• Her şey git gide daha garipleşmekte ve aynı zamanda durağanlaşmakta. Durağanlaşmakta olan benim. Kayıtsızlığım, isteksizliğim, umursamazlığım bir nebze daha artmış bulunmakta. Artık normal olan, günlük hayatın bir parçası olan birçok şey bana külfet. Sadece yaşamak için. Yaşamış olmak için. Bir gün daha geçsin diye. Bir hafta daha geçsin diye. Bir ay daha ve yıllar ve bir ömür daha geçsin diye. Artık her şey bana zoraki. Uyumak için yatağa girdim, zorladım kendimi, uyumalıyım. Uyumak istemiyorum. Saatler geçmiyor, bir, iki, üç saat. Uyumak istemiyorum, uyuyamıyorum. Kalk yataktan kalk hemen. Üç saat oldu kalk hemen. Kalktım uykusuzluktan bayılmayı bekliyorum. Ahşap zemine uzandım. Tavana bakıyorum, uzun zaman oldu uyumayalı. Hayır, daha dün uyumamış mıydım? Hatırlamıyorum. Kafam boşalıyor, gözlerimdeki kaslar boşalıyor, hayatım boşalıyor. Yatağa gidiyorum. Kalın yorganın altına gömülüyorum. Bedenim ufalıyor, ufalıyor, ufalıyor. Küçücük oluyorum. Öyle sıkı tutuyorum ki yorganı, içime sokacak kadar bastırıyorum gövdeme, yalnızlıktan. Zaman artık daha hızlı akıyor. Üç saat geçiyor. Çalan alarmla uyanıyorum. İşe gitmem gerekiyor. Gidecek misin? Hayır. O zaman uyu. Biraz daha direniyorum. Balkona çıkıyorum sigara içiyorum, salona gidip bir film açıyorum. Ucuz roman. Gözlerimi açıyorum hala yataktayım. Rüyaymış. Uyuyorum yine. On üç saat geçiyor. Kalkmak istemiyorum yataktan. Uykum yok. Ama kalkamıyorum. Kalksam ne yapacağım. Yine geçiyor saatler. Belki günler, bilmiyorum. Hadi bi kahve sigara. Hop fırladım yataktan. Sigara içmeyi seviyorum. Sigara güzel. İçtim ve bitti. Bir tane daha, hayır istemiyorum, başımı döndürüyor. Neredeyse akşam olmuş, karnım acıkmış. Yemek istemiyorum. Önümde koca bir gece. Ben ona bakarım, o kim bilir nereye. Ne yapacaksın? Yaşayacaksın, o kadar. Sadece yaşayacaksın. Zoraki yaşayacaksın. Ne yapacağım, ne yapacağım. Para kazanmalısın. Kitap oku evet kitaplar iyidir. Yemek ye çok açsın. Biraz insan içine çık. Konuş onlarla, sohbet et, beceremem ki. Üniversite sınavına çalışmalısın, çok geç. Tercih, bir karar vermelisin, peki nasıl? Bir amaç evet bu işte bir amaç bir hedef, gaye, ülkü her ne boksa öyle bir şey. Peki ne? Nasıl, neden. Ne yapacağını bilen var mı?
  • Kitabın yazarı ve aynı zamanda sitenin takipçilerinden olan İbrahim Bey'in de rızası ve isteği üzerine kendisiyle paylaştığım inceleme yazımı aşağıya bırakıyorum;

