Puan vermedi·296 syf.··
2026 103. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 16:58
15. yüzyıl Ukrayna Kazaklarının Polonyalılara ve diğer topluluklara karşı verdiği mücadeleyi ve geleneklerini anlatan destansı bir eserdir. Eser; savaş, din, milliyetçilik ve baba-oğul çatışması ekseninde sadakat ve ihanet temalarını işler.
Taras Bulba ve Mirgorod ÖyküleriNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2010533 okunma
"Toz pembe hayaller vardı. Pembesi gitti, tozu kaldı. "
8/10
·144 syf.··
2026 20. kitabı
SPOILER İÇERİR. Irène Némirovsky’nin henüz 23 yaşında yazdığı ilk romanı Yanılgı, adının hakkını sonuna kadar veren, aşkı ve insan ilişkilerini romantik bir pırıltıdan arındırarak "iletişimsizliğin" ve "yanlış beklentilerin" trajedisine dönüştüren muazzam bir psikolojik tahlil eseri. Demet Akalın'ın şarkısında dediği gibi toz pembe hayallerin, pembesinin gidişini ve tozunun ortada savrulmasını okuyoruz. Yanılgı, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından güney Fransa'da bir sahil kasabasında yolları kesişen aristokrat Denise ile savaşın gölgesinde her şeyini kaybetmiş gururlu Yves'in trajik aşkını (Denise evlidir,aslında bu bir aldatma) konu alır. Birbirlerini çok farklı ideallerle kafalarında büyüten bu iki insan, Paris’in gri ve boğucu atmosferine döndüklerinde aralarındaki sınıfsal uçurumla ve aşılmaz karakter zıtlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aslinda bambaşka hayatlar yaşayan iki insanın arasında yaşanan, belirli kısa zamanlarda buluşarak tamamen cinselliğe dönen ve gerçek hayatlarına ve kimliklerine dair hicbir sey paylaşamadıkları bir iletişim biçimi haline gelir. Hatta öyleki ilerledikçe Yves bu ilişkiyi bir zorunluluk olarak görmeye ve bunalmaya başlar. Denise, Yves’e karşı yıkıcı ve körü körüne bir tutku besleyerek ailesini bile ihmal ederken; Yves içine düştüğü depresyonun, kibrin ve maddi yetersizliklerin faturasını sessiz duvarlar örerek Denise'e keser. Némirovsky, her iki karakterin de aslında birbirini hiç anlamadığını ve tamamen kendi zihinlerindeki illüzyonlara aşık olduğunu göstererek, bu iletişimsizliği kaçınılmaz ve sarsıcı bir duygusal kopuşla noktalar. Karakterlerin birbirini asla gerçekten "görememez" . Bir yanda savaşın getirdiği yıkımla sadece maddi refahını değil, ruhsal dengesini de kaybetmiş, gururu ve kibri yaralı Yves var; diğer
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024709 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Ukrayna yazıçısı Andrey Kurkovun Grey Bees (Gri Arılar) romanı 2014-cü ildə başlayan Donbas müharibəsi dövrünə aiddir. Romanın hadisələri Ukraynanın şərqindəki Donbas bölgəsində, Ukrayna hökumət qüvvələri ilə Rusiya tərəfdarı separatçılar arasında gedən silahlı münaqişə fonunda cərəyan edir. Bu müharibə nəticəsində bəzi yaşayış məntəqələri cəbhə xətti arasında qalmış və "boz zona" adlandırılan ərazilərə çevrilib. Əsərin qəhrəmanı Sergeyiç də məhz belə bir kənddə yaşayır və müharibənin adi insanların həyatına təsirini öz gündəlik həyatı vasitəsilə göstərir. O, nə siyasi mübarizənin içindədir, nə də ideoloji tərəf tutur. Onun əsas qayğısı arılarını və öz həyatını qorumaqdır. Bu kənddə cəmi 2 sakin qalıb. Əsəri oxuyanda gürcü filmi “Mandarinlər” filmi yada düşür, amma burada filmdəki kimi iki düşməni bir evdə saxlamaq söhbətləri yoxdur. Əsərin qəhrəmanının fikri sadəcə öz arılarını qorumaqdır. Əsərdə arılar simvolik məna daşıyır. Arılar sərhəd, milliyyət və ya siyasi mövqe tanımırlar; onlar sadəcə yaşayır və öz işlərini görürlər. Bu baxımdan arılar insanlardan fərqli olaraq müharibənin yaratdığı nifrət və bölünmədən uzaqdırlar. Müəllif onların vasitəsilə təbiətin saflığını və həyatın davamlılığını vurğulayır. Əsərin əsas mesajlarından biri budur ki, müharibə insanı ucaltmır; sadəcə onun nəyə tutunduğunu üzə çıxarır. Sergeyiç üçün bu dayaq nöqtəsi arılarıdır. Onları qorumaq cəhdi əslində insanlığını, ümidini və yaşamaq istəyini qorumaq cəhdidir.
