• Proust haklıydı: Kötü müzik, bir Missa Solemnis’den daha iyi yansıtır yaşamı. Sanat alaya alır bizi, içimizi rahatlatır; dünyayı, sanatçıların olmasını istedikleri gibi gösterir: Ucuz roman ise eğlendiriyormuş gibi görünür, ama dünyayı olduğu gibi gösterir ya da en azından nasıl olacaksa öyle.
    Umberto Eco
    Sayfa 152 - Eco’nun Foucault Sarkacı eserindeki Jacobo Belbo’nun ağzından
  • "Uncomfortable silences. Why do we feel it's necessary to talk about bullshit in order to be comfortable?"
  • Ucuz ve sanattan uzak bir roman okumak, gündüz hayal görmekten farklı değildir. Böyle bir kitap, okurda hiçbir üretici tepki doğurmaz. Tıpkı boş bir televizyon programı seyrederken, düşünülmeden atıştırılan çerezler gibi , bu roman da öylesine yutulur.
  • Bense vücuduma şiirler saplıyorum durmadan
    Sen de bilirsin ya Allah
    Dayanabileceği kadar acı verirmiş insana.

    Geçen yazı
    Bir dut ağacının altında roman okuyarak geçirdim
    Dut taneleri düşerdi sayfalara
    Tıpkı tatlı bir yaz yağmuru gibi
    Büyük taneli tıpırtılarıyla
    Kendimi dut ağacının gölgesini yiyen
    Bir ipek böceğine benzetirdim.
    Ucuz teşbihler beyaz atlı prenslerdir Pollyanna
    Bir şiire gelir
    Ve onu bu hayattan kurtarırlar.

    Ah Pollyanna, 
    İçimde sanki hep aynı şarkıyı çalan bir laterna: 
    Cancağızım basma perdeme bir çiçek de sen olsaydın
    Kaçarken yangın merdivenlerine
    Keşke grapon kağıtları assaydın.
  • Ucuz ve sanattan uzak bir roman okumak, gündüz hayal görmekten farklı değildir. Böyle bir kitap, okurda hiçbir üretici tepki doğurmaz. Tıpkı boş bir televizyon programı seyrederken, düşünülmeden atıştırılan çerezler gibi, bu roman da öylesine “yutulur”. Ama örneğin Balzac’ın bir romanını üretici olarak, içsel bir katılma ile yani “olmak” ilkesini harekete geçirerek okuruz. Ancak çoğu kez böyle değerli romanlar bile, tüketim toplumlarında, “sahip olmak” yönlenişi ile okunmaktadırlar. Merakı uyanmış olan okuyucu, kahramanın ölüp ölmediğini veya genç kızın o adama aşık olup olmadığını öğrenmek istemektedir. Roman bu aşamada, onu heyecanlandıran, mutlu ya da acılı sonu ile de rahatlamasını sağlayan bir araç görevindedir. Sonucu öğrendiğinde, bütün öykü sanki anılarında yeniden canlanıyormuşçasına, onundur artık. Ama bu romanın okunması ile okuyucu yeni bir bilgi edinememiş, insan hakkındaki görüşleri de pek derinleşmemiştir. Belki kendini romanın kahramanı ile özdeşleştirmesi nedeniyle, kendisi hakkında bir şeyler öğrenebilmiştir, hepsi o kadar.
  • ''Senin bir karakter olman,bir karakterin olduğu anlamına gelmez...''
    Ucuz Roman Filminden
  • 261 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Not: Kitabın olay akışı ve sonu hakkında bilgi içerir.
    *
    Faşizmin çocuk karakterler üzerinden olağanüstü bir anlatımıdır bu roman.
    Her şeyden önce Mına Urgan çevirisi ve fakat asıl ''son sözü'' ile büyük iş çıkarmıştır.
    Thomas More'un Ütopya'sında da Mına Urgan'ın harika bir incelemesini okumuştum.
    Yeri gelmişken onun ''Bir Dinozorun Anıları'' kitabını da herkese tavsiye ederim.