    İbrahim Bey merhabalar,
    Kitabınızı bugün okudum. Beklentimin oldukça üzerinde olduğunu söylemeliyim.Eleştirmen falan değil amatör bir okurum. Bir şey iddia etmeden tamamen kişisel okuma deneyimimin hissettirdiklerinden bahsetmek, bu vesileyle mümkün olduğunca sonraki planlarınız için yardımcı olmak gayesiyle yazıyorum;
    1. Başlangıç bölümündeki bazı kelime seçimleri ve cümle kurulumları okumadaki akışkanlığı olumsuz etkiliyor. Hemen ilk sayfadaki "belki de onu deneyimli yapan kişi de benim" ve "Zaten onun için ben enteresan bir kişilik olduğum için elindeydim" gibi.
    2. İlk 3 bölüm boyunca bir ilk roman acemiliği hissinden kurtulamadım. Zaman zaman paragraflar arasındaki geçişlerin çok sert olması rahatsız etti. Sayfa 33 te Leman 'ın ölümü mesela; aceleye getirilmiş, üzerinde biraz daha çalışılması gereken bir pasaj gibi hissettim
    3. Dördüncü bölümde romanın enerjisi birden bire yükseliyor. Bence buradan itibaren oldukça iyi bir kurgu yaratmış ve işlemişsiniz. Sanki acemiliği atmış ve rahatlamış gibisiniz. Bağlantılar ve akışkanlık oldukça etkileyici.
    4.Bir de hikaye içinde cinsel ögeleri zaman zaman bir araç değil amaç gibi kullandığınız hissine kapıldım. Bazı yerlerde hikayenin itmesiyle değil sizin isteğinizle eklenmiş gibi. Bu da küçük paragraflar halinde ucuz fantezi hikayelerini çağrıştırıyor ve tempoyu birden düşürüp okuma keyfini kesintiye uğratıyor.
    Genel bir değerlendirme isterseniz bence oldukça iyi iş çıkarmışsınız. Daha iyisini yapabileceğinizi düşünüyorum.
    Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
  • Dünyanın en büyük sırlarından biri, José Rodrigues Dos Santos'un eğlenceli ve heyecan verici romanı "Tanrı’nın Formülü" kitabında ele alınmıştır diyebilirim. Portekizli yazar, "Tanrı Formülü" kitabı ile eğitici modern bilimsel bilgileri, düşüncenin antik manevi geleneklerini ve aksiyon dolu casusluk eylemlerini harmanlıyor.

    Portekizli üniversite profesörü ve kriptanalist Tomás Noronha, Kahire'de bir konaklama sırasında gizemli ve göz alıcı İranlı Ariana Pakravan ile sohbettedir. Pakravan, Profesörden Tahran'da bulunan, bugüne kadar bilinmeyen ve Albert Einstein tarafından yazılan bir yazının şifresini çözmesini istemektir. Bilinmeyen bu belgenin içeriğiyle sadece İran istihbarat servisi değil, aynı zamanda Portekizliyi ajan olarak işe alan CIA de ilgilenmektedir. Amerikalılar ve İranlılar elde olan bu eski el yazmasının “ucuz yollu” atom bombası üretmek için kolayca anlaşılabilir bir plan içerdiğini düşünmektedir. Tomás, İranlıların nükleer bomba oluşturma bilgisine erişmesine muhakkak engel olmalıdır.

    Tabii ki, Profesör iki cephe arasında vermiş olduğu hizmet esnasında kendisini çabucak ele verir. Tehlikeli sayılabilecek sorunlar ile karşılaşır ve artık hayatı tehlikededir. İran'dan kaçma çabası içerisindeyken bile el yazmasını hala deşifre etmeye çalışmaktadır. Einstein'ın eski sırrını çözebilmek için Portekizli matematikçi ve fizikçilerde destek arar ve aynı zamanda bu soruya yanıt alabileceğini düşündüğü Tibet'e de gider. Araştırmaları esnasında dünyada üzerindeki en büyük sırlardan birine rastlar. Albert Einstein, el yazmasında nükleer bir bombanın nasıl inşa edileceğine dair en ufak bir bilgi vermemesine rağmen, ondan daha önemli bir şeye işaret etmektedir. Ya burada bir bombaya değil de, varlığını bilimsel olarak kanıtladığını düşündüğü "Tanrı’nın Formülü" ne işaret ediyorsa?!

    "Tanrı’nın Formülü" bomba etkisi yaratacak nitelikte bir casusluk, gerilim türü olarak pek ifade edemesek de, gerçekten olağanüstü bir roman ve J.R. dos Santos kitapları arasında okunması gerekenlerden bir tanesi diye düşünüyorum. Olması gereken bir şekilde ele alınmış olan romanımızda, iki rakip istihbarat biriminin pençesine düşen saf bir profesör ana karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Neredeyse tek tabanca, insanlığın tüm çabalarına rağmen erişemediği, binlerce yıldır deşifre etmeye çalıştığı sırlardan birini çözmeyi başarıyor. J.R. dos Santos, her zaman olduğu gibi kahramanı Tomás’ı dünya çapında bir seyahate çıkarıyor ve bize bir ziyafet sunuyor.

