken şiddetli duygu değişimleri içine gireceğinize eminim nitekim bende de öyle oldu. Sayfaları çevirdikçe aşkın, bir insanın ruhunu nasıl en derinlere kadar sarmalayıp onu zehirleyebileceğini; bir insanın kin ve intikam duyguları içinde ne kadar ileri gidebileceğini göreceksiniz.
Romantik
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202557,9bin okunma
Reklam
10/10
·56 syf.··
2023 68. kitabı
Gerçekten daha önce bir kitabı okurken kitabı kenara koyup hüngür hüngür ağlamayı bu kadar istemiş miydim bilmiyorum. Émile Zola kitap boyunca beş ayrı hikaye anlatmış; beşinde de okuyucuyu öylesine sarsmış, peşi sıra dizdiği acınası ve çaresiz insanları okuyucunun üstüne öyle bırakmış ki satırların altında (hatta onlar birer cansız bedenmiş de üstünüze yığılıp kalmışlar gibi) ezildiğinizi hissediyorsunuz. Yaşam koşullarının insanları soktuğu müşkül durumlar; karın açlığından evladının acısına üzülemeyen anneler, babası döşekte çaresiz yatarken doktora verecek parası olmadan gidip çalışmak zorunda kalan oğlanlar… Fakat unutmamak gerek, yalnızca çaresizliğine acıdıklarımızı değil, akılsızlığından veya hırsından kalbindeki sızıyı hissedememişleri de bulabiliyoruz eserde. Belki de onu böyle etkileyici ve ölümsüz bir klasik yapan da sunduğu senaryoların hayatın bu kadar içinden oluşu, az veya çok her insanın kendinde ya da çevresinde gözlemleyebilecek olmasıdır. Bitirdiğinizde Nasıl Ölünür’ün sizi ölüme ve yaşama dair düşüncelerle baş başa bırakıp hayattaki önceliklerinizi gözden geçirmenize neden olan bir kitap olduğunu göreceksiniz.
Edebiyat
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202224,3bin okunma
Bizim Jane'in Ölümsüz Romanı
10/10
·424 syf.··
Beğendi
·
2023 51. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2023 15:47
Bizim Jane, diyerek başlıyorum çünkü Jane Austen'ın her kitabı gibi Gurur ve Önyargı o kadar doğal, o kadar hayatın içinden ki 200 yıl önce yazılmış bir kurguyu okuyormuşsunuz gibi değil de ablanızın kucağına uzanmış, geçenlerde başına gelen olayları o sizin saçlarınızı okşarken dinliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Bununla birlikte yine de dilin fazla sade olduğunu söyleyemeyeceğim. Ağır betimlemeler bulunmasa da çok fazla kişi ve bölge ismi okumayı güçleştiriyor, uzun bir zamana yayarak okumayı planlıyorsanız bu isimleri hatırlamakta güçlük çekebilirsiniz. Yine de akıcılığı sayesinde zevk alarak okuyacağınızdan emin olduğum bir klasik. Kitabın ne kadar güzel olduğuyla ilgili övgülere daha fazla girmeden biraz Jane Austen'a dönmek istiyorum zira 200 yıldır en çok okunan ve beğenilen klasik romanlardan biri olan Gurur ve Önyargı'ya ne dersem diyeyim yine hakkını veremeyeceğim. Esasında Jane Austen'ın kitaplarında güçlü kadın ana karakterler kullanması, her ne kadar döneminin toplumsal yapısının dışına çıkmasa da nükteci bir tavırla minik eleştiriler koyması, oluşturduğu tiplerin dönemi yansıtması onun eserlerini değerli yapan en büyük unsurlar. Tıpkı Gurur ve Önyargı'da gördüğümüz gibi Akıl ve Tutku'da da bir insana hükmeden duyguların onun hayatına nasıl yön verdiğini görmüştük. Bu kitabı beğenerek okuduysanız Akıl ve Tutku'yu da okumanızı şiddetle tavsiye etmeden bu incelemeyi bitiremem.
Edebiyat
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,8bin okunma
“İmkansız bu! Kadınlar iş birliği falan yapamaz, doğalarına aykırı!”