    *
    Hep Mına Urgan'dan öğreniyoruz.
    Şeytanın Kutsal Kitap'taki İbranice adı, Sineklerin Tanrısı anlamına gelen Ba-al-z-bub imiş. Kitapta Sineklerin Tanrısı sineklerin konduğu ölü bir domuz başı olarak somutlaştırılır.
    *
    Üçüncü Dünya Savaşında muhtemel bir atom bombasından uzak tutulmak için bir uçağa bindirilen çocukları taşıyan uçak saldırıya uğrar ve çocuklar bir adaya düşer. (Bu arada yazar William Golding 2. Dünya Savaşında ''deniz eri'' olarak yer almış.)
    Bu andan itibaren adanın dışında büyükler, adanın içinde ise yaşları 6-12 arasında değişen çocuklar ''savaşacak''tır.
    *
    Başlangıçta ada bir ''cennet'' gibi pırıl pırıldır.
    Fakat giderek korkunç bir cehenneme dönüşür.
    Her insan gibi çocukların içinde yer alan ''kötülük'' duygusu eğitimsiz ve uygarlıksız bir adada faşizmi hortlatacaktır!
    *
    Çocuk karakterler böylece her biri büyüklerin dünyasında örneklerini gördüğümüz kişilikler olarak karşımıza çıkarlar.
    *
    Demokrasiyle seçilen Ralph'ın karşısına faşist Jack çıkar.
    Demokratik yollardan umduğunu bulamayınca insandaki kötülük iktidarını kullanır.
    Kanı, vahşeti, ırkçılığı, ve şovenizmi...
    Bütün bunları ilkin eğlenceyle karışık yüzüne sürdüğü ve bir maske olarak başka bir kimliğe büründüğü boyalardan aldığı güçle ve görünmez bir hayali dış ''canavar''ın yaydığı korku duyusuyla yapar.
    Güya adada bir ''canavar'' vardır, onların peşindedir.
    Onu takip ederlerse bu ''canavar''la başa çıkacaklardır.
    Ayrıca domuz avlayacaklar, kan dökecekler, eğlenecekler, et yiyecekler, değişik boya, kostüm, danslarla vakitlerini hoşça geçireceklerdir.
    Bu sırada ateş yakılıp çıkan dumanla gemilere işaret verilip kurtulmaları gerektiğini söyleyen aydınlar; canavarın olmadığı, tek canavarın insanın içinde olduğunu söyleyen bilginler alaya alınacak ve hunharca öldürülecektir.
    Ucuz korkuların üstüne giden; ama demokratik yolla faydalı işler yapmak isteyen idareciler ise faşist liderin peşlerine şovenizmle taktıkları kalabalıklar tarafından eziyet altında yaşatılacaklardır.
    Ateş aydınlanmak ve kurtulmak için değil, vahşet için çalınacak ve kullanılacaktır!
    Sineklerin Tanrısı giderek soğuk ve ölü bakışları ile sağduyuyu, aklı, iyiliği, adaleti boğacak bir kitlenin Tanrısı haline gelecektir.
    *
    Sineklerin Tanrısı, sürpriz bir sonla biter.
    Öldürmek için, yok etmek için yakılan ateş bütün adaya yayılarak devasa bir duman çıkarır ve tam bu sırada bir gemi dumanı fark ederek askerler adaya girerler.
    Çocukları görürler.
    Buranın lideri kim diye sorarlar.
    Ralph, tek başına kalan, eziyet içinde diğerleri tarafından çembere alınan, onlardan kaçan Ralph, yine de ''Benim'' der.
    Jack bir şey diyecek olur. Susar.
    *
    Kurtulmuşlardır.
    *
    Aydınlar, bilginler ölmüştür.
    *
    Ağlarlar uzun uzun...
    *
    Ama gerçekten kurtulmuşlar mıydı?
    Roman burada biter.
    *
    Dışardaki ''büyüklerin'' savaşından ne haber?!