    Bilimsel ve Manevi Bilgi
    J.R. dos Santos, kitabının ortalarından sonra gelecek olan asıl konuya odaklanmadan önce, okuyucuyu heyecan verici bir hikâye ile büyülüyor ve okurun kitaptan kopmamasını sağlıyor. Kitapta Profesör Noronha’nın farklı uzmanlarla ile yaptığı bilimsel, doktrinsel görüşmeler daha geniş bir kapsamda ele alınıyor ve eylemler ile dolu casusluk aktivitesi bir arka planda kalıyor.

    Benim kanaatimce, Portekizli yazar burada "Tanrı’nın Formülü" ile biz okurlarına esas olarak geniş, evrensel bir bilgi aktarmaya çalışıyor. Yazar, bir yandan modern matematiği, fizik bilgisini, görelilik kuramını, kuantum teorisini, kaos teorisini, kelebek etkisini ve sicim teorisini işlerken, öte yanda, Kutsal Kitap'ta bulunan dört yüz yıllık manevi değerleri, Buda'nın dört asil hakikatini, Hinduizm'in Brahman'ını, Taoizm'in Yin ve Yang'ını biz okurlara aktarmaktadır. J.R. dos Santos, karmaşık bilgileri kapsamlı ve etkileyici bir şekilde harmanlayarak, her şeyin nasıl birbirine bağlantılı göründüğünü çok güzel işliyor.

    Evren Hakkında Derin Gerçekler
    Tomás ile birlikte, okuyucu, Tanrı'nın varlığını kanıtlamak için "Tanrı Formülü" nün gizemini açığa çıkarmaya çalışır. Ancak, Portekizli yazar bu heyecan verici soruyu benim için çok rasyonel bir bakış açısından değerlendiriyor. Dos Santos'un -çok fazla sır vermeden- okuyucuya, bilimin mutlak mısdak olduğuna işaret etmesini biraz endişe ile karşılıyorum. Bununla birlikte; Eski kutsal metinlerin, günümüz biliminin bile evrende daha yeni keşfettiği ve kabul ettiği çoğu şey hakkında derin gerçekleri içerdiğini belirtmek isterim.

    Arka kapak yazısı;

    "Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa sırlarını sinsiliğinden değil özündeki yüceliğinden dolayı saklar."
    ~ Albert Einstein ~

    1951 sonbaharı: İsrailin ilk başbakanı David Ben Gurion, Albert Einsteinla tanışmak için Princetona gider. Ziyaretinin amacı nükleer silah elde etmektir. Atomla başlayan gizli sohbetleri hızla Tanrının varlığına doğru yönelir. Einstein Tanrının formülünün peşindedir. Dünya düzenini tepe taklak edebilecek bir önemde olduğu için CIA de bu belgenin izini sürmektedir.

    Günümüz Kahiresi, Tahrir Meydanı: Kriptolog ve tarih profesörü Thomas Noronhanın hayatı, çekici İranlı bir kadın olan Ariana Pakravanın, çok gizli bir elyazmasını deşifre etmek için yardımını istemesiyle alt üst olur. Albert Einstein imzalı elyazmasının başlığı Tanrının Formülüdür. Bu formülü deşifre edebilecek tek uzman Noronhadır. Bunun farkında olan tüm güçlerse Noronhayı izlemektedir. Kendisiyle birlikte dünyanın da kaderini ilgilendiren bu formül pandoranın kutusuna dönüşmek üzeredir.

    Tanrının Formülü, zamanın başlangıcına, evrenin kökenine ve hayatın anlamına dair bu müthiş macerada kuantum fiziğini dinle, Batı felsefesini Doğu mistisizmiyle buluşturan "Tanrı var mı? Doğum ve ölüm nasıl şeyler? Evren sonsuz mu yoksa bir gün yok olacak mı?" gibi insanlığın her zaman üzerine kafa yorduğu sorulara da bir cevap ararken okurlara unutamayacakları bir macerayı da sunuyor.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • "Bir kişi olman,bir kişiliğin olduğu anlamına gelmez."
    Ucuz Roman