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2023 50. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2023 22:16
Charlotte Perkins Gilman’ın bu cesur, hiciv dolu ütopyası sizi büyük ihtimalle hayatınızın geri kalanını geçirmek isteyeceğiniz eşsiz bir ülkeye götürüyor. Bu ülkede sadece erkekler değil, aristokrasi, hiyerarşi, aile; rekabet, suç, şiddet, korku yok. Öyle bir ülke düşünün ki bütün kadınlar anne, bütün kızlar kardeş; öyle bir ülke düşünün ki “ben” yok, “biz” var. İşte bu, Kadınlar Ülkesi. Kitap Jeff, Terry ve Vandyck adında (üçü de farklı erkek tipleri olan) üç kaşifin bu ülkeye ayak basmasıyla başlıyor. Jeff, kadınları çok büyük bir minnet duygusuyla başının üstünde taşıyan; onların üstünlüğünü kabul eden ve adeta onlara tapınan, kadınları hep haklı gören yaşça olgun bir karakter. Terry ise tam tersi, ataerkil bir kafa yapısına sahip ve kadınlara sahip olunması gereken objelermiş gibi davranan; gözüyle gördüğü işlere bile “kadınlar yapamaz!” diyen, Kadınlar Ülkesi’ne bile ataerkiyi getirme fantezisi kuran bir karakter. Vandyck ise bu iki tiplemenin tam ortasında dengede duran, yeniliklere açık ve meraklı ana karakterimiz. Kitapta bu üç kaşifin ülkedeki kadınlarla yaptığı kültürel alış verişi okuduğunuzda ataerkil düzenin sosyal yaşamdaki olumsuz etkileri bir bir masaya yatırılırken suratınıza art arda tokat yiyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz. Zira evlilik, namus ve dinden tutun da sağlık ve gıda sektörlerine hatta sokak hayvanlarına veya aşırı nüfuslanmaya varana kadar üst üste eleştiri yağmuruna tutuluyor dünyamız. Elbette Charlotte Perkins Gilman bunu hikayedeki karakterlerin hoşgörülü ve anlayışlı davranışlarını onlara bozdurmadan, büyük bir ustalıkla hissettiriyor. Bu kadınların erkeksi görünüşleri, bir erkekle baş edebilecek kuvvette olmaları, ağaçlara kolayca tırmanabilecek veya ormanda kaçıp izini kaybettirebilecek çeviklikte olmaları da onların
Kadın
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 201819,8bin okunma
10/10
·127 syf.··
Beğendi
·
2023 47. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2023 16:46
Kısa olmasından mütevellit kolay okunacak gibi duran ancak gerek ele aldığı konunun gerek yüzümüze çarpan gerçeklerin ağırlığı nedeniyle hiç de bir oturuşta bitirilebilir olmadığını fark ettiğim bu kitap… Woolf, kadınları ve kadın edebiyatını çok yönlü olarak ele almış; kitap boyunca tanıdığımız Shakespeare, Jane Austen, Charlotte Brontë gibi isimlerden öyle alıntılar yapmış, onların hayatlarını da irdeleyerek öyle sağlam bir neden-sonuç zinciri kurmuş ki bu kitabı okuduktan sonra bahsi geçen yazarlara ve “kadın edebiyatına” bakış açınızın değişmesi işten bile değil. Bu kitabı okumak tek bir kitabı okumak değil; birçok kitapla, yazarla, düşünceyle tanışmak demek. Woolf’un kendine has üslubu ile bir araya geldiğinde kendisine hak vermek bir yana, üstünde hiç durmadığınız detayların aslında ne kadar can alıcı olduğunu fark ediyorsunuz. “Düşünsel özgürlük maddi şeylere bağlıdır. Şiir ise düşünsel özgürlüğe bağlıdır. Ve kadınlar her zaman yoksuldu. Hem de yalnızca son iki yüz yıl için değil, tarihin başından beri yoksullar. Kadınlar, Atinali kölelerin oğullarından bile daha az düşünsel özgürlüğe sahip olmuşlardır. O halde, kadınların zerre kadar şiir yazma şansı olmamıştır. İşte bu nedenle paranın ve insanin kendine ait bir odasının olmasının önemini bu kadar vurguladım.” Kitap boyunca üstünde yoğunlaşılan bu fikri Woolf’tan dinlerken Napolyon’dan tutun da Woolf’un kendi dönemindeki yazarların fikirlerini öğreniyor, eleştiriyorsunuz. Eminim ki okurken altını çizmenin yanında ufak not kağıtlarına kendi fikirlerinizi de yazıp sayfalara iliştirmek isteyeceksiniz. Bu feminist bir kitap mı? Eğer kastınız toplumdaki cinsiyet rollerinin kadınlara yüklediği ağırlıkları; erkeklerin kadınlara vermediği değeri ve kadınların üniversiteye ya da kütüphaneye gitme, bir roman veya şiir
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,2bin okunma