VE KEMALİZM 91
C
Aradan elli küsur sene geçmiş. Köprülerin altından çok sular akmış. Ama bir şeyler, hâlâ değişmeden, kaskatı donakalmış. Mesela eğitim, mesela okullar, mesela okulların açılış törenleri. Onlardan birindeyiz şimdi. Bir şirin Ege ilçesinde; şehrin güzelim mor-yeşil dağına doğru yükselen kesiminde kurulmuş bir ilkokuldayız. Ortalık ana-baba günü. Kalabalık, geniş beton avluyu aşmış; kirpi taşla örtülü eğri sokağa kadar taşmış. Beyaz yakalı, kara önlüklü yüzlerce çocuğun şen şakrak oyunlarına simitçi, susam helvacı, şam tatlıcı avazları karışmada. Az ötede, iki katlı, treni andırırcasına uzun okul binasının girişine yakın, ceketi düğmeli, kravatlı, sinek kaydı tıraşlı, saçları yandan ayrılmış, lavanta yahut limon kokulu birkaç öğretmen, sohbete dalmışlar. Onların biraz yakınında, onca ana-baba var. Çocukları ellerine yapışmış. Okula yeni başlayacak olan çocuklar bunlar. İçlerinde "Gitmicem işte" cileleri mi ararsınız; sevineni, güleni mi. Her ne ararsanız, var. Hepsi de çocuk; hepsi çok çocuk.
Vakit ilerliyor. Derken, birden garip bir ses ortalığı kaplıyor: "Fuuuu, fuuu." Anlaşılan, Atatürk başı konmuş masaya yaslanan müdür, mikrofonun ses kontrolünü yapmada. "Fu"lar duyulduğuna göre, asayiş berkemal. Ve o sayede, bet bir ses çınlamaya başlıyor: "Sayııın veliler, sevgiliii..."
Bezgin bezgin "Uff, ne zaman bitecek?" diyen yüzlerin gölgesinde, ulu önder Atatürk'ün dediği gibi bitiyor konuşma. Bitmesiyle beraber, yeni öğretim yılı başlamış oluyor.
Geçen sene de tıpkı öyle olmuş. Ondan öncesi de. Ondan öncesinin öncesi de. Sonrası? Sonrasının sonrası? Allah bilir.
Bütün bu hengamenin ötesinde, manzaraya kuşbakışı göz gezdirirseniz eğer, onca kalabalığın dışında, ama yine avluda, minik çam fidelerinin ardındaki minare boylu yaşlı ıhlamura yaslanmış bir