Gri ArılarAndrey Kurkov · Siren Yayınları · 202577 okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,5bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
Sakin, nazik nazik derdini anlatan bir kitap Gri Arılar. Süssüz, gösterişsiz bir dille insanı yormadan eşlik ediyor bize.Okumadan önce ıssız bir hikaye okuyacağımı düşünmüştüm ama öyle olmadı.Sergeyiç Ukrayna ve Rusya yanlısı ayrılıkçıların savaşı arasında gri bölgede arıları ile yaşayan eşi ve kızından ayrılmış bir adam.Köyde sadede eskiden beri hiç anlaşamadığı Paşka ile kalmıştır.İki arkadaş ayrı tarafları seçse de aralarındaki gerginlik zamanla başka bir duruma evriliyor.Biz gri bölgede savaşın ayak seslerinin eşliğinde, bombaların, silahların uğursuz seslerinin gölgesinde dönemin kirli havasını sokuyoruz.Ama sonra bir yolculuk hikayesine evriliyor olay. Sergeyiç'in gittiği yerlerde gördüğü muamele, yaşadığı maruz kaldığı, tanık olduğu şeyler ülkenin durumu, zihniyeti ile ilgili çok şey anlatıyor.Sergeyiç ile yolun stresini yüreğinizde hissediyorsunuz. Gittiği yerlerde bambaşka gerçekleri sunuyor bize. Ama Paşka ve orada tanıştıkları askerler, Sergeyiç'in gri bölgede yaşadıkları da ateş hattında kalmanın zorluklarına tanık ettiriyor bizi. Çağdaş Ukrayna edebiyatından kaçırılmaması gereken bir eser. Umutsuz bir anlatı değil, etkileyici bir eser. Severek okudum ayrıca içinde bulunduğu atmosferi okura güzel solutuyor.@sirenkitap #griarılar #okudumokuyun #okudumbi̇tti̇
Gri ArılarAndrey Kurkov · Siren Yayınları · 202577 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 93. kitabı
Holokost edebiyatı okumayı, hissettirdiği o ağır ve derin acıya rağmen çok seviyorum. Hele bir de anlatılanlar sadece kurgudan ibaret değilse; arkasında gerçek bir yaşam öyküsü, bir otobiyografi saklıysa... O zaman kitabın bendeki etkisi katbekat daha sarsıcı oluyor. Aharon Appelfeld’in Hüznün Kıyısına romanını bitirdiğimden beri kitabı elimden bırakıp kapağına bakıyorum uzun uzun. 17 yaşındaki anlatıcımız Edmund, aslında yazarın kendi gençliğinin, kendi anılarının ta kendisi... İşte bu yüzden romandaki her bir kelime, her bir nefes o kadar gerçek ki, okurken insanın kalbi acıyor. Ukrayna ormanlarının o dondurucu soğuğunda, ölümün nefesini enselerinde hissederek hayatta kalmaya çalışan bir avuç insan... Ama bu karanlığın içinde beni en çok ne etkiledi biliyor musunuz? Yaşanan tüm vahşete, o dipsiz hüzne rağmen içeriden yükselen o cılız ama inatçı umut... Kitaptaki her bir karakter sanki insanlığın unuttuğu bir duyguyu tek başına sırtlanmış gibiydi. İnancın sembolü olan o unutulmaz komutan Kamil... Konuşamayan küçücük bir çocuk olan ve sığındığı adamı babası belleyen Milio; o bizim umudumuzdu işte. Ve o zorbalığın ortasında onlara yemekler pişiren, kıyafetlerini onaran yaşlı nine... O da şefkatin, şefkatle sarıp sarmalamanın resmiydi adeta. Her biri içimizde ayrı bir duyguyu tutuşturdu. Şimdi dönüp tekrar kapağa bakıyorum... Gri, puslu, o Ukrayna ormanlarının dondurucu havasını yansıtan bir görsel. Arkada beliren asker figürleri... Ama dikkatli bakınca bir detay var ki insanı ağlatacak kadar güzel: Kenarda hafifçe yeşermeye başlamış o dal... Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın insanın içindeki o umudun hep yeşerebileceğini hatırlatıyor bize. Gerçek bir acının içinden süzülüp gelen, ruha dokunacak muazzam bir yolculuk arayanların çok ama çok seveceği bir kitap
Hüznün KıyısınaAharon Appelfeld · Livera Yayınevi · 20238 